Bahar bu yıl biraz daha anlamlı geldi. Toprak uyanırken, kalpler de uyanıyor.
Gökyüzü aydınlanırken, insanın içi de ferahlıyor.

Çünkü bu bahar sadece mevsim değil… İç içe geçmiş iki bayramın habercisi.

Bir yanda Ramazan Bayramı… Bir ay boyunca sabrın, paylaşmanın, arınmanın ardından gelen o sevinç. Diğer yanda Nevruz… Toprağın yeniden doğuşunu müjdeleyen kadim bir uyanış.

İki bayram… Biri kalbin, biri doğanın.

Ama aslında ikisi de aynı şeyi söylüyor:
Yeniden başla.

Ramazan boyunca insan kendine döner. Az konuşur, çok düşünür.
Açlık sadece bedeni değil, ruhu da terbiye eder. Bir lokmanın, bir yudumun kıymeti yeniden öğrenilir.

Bayram sabahı… Sanki içimizde bir yük hafiflemiş olur.
Kırgınlıklar biraz daha susar, umut biraz daha konuşur.

Nevruz ise başka bir dilden seslenir insana.
“Uyan” der.
“Toprak nasıl diriliyorsa, sen de diril.”

Kışın yorgunluğu dallardan dökülürken,
insanın içindeki ağırlık da çözülür sanki.

Bir ağaç tomurcuk verirken,
bir insan da yeniden umut etmeyi öğrenir.

Aslında ne kadar benziyor bu iki bayram…
Biri ruhu yeşertir, biri toprağı.

Biri sabrı öğretir, biri yeniden başlamayı.

Ve ikisi de aynı kapıya çıkar:
İnsan olmak.

Bayramda bir araya geldiğim kardeşlerimle, genişleyen ailemizle hem bayramları hem de baharın gelişini konuştuk durduk. “Hadi ateş yakalım, üstünden atlayalım” dedikse de havaya baktık. Afyonkarahisar’ın baharı getirmeye pek niyeti yok gibi görünüyordu. Sulu sepken atıştıran yağmurla karışık kar, ateş yaktırmayacak gibiydi. Bizde eski günlerin anıları ile avunduk.

“Eskiden bu günler daha bir başka yaşanırdı.” diye başladık söze Bayram sabahı erkenden kalkılır, en güzel kıyafetler giyilirdi. Şekerler hazırlanır, kapılar ardına kadar açılırdı. Bayram ziyaretine gidecek, ellerini öpeceğimiz büyükler kalmamıştı sanki.

Nevruzda ise ateşler yakılır, üzerinden atlanırdı. Korkular, dertler, eski yılın yükleri o ateşte bırakılırdı, ateşe günahlarımızı döktüğümüze inanırdık.

Şimdi zaman değişti. Bayramlar biraz daha sessiz, kutlamalar biraz daha eksik gibi.

Ama yine de bayram çocuklara geliyor. Bir evde çocuk varsa tatlı telaş da vardır. Kalplerimiz affetmeyi seçiyorsa bayram hâlâ bayramdır.

Bugün iki bayramı birden yaşıyoruz aslında. Bir yanda içimiz temizleniyor,
bir yanda dünya yenileniyor.

Belki de en çok ihtiyacımız olan şey tam da bu: Hem içimizi hem dışımızı onarmak.

Birbirimize biraz daha yaklaşmak. Kırgınlıkları toprağa gömmek.
Yeni filizler gibi yeniden başlamak.

Çünkü hayat… Bazen bir bayram sabahı kadar kısa, bazen bir bahar kadar umutludur.

İki bayram, bir bahar… Bu sadece bir takvim tesadüfü değil.

Bu bir hatırlatmadır. İnsan, her zaman yeniden başlayabilir.

Yeter ki kalbi kışa teslim olmasın.

İki bayramınız da kutlu olsun.