Türkiye’ye Diz Çöktüren Diziler

-Yeşilçam’a Yeşil Sarık-

Birilerinden şüphelendiğimiz zaman “yine ne filmler çeviriyorsunuz” deriz. Film çevirmekle dolap çevirmek aynı şeylerdir. Dolap çevirmek gizlice, film çevirmek açıktan olur. Piyasadaki gerçek durum, dizilerden daha vahimdir. Sözde İslami kesim her şeyi, dini, sinemayı, kıyafeti, müziği, kitabı yeşile boyadı. Parayı bastırıyor, müstehcen artistleri tesettüre/yeşile büründürüyor, sözde İslami film çevirtiyor. Hz. Aişe (ra) sağ olsaydı hiçbir filmde haşa oynamazdı. Sahnedeki kadını hiçbir elbise örtemez. İslami film demek, İslam’ı ideoloji seviyesine indirmektir. Müstehcen artistleri (bay/bayan) konu mankeni, kobay olarak kullanıp, onlarla iş tutan bir zihniyet düşünün! Ünlü bir ruh doktoru “yapılan iş meşru ve sevap ise neden kobay kullanıyorlar, kendi yakın çevrelerini oyuncu olarak istihdam edip, sevabını da maddi kısmını da kendileri alsınlar” diyor. Karşıtı gibi iş tutmak karşıtına dönmektir. Yeşilçam, dizi sektörü Türkiye’nin Hollwyood’ı demektir. Türk filmleri ile yabancı filmleri seyredin, kıyaslayın! İkisi de hiçbir bölümünde besmele çekmezler. Besmeleyi reddetmek böyle görünür bir şeydir. İslam’ı unutanın besmelesi olur mu? Besmelesizlik haç ekseni inancıdır. Türk sineması/dizileri Hollywood taklitçisidir. Mağluplar galipleri taklit eder.

Ağzınızı Açar mısınız başlıklı romana ilişkin metnime (bkz. idp.org) kimse ağzını açamadı. Nobel ödüllü yazar Roman türüne en yüz kızartıcı bir sıfat verdi.

Diziler roman türü senaryolardır. Bu rezil senaryolar, sinemada sese ve görüntüye yani ete-buda büründüğü için daha çok röntgenci toplar. Et-but pazarı olan Türk dizileri için “Türkiye’yi dışarıda temsil ediyor” diyorlar. “Merdi kıpti şecaatin arz ederken sirkatin söyler.” Manası: Cahiller faziletini söylerken, rezaletini dile getirir. Uluslararası bir sinema/haç ekseni ödülünü reddeden bir Türk filmi var mı; yok. Haç eksenine tabi olmak buna denir. Dizilerde en müstehcen görüntüler, bağımlılıklar, flört cinayetleri öğretiliyor. Bu nedenle sinemanın/dizinin adeta komşunun anahtar deliğinden bakmak olduğunu bir nörolog şöyle dile getiriyor: “Müstehcen görüntüleri ekrandan izleyen, yakalanmayacağını bilse komşunun anahtar deliğinden de izler. Sanal ortamda izlenen canlı yayında neden izlenmesin!” diyor.

Diz Çöken Bir Coğrafyanın Fiilleri:

Faiz, fuhuş, içki, kumar, çete, yolsuzluk, rüşvet, trafik, dağ, ova, cinsiyet değişikliği ve akran terörü ve 10 M çukuru, (10x10) Yüzlerce olan bu bataklıklara batmayan ülke yok. Bu bataklıklara düşmeyi FİL’ce, 10 M çukuru, medya, sinema öğretiyor. İran’da Şah rejimi düşerken bir gazeteci batıya şu notu geçiyor: “Merak etmeyin reklam tabelaları yerinde duruyor.” Reklamlar emtianın satış duasıdır. Rejim, devrim, Humeyni, bunların hiç kıymeti yok. Yeter ki toplum tüketim toplumu olsun. Tüketim toplumunun mabedi marketlerdir. Tüketim toplumu düşünce engellidir. Düşünememek diz çökmeye alışmaktır. “Alışmış kudurmuştan beterdir.” (Atasözü) Her kim Tevbe-40’ın emrine uyup se-FİL kavramların üzerini çizmiyorsa diz çökmeye alışır. Besmeleyi reddeden işleri yapanın başka yerlerde besmele çekmesinin manası kalır mı? Anadolu’da birisinin üzerini çizdikleri zaman şöyle derler: ‘Besmelesiz!’