Geçen gün akşam saatlerinde sitenin parkında otururken gökyüzü bir anda aydınlandı.
Önce kısa bir uğultu, ardından karanlığı yaran renkli ışıklar... Havai fişekler art arda patlıyor, gecenin sessizliğini büyük bir heyecana dönüştürüyordu.
Pencerelere, balkonlara çıkan insanlar merakla aynı soruyu soruyordu: “Ne oluyor, düğün mü var?”
Kısa süre sonra gerçeği öğrendik: Genç bir delikanlı, sevdiği kıza evlilik teklif ediyordu. Gökyüzüne bırakılan her ışık, aslında bir sevdanın ve umudun habercisiydi. O an hepimiz tanımadığımız iki insanın mutluluğuna ortak olduk; alkışlar yükseldi, yüzlerde tebessüm açtı.
Ancak o gece gökyüzünü aydınlatan ışıklar bana sadece bir evlilik teklifini değil, günümüz gençliğinin sırtındaki o ağır soruyu da düşündürdü: Gençler gerçekten evlenmek istemiyor mu, yoksa evlenebilecek şartları mı bulamıyor?
Son yıllarda aile ziyaretlerinde, bayram sohbetlerinde veya komşu oturmalarında hep aynı cümleyi duyuyoruz: “Şimdiki gençler evlenmiyor.”
Ardından da o klasik sorular sıralanıyor: “Sen ne zaman evleneceksin?” “Yaşın geçiyor artık...” “Bir yuva kursan da görsek.”
Bu sorular kötü niyetle sorulmuyor elbette; içinde sevgi ve merak barındırıyor. Ancak gençlerin dünyasından bakıldığında, destek olmaktan çıkıp üzerlerinde sessiz bir baskıya dönüşebiliyor.
Belki de yıllardır yanlış soruyu soruyoruz. Çünkü mesele gençlerin evlenmek istememesi değil, evlenmeyi başarabilmesi.
Bugünün gençleri evliliğe ya da bir hayatı paylaşmaya karşı değil. Onlar da geçmiş nesiller gibi sıcak bir yuvanın hayalini kuruyor. Fakat hayat kurmanın şartları artık çok farklı.
Eskiden yol daha belirgindi: Okul biter, erkek askere gider gelir, iş bulunur ve evlilik hayatın doğal bir adımı olarak gerçekleşirdi. Bugün ise gençler daha yolun başında devasa bir bilançoyla karşı karşıya kalıyor:
· Yüksek ev kiraları ve tutulması imkânsız hale gelen depozitolar,
· Beyaz eşya ve mobilya maliyetleri,
· Ve hepsinin üzerinde sallanan bir gelecek kaygısı...
Madalyonun Bir de "Geleneksel İstekler" Yüzü Var
İş sadece hayat pahalılığıyla da bitmiyor. Maalesef günümüzde evlilik kurumu, zaman zaman ailelerin ve beklentilerin gölgesinde bir "maddi yarışa" dönüşebiliyor.
Özellikle kız tarafının veya çevrenin; altın ve ziynet talepleri, eksiksiz istenen eşya listeleri, bütçeleri aşan düğün salonu ve organizasyon şartları genç delikanlıların omuzlarına ağır bir yük bindiriyor. Sosyal medyanın dayattığı "her şeyin en lüksü olmalı" algısı, ne yazık ki geleneklerimizin "kolaylaştırıcı" ruhunu unutturuyor.
İki gencin mutluluğunu esas almak yerine; takılan altının gramı, mobilyanın markası veya salonun görkemi öncelik haline geldiğinde, evlilik fikri bir yuva kurmaktan çıkıp aşılması imkânsız bir "maddi baraj"a dönüşüyor.
Eskiden bir gencin zihnindeki ana soru “Kiminle evleneceğim?” iken; bugün hem kız hem erkek tarafındaki gençler için ilk soru “Bu masrafların altından nasıl kalkacağız?” oluyor.
Çünkü evlilik sadece iki insanın bir araya gelmesi değildir; güven, istikrar ve anlayış ister. Bir evin temeli gösterişle değil, sevgi ve kolaylaştırma iradesiyle atılır.
Elbette anne babaları da anlamak gerek. Onlar evlatlarının eksiksiz, rahat bir hayat sürmesini istiyor. Ancak sitem etmek veya çıtayı sürekli yukarı taşımak yerine; iki tarafın da "Bu gençlere hayatı nasıl kolaylaştırırız?" anlayışıyla yaklaşması gerekiyor.
Gökyüzünü aydınlatan o havai fişekler birkaç dakika sonra söndü. Ancak bir gencin geleceğe dair umudu sönerse, onu yeniden yakmak çok daha zordur.
Artık soruyu değiştirmeliyiz. "Gençler neden evlenmiyor?" demek yerine, "Gençlere evlenebilecek ve huzurla yaşayabilecek imkânları sağlıyor muyuz?" diye sormalıyız.
Çünkü bir toplumun geleceği, gençlerine sadece "evlenin" demesiyle değil; onların sırtındaki yükü hafifletip güvenle, huzurla ve umutla kurabileceği yarınları inşa edebilmesiyle şekillenir.
Next
