Kadın Yaşamın Temeli

Hayat kadınla başlıyor, onunla devam ediyor.
Bir insanın dünyaya gözünü açtığı ilk anda yanında bir kadın vardır. İlk nefeste, ilk ağlayışta, ilk dokunuşta… Hayatın en başında bir anne; biraz ilerleyince bir öğretmen, bir eş, bir dost çıkar karşımıza. Kısacası hayatın her köşesinde bir kadının izi, emeği ve sabrı vardır.

Bugün kutlama günü gibi görünse de, dünyanın birçok yerinde kadınlar hâlâ savaşın, korkunun ve şiddetin gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.
Bir annenin gözyaşı, bir çocuğun sessiz çığlığı, bir kadının kırılan hayalleri… Savaşın da, şiddetin de en ağır yükünü çoğu zaman kadınlar taşıyor.

Kadın; hayatın kaynağıdır, emeğin adıdır, merhametin ve gücün simgesidir. Onu incitmek, insanlığı incitmektir.

Bugün sadece kutlama değil; kadınların korkmadan yaşayabildiği, şiddetin olmadığı, barışın olduğu bir dünya dileme günüdür. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Kadınların değil, şiddetin son bulduğu bir dünya için…

Bugün dünyanın pek çok yerinde Kadınlar Günü kutlanıyor; çiçekler veriliyor, güzel sözler söyleniyor, mesajlar paylaşılıyor. Oysa çoğu zaman bir günlüğüne hatırlanan kadınların omuzlarında, yılın değil, yaşamın tüm yükü duruyor.

Sıklıkla “emekçi kadınlar” ifadesi kullanılır. Elbette çalışan, üreten, alın teri döken kadınları anmak çok değerlidir. Fakat burada durup bir soru sormak gerekir: Kadını “emekçi” diye ayırmak ne kadar doğrudur?
Çünkü kadın zaten başlı başına emektir. Evinde çocuk büyüten bir anne de emekçidir. Sabahın erken saatinde tarlasına giden köylü kadın da… Bir sınıfta öğrencilerine yol gösteren öğretmen de, bir hastanenin koridorlarında sabaha kadar nöbet tutan doktor ve hemşire de… Kısacası, kadının olduğu her yerde emek vardır.

Kadın yalnızca bir günün konusu değildir. O; yaşamın başlangıcıdır, emeğin çoğu zaman görünmeyen yüzüdür, sabrın en sessiz hâlidir.

Ama bugünlerde toplum olarak bizi düşündüren bazı olaylarla karşılaşıyoruz: okullarda artan akran zorbalıkları, gençler arasında büyüyen öfke, hatta bir öğrencinin öğretmenine yönelen şiddet… Böyle anlarda ister istemez insanın aklına şu soru geliyor: Bu çocuklar hangi duygularla büyüyor? Onlara merhameti, saygıyı ve sabrı kim öğretiyor?

Elbette bir çocuğun yetişmesinde sorumluluk yalnızca anneye ait değildir. Baba vardır, okul vardır, çevre vardır; hatta çağın getirdiği dijital dünya da çocukların dünyasını etkiler. Yine de bir gerçek değişmez: Bir insanın kalbine atılan ilk tohum çoğu zaman annesinin sözlerinde filizlenir.

Cehalet kadından korkar, çünkü kadın öğrenirse çocuğu da öğrenir.

Bir toplumu ayakta tutan yalnızca kanunlar değildir. Kanunlar düzen kurar; fakat bir toplumun ruhunu ayakta tutan değerlerdir. Hak, hukuk, adalet, ahlak, örf ve adetler; sevgi, saygı, sabır ve sağduyu… Bunlar görünmeyen ama yaşamı ayakta tutan temel taşlardır.

Anne yalnızca çocuğunu doyuran, giydiren ya da okula gönderen kişi değildir. Anne, bir çocuğun kalbine ilk duyguları yerleştiren insandır. Vicdanın tohumu çoğu zaman annesinin davranışlarıyla atılır. Bu yüzden toplumların geleceğinde kadının, özellikle de annenin rolü son derece büyüktür.

Bugün dünyaya baktığımızda güçlü toplumların yalnızca ekonomik güçle değil, aynı zamanda sağlam aile yapılarıyla ayakta kaldığını görürüz. Çünkü sağlam bireyler sağlam ailelerde yetişir. Sağlam aileler ise sevgi, saygı ve sorumluluk duygusuyla kurulur.

Ne yazık ki son yıllarda toplumda yaşanan bazı olaylar hepimizi derinden sarsmaktadır: artan şiddet, kontrolsüz öfke, empati yoksunluğu ve insan hayatını hiçe sayan davranışlar artık yalnızca bireysel sorunlar olarak görülemez.

İşte tam da bu nedenle kadının ve özellikle annenin toplumdaki rolünü yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü bir annenin yetiştirdiği çocuk yalnızca bir evin evladı değildir; yarının toplumudur.

Hayat kadınla başlar. Ve toplumların geleceği, o hayatın nasıl yetiştirildiğinde gizlidir.

Bugün özellikle anneleri düşündük; ama tüm kadınlara da selam olsun: yaşamın her köşesinde, görünür ya da görünmez, emeği ve sabrıyla dünyayı ayakta tutan tüm kadınlara.

Ve tabii, bazı okurlarımız sorabilir: “Peki ya erkekler?”
Erkeklerin canı yok mu? Elbette var! Ama tarih boyunca çoğu zaman zaten görünür oldular, söz sahibi oldular, hakları ve imkânları daha kolay erişilebilir oldu. Bu yüzden özel günler çoğunlukla eksikliği hissedilen taraf için gerekiyor: kadınlar için…

Üzülme; sana da gününü gösterecek kadın mutlaka çıkacaktır. Bugün, kadınların sesine, emeğine ve değerine biraz daha kulak verelim. Çünkü bir toplumun gerçek gücü, sadece kanunlarla değil, her kadının hakkını ve emeğini görebilmekle ölçülür.