Cumhuriyet'in hayatımızdaki yerini anlamak için bazen tarih kitaplarına değil, insanların hayatlarına bakmak yeterlidir.

Cumartesi günü Başkent Niğde Vakfı Kadın Kollarının düzenlediği bir etkinlikte, aynı salonda oturan kadınlara baktım. Kimi hâkim, kimi avukat, kimi doktor, kimi üst düzey yönetici… Emekli olduğu hâlde öğretmenlik mesleğini gururla sürdürenler de vardı aralarında.

Memleketlerinden, köylerinden, kasabalarından çıkıp gelmişlerdi. Bugün Başkentte hayatlarını sürdürüyor, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkıyorlardı. Herkes ailesinin yanında okuyacak kadar şanslı değildi. Kimi bursla okumuş, kimi öğrenci yurtlarında kalmış, kimi bir tanıdığının evinde barınarak eğitimini sürdürmüştü. Her birinin ayrı bir hikâyesi, aşması gereken güçlükleri vardı. Ailelerinin fedakârlıkları ve kendi emekleriyle bugün bulundukları yerlere gelmişlerdi.

Onlara bakarken annelerini, ninelerini düşündüm. Belki hiç okula gidememiş, yeteneklerini ortaya koyma fırsatı bulamamış, hayatını başkalarının belirlediği sınırlar içinde geçirmek zorunda kalmış kadınları… Aynı topraklarda yetişen kuşakların hayatları arasında ne büyük farklar oluşabiliyordu!

Ben o gün Anadolu'nun kadınlarının yüzlerinde Cumhuriyet'in aydınlığını gördüm.

Bir zamanlar kız çocuklarının eğitimine sıcak bakılmayan bir toplumda, bugün kadınlar hayatın pek çok alanında sorumluluk üstleniyordu. Cumhuriyet'in açtığı eğitim yolu, onlara kendi hayatlarını kurabilme imkânı sunmuştu. Elbette bu yolda yürümek kolay değildi. Ailelerin desteği, öğretmenlerin emeği, burslar ve yardım elini uzatan insanlar önemliydi. Bütün bunların yanında kadınların azmini ve yıllar süren emeklerini de yabana atmamak gerekir.

Bu değişimin arkasında, Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün kadınların toplumdaki yerini ve eğitim hakkını önemseyen anlayışı vardı. Atatürk, çağdaş bir toplumun kadınlarıyla birlikte yükselebileceğine inanıyordu. Cumhuriyet'le birlikte kadınların eğitimde, çalışma hayatında ve yönetimde daha fazla yer almasının önü açıldı. Ancak bu imkânları gerçeğe dönüştürmek, kadınların kararlılığını ve yıllar süren çabasını da gerektiriyordu. O gün aynı salonda gördüğüm kadınların hayatlarında, bu büyük dönüşümün izlerini buldum.

Bu hikâye yalnızca o gün aynı salonda gördüğüm kadınlarla sınırlı değildi. Yurdumun dört bir yanında köylerden, kasabalardan çıkıp vali, milletvekili, belediye başkanı olan; üniversitelerde bilim üreten, hastanelerde hayat kurtaran, mahkeme salonlarında adalet için çalışan kadınlar vardı. Türkiye'nin ilk kadın başbakanı da kadınların ülke yönetiminde üstlenebildiği sorumluluğun örneklerinden biriydi.

Bu kadınların başarılarına bakarken yalnızca taşıdıkları unvanları görmemek gerekir. Belki arkalarında bir köy okulunun sırası, bir öğrenci yurdunun odası, ailelerinin büyük fedakârlıkları ve yıllar süren bir emek vardı. Bir zamanlar uzak bir hayal gibi görünen mesleklerin kadınlar tarafından yapılması, Cumhuriyet'in açtığı imkânların hayatlarda nasıl karşılık bulduğunu gösteriyordu.

Cumhuriyet'in değeri biraz da burada saklı: Bir kuşak için ulaşılması güç olan imkânların, sonraki kuşaklar için hayatın olağan bir parçasına dönüşmesinde…

Bugün bir kız çocuğunun okuyabilmesini, yeteneğine uygun bir meslek seçmesini, kendi emeğiyle ayakta durmasını doğal karşılayabiliyoruz. Oysa bu imkânlar geçmişte herkes için aynı ölçüde erişilebilir değildi. Bugünün sıradan görünen hayatları, dünün hayalleri olabilir.

O gün salondaki kadınlara bakarken geçmişle bugün arasında bir köprü kurdum zihnimde. Annelerinin, ninelerinin kendi hayatlarında gerçekleştiremedikleri hayaller, kızlarının ve torunlarının gerçeği olmuştu. İnsanı gururlandıran da buydu: Anadolu'nun bir köyünden ya da kasabasından çıkan bir kız çocuğunun eğitim sayesinde kendi yolunu bulabilmesi, yıllar sonra toplumun farklı alanlarında sorumluluk üstlenebilmesi…

Ancak Cumhuriyet'le gurur duymak, yalnızca geçmişte kazanılanları hatırlamakla sınırlı kalmamalı. Bugün sahip olduğumuz imkânların bizden sonraki kuşaklara da ulaşması için yapabileceklerimizi düşünmeliyiz.

O salondan ayrılırken aklımda henüz yolun başında olan kız çocukları da vardı. Ailesinin imkânları sınırlı olduğu için eğitim hayali kurmakta zorlananlar, yaşadığı yerin koşulları nedeniyle önünde yeterince seçenek bulamayanlar, yeteneğini gösterebilmek için desteğe ihtiyaç duyanlar…

Dilerim hiçbir kız çocuğu, imkânsızlıklar yüzünden hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmasın. Her biri okuyabilsin, mesleğini özgürce seçebilsin, emeğinin karşılığını alabilsin.

O gün Anadolu'nun kadınlarının yüzlerinde Cumhuriyet'in ışığını gördüm. Onlarla gurur duydum. Şimdi bu ışığın, henüz kendi yolunu arayan kız çocuklarının önünü de aydınlatmasını diliyorum.

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!