Bugün, mayıs ayının bir başka güzelliği yansıyor: Anneler Günü.
Artık Birazda Gülsün Anneler
“Bugün, mayıs ayının bir başka güzelliği yansıyor: Anneler Günü. Vitrinler hediyeliklerle, çiçeklerle dolmuşken; eline çiçeğini, paketini alan belki de annesine koşacak.”
. Hazır cümleler kurulacak.
Sonra bir yılın vicdanı bir güne sığıyor: Bir çiçek. Bir pasta. Bir sosyal medya paylaşımı.
Ve vicdan temizliği tamam…
. “Anneler baş tacıdır…”, “Cennet annelerin ayakları altındadır…” denecek. Bugün yer gök “anne” sesleri ile çınlayacak. Sonra hayat kaldığı yerden devam edecek. Anneler yine yalnız bırakılacak, yine susacak… Yine bekleyecek… Yine içlerine atacak.
Bu ülkede anneler en çok fedakârlıkları kadar hatırlanıyor, kendileriyle değil. Hep vermeleri beklendi. Hep affetmeleri… Hep sabretmeleri.
Herkes anneden bir şey istiyor ama kimse annenin içinden ne geçtiğini gerçekten merak etmiyor…
Bir anne ilk ne zaman ağlar bilir misiniz?
Çocuğu ateşlendiğinde… İlk kez canı yandığında…
Okul kapısından yalnız girdiğinde… Askere giderken arkasını dönüp baktığında…
Bir otobüs camının ardından el salladığında…
Gelin ettiği kızının kınası yakılırken, eşiği atlayıp gidişini izlerken, çocukları büyüyüp de uzaklaştığında. Bazı anneler evladının yokluğuna ağlar. Bazıları ise yanında olduğu hâlde değişmesine…
Eskiden elini bırakmayan çocukların büyüyünce ses yükseltmesine…Bir “Nasılsın anne?” cümlesini çok görmesine… Aynı evin içinde yabancı gibi yaşamasına…
En çok gülmesi gereken mutlu olmayı hak eden anneler, çoğu zaman çocuklarından değil, gördükleri vefasızlıktan ağlar. Birçoğu gece herkes uyuduktan sonra sessizce ağlar. Kimi eski fotoğraflara dalar gider. “Ne çabuk büyüdüler…” der içinden.
Sonra sabahlar olur. Yine ilk onlar kalkar.
Çayı onlar koyar, yemek telaşına düşer her gün.
Herkesin yükünü onlar düşünür. Dertleri hiç bitmez. Yine de ayakta dimdik kalmasını bilir ne kadar yorgun olsa da. Yıllardır annelere yüklenen görev, öğretilen şey hep aynı oldu:
“Anne güçlü olur.”
Oysa anne de insandır. Kırılır… Yorulur… Bazen tükenir. Ama nedense en çok onların yorgunluğu görülmez.
Bir gün olsun “Sen nasılsın?” diye sorulmadan yıllar geçirdi bazıları.
O yüzden Anneler Günü sadece çiçek günü olmamalı.
Bir vicdan günü olmalı biraz da.
Hayatta olan annelerimizin ellerini biraz daha uzun tutalım.
Onları gerçekten dinleyelim.
Kırdığımız yerlerden özür dileyelim. Aramızdan ayrılmış anneleri de unutmayalım… Çünkü insan kaç yaşına gelirse gelsin, annesini özlemeyi bırakmıyor.
Artık biraz da gülsün anneler…
Telefon bekleyerek değil, değer görerek yaşasınlar.
Yalnızlığa değil, sevgiye yaslansınlar.
Bir güne sığdırılmış sözlerle değil, ömür boyu hissedilen vefayla hatırlansınlar.
Belki de artık annelere sadece bir gün değil, biraz huzur borçluyuz. Bir buketten daha fazlasını… Kırmadan konuşmayı, geç olmadan aramayı, “İyi ki varsın.” demeyi… Çünkü bazı anneler çocuklarının büyüdüğünü görür ama sevgisinin küçüldüğünü hisseder. Ve hiçbir anne, kendi evladının sevgisine hasret kalacak kadar yalnız bırakılmamalıdır. Hayatın bütün yükünü sessizce taşıyan o eller, artık biraz da mutluluktan yorulsun. Gözyaşları eksilsin yüzlerinden. Bir gün değil, her gün değer görsün anneler… Çünkü anne; insanın bu dünyadaki ilk yuvası, son sığınağıdır.
Next