Aldanma Nazlı Eylül’e!

Mevsim değişikliği her zaman ki gibi sessizce süzülerek geldi; yazdan sıyrılıp sonbahara girdik. Henüz ağaçlar sararmadı, yapraklar dökülmedi ama bir değişiklik olduğunu havalar hissettirdi birden. Günler artık uzun değil, gün batımı acele ediyor; güneşi bir an önce göndermeye kararlı. Ufuklar kızıla dönerken güneş, korumaları olan bulutlar eşliğinde kaybolmak için can atıyor.

Gökyüzündeki bu acelelik, aslında zamanın bize oynadığı en tatlı oyunlardan biri. Yazın bitmek bilmeyen uzun öğleden sonraları yerini, alacakaranlığın çabucak bastırdığı akşamüstlerine bırakıyor. Güneş ufukta süzülüp giderken insan ister istemez durup kendi zamanına bakıyor. Günün kısalması, ömrün hızını mı hatırlatıyor bize; yoksa akşamın getirdiği o sükûnete bir an önce kavuşma arzusu mu?

Eylül, belki de bize zamanın akışını fark ettiren aylardan biri. Bir yandan yazın sıcaklığını hâlâ üzerinde taşıyor, bir yandan da önümüzdeki günlerin değişeceğini fısıldıyor.

Aldanma Sakın Eylül’ün Sıcaklığına!

Bizi aldatan günlerin tatlı sıcaklığına kanmayın sakın. Yazın o yorucu ama gevşeten rehaveti bitti artık. Tarlaların, bahçelerin son arzuları soruluyor bugünlerde. Toprak, bütün yaz taşıdığı yükü ve bereketi insana teslim edip hak ettiği huzurlu uykuyu özlüyor.

İnsan içinse durmak yok.

Okullar yeniden açılıyor, işler yoğunlaşıyor, kış hazırlıkları başlıyor. Yaz boyunca biraz ertelediğimiz işler, biraz ihmal ettiğimiz planlar yeniden kapımızı çalıyor. Hayatın o tatlı ama disiplinli koşturmacası kaldığı yerden devam ediyor.

Belki de Eylül’ü sevmemizin bir nedeni de bu.

Çünkü Eylül, bize yeniden başlama duygusu veriyor.

Yazın rehaveti üzerimizden kalkarken insanın içindeki çalışma isteği de yavaş yavaş uyanıyor. Tatiller, uzun akşamlar, plansız geçen günler geride kalıyor. Önümüzde yeni bir mevsim, yeni işler ve belki de yeni umutlar var.

“Gitmem lazım” diyen yazın arkasından koşmanın bir anlamı yok.

Bırakın giden gitsin.

Önümüze bakmalı, bütün yaz biriktirdiğimiz güzel anıları gelecek yazlara devrederek vakur bir adımla Eylül’ün peşine düşmeliyiz. Çünkü hayat, geçmiş mevsimlerin ardından ağıt yakarak değil, önümüzde açılan yeni günlere bakarak devam ediyor.

Zamanın geçtiğini hatırlatan bu günler, şairin mısrasına, ressamın tuvaline bir sığınak oluyor. Eylül biraz da bana böyle geliyor; mısralarımda fısıldadığım gibi:

Bakma sen, Sonbaharın nazlı Eylül’üne,

Aldanma sakın o soluk, sarı benzine,

Sabır olur, sükût olur, şiir olur mevsimlerin içinde,

Emek olur, aşk olur, göçen kuş olur göklerde…

Eylül geldi doğan güneşle,

Umutlar bekliyor, hiç karamsarlığa düşme,

Her doğan yeni gün; sağlık, sevinç, huzur getirsin ömrüme...

Şiirin söylediği de aslında bu:

Eylül’e bakıp hüzne kapılmak yerine, onun bize getirdiği yeni başlangıçları görmek...

Yazın rehavetini üstümüzden atıp yeni bir şevkle hayata, emeğe ve koşturmacaya sarılma zamanı şimdi. Belki de Eylül’ün bize verdiği en güzel ders bu: Hayat her mevsimde yeniden kuruluyor.

Gökyüzündeki o kızıllık silinip yerini gecenin ilk yıldızlarına bırakırken, biz de geride bıraktığımız günlere teşekkür edip önümüzdeki günlere bakalım.

Yeni hedefler koyalım.

Yeni umutlar besleyelim.

Ve elimizden geleni yaparak hayatın içine yeniden karışalım.

Çünkü zaman geçiyor.

Mevsimler değişiyor.

Yaz gidiyor, Eylül geliyor.

Hoş geldin Eylül... Seni de seviyoruz, bunu bil.