ODA, BORSA, DERNEK, VAKIF... BAŞKANLIKLARI

Mevzuya geçmeden önce şu hususu belirterek başlayayım: Demokratik bir ülkeysek, ki öyle, demokrasinin gerekleri yapılmalıdır. STK anlamında hangi oluşum olursa olsun, karşısına çıkan aday veya birlikte aday olduğu kimseler hasım gibi görülmemelidir. Ortada bir seçim varsa, demokratik olarak şartları tutan herkes üye, delege vb.. de aday olabilir, bu da garipsenmemelidir.

Konuya yerel açıdan değil genel açıdan yaklaşacağız. Hiçbir kişi veya kurumu da hedef almıyoruz. Sadece yadırgadığım bazı hususları belirtmek istiyorum. Çevremizde de çok konuşulduğu, sosyal mecralarda da çok dillendirildiği için genel olarak bu konuya değinmek istedim. İsteyen katılır, isteyen katılmaz, herkesin görüşüne saygı duyarız.

Ben üniversite öğrencisiyken başkan olanlardan hala şu anda başkan olanlar var birlik, konfederasyon anlamında, yaşım 54 aradan 30 sene geçmiş bitmeyen başkanlık oluşturmuşlar. Elbette seçimle gelmiştir, delegeler oy vermiştir, lakin bazılarının karşısına aday çıkması durumunda hemen tu kaka ilan ediliyor, istemezuk naraları atılıyor, kimi kesimlerde de hain ilan ediliyor.

Yadırgadığımız husus bu. Karşına çıkan adaya saygı duyacaksın, kazandığında da kaybettiğinde de dostça elini kaldırıp kutlayacaksın veya sağlık olsun diyeceksin.

Kimi oluşumlarda iki dönem üç dönem kuralı var. O süre tamamlandıktan sonra yeni başkan, yeni yönetim kurulu oluşması gerekiyor. Bazıları bunu delmek veya ortadan kaldırmak için tüzük değişikliği yapıp, dönem kuralını da kaldırıyorlar, üç dönem oluyor 5 dönem veya sınırsız bir başkanlı, sınırsız bir yönetim kurulu üyeliği. İşçi memur sendikalarında da görüyoruz bu tür atraksiyonları.

Amaç nedir? Koltuğu kaybetmemek. Neden bırakılmıyor, neden bu kadar tatlı geliyor bu koltuklar? İmtiyazı çok, prestiji yüksek protokolde yerleri oluyor, gelir getiren, aidat alınan oluşumlarda da maddi getiri var.

Hiç unutmam, daha lise öğrencisiyken bir öğretmenimiz nereden icap ettiyse, bir oda, birlik konfederasyon başkanının aylık harcama limitini söylemişti, dudağımız uçuklamıştı miktardan dolayı. Bu harcamanın sınırları vardır tabii ama şimdi de konunun çok farklı olduğunu düşünmüyorum. Bu millet, Jaguar Şemsiler gördü, başka yolsuzluklarla yargılanan, mahkum edilen başkanlar gördü, kendilerine belirtilen sınırların dahi dışına çıkıp çok yüksek harcamalar (bireysel anlamda) yapan başkanlar gördük.

Birçok oluşumda şeffaflık yok. Profesyonel başkanlık ve yönetim kurulu üyeliği yapanlar ne alıyor, çoğu kimse bilmez, üye aidatlarının ne kadarı hizmet olarak üyelere döner çok bilinmez. Zamanında, işçi sendikası ile toplu sözleşme görüşmesine oturan bir işveren olarak da biliyorum ki özellikle işçi sendikaları üyenin bir günlük yevmiye tutarını aidat olarak alıyorlar, iyi bir para, bütün üyelerden toplandığında, ciddi bir yekün oluşturuyor, üyelere hizmet olarak döndükten sonra herhangi bir sıkıntı yok. Üyeler değil de farklı şeyler düşünülüyorsa orada sıkıntı var demektir.

Bu noktada üye aidatlarının ne kadarı üyelere hizmet olarak döner, o konuda sorgulayıcı olmak özellikle üyelerin kendi haklarını savunma anlamında ve de toplumsal anlamda da, üyelere sivil topluma hizmet etme konusunda halk olarak da itici görev sağlanmalıdır.

Oda, borsa, birlik, dernek, vakıf gibi.. sivil toplum kuruluşları elbette hizmet ediyorlar, üyeleri için, sivil toplum için çalışıyorlar, üyelerinin özlük haklarını savunuyorlar ama belli bir kısmı bu noktada kendilerini de unutmuyor. Genelleme yapmıyoruz, belli bir kesim de amiyane ifadeyle kitabına uydurarak kendilerine belirlenen sınırların dışına çıkabiliyor. Sınır dışına çıktıklarında da denetlenmesi ve hukuki anlamda gerekenin yapılması gerekir, bu noktada denetlemede ne kadar yeterli veya ne kadarına denetim anlamında yetişilebiliyor, bu konu üzerinde de ayrı düşünmek gerekiyor.

Kamu çalışanı üyesinin aldığı toplam ücretin üç beş katını alan başkanlar, konfederasyon olarak üye sayısı arttıkça kendi alacağı ve harcırahını devamlı artıran başkan ve yönetim kurulları bunlar bir realite. Legal midir legaldir ama etik değildir . Bazı başkan ve yönetim kurulu üyelerinin de, üyelere hizmet amaçlı kurdukları kooperatiflerden 3-5 daire kendi adlarına almaları da ayrı bir realitedir. Vakıfları burada ayıralım, vakıf başkan ve yönetim kurulu üyelerinin vakıf üzerinden kendi adlarına bir harcama yapmaları yasaktır zaten almazlar da istisnalar hariç. Vakıf başkan ve yönetim kurulları daha ziyade kendi ceplerinden verirler. Derneklerde de başkan ve yönetim kurulu üyelerinin aldığı bir ücret genel anlamda yoktur, aidat ve bağışlar vardır bunların belli bir kısmını dernek giderleri için, yönetim kurulu kararıyla kullanabilirler.

Bu konuda da bazı dernekler ölçüyü kaçırıyor, alınan aidat ve bağışların toplamanın %40 %50'sine kadar dernek için harcayabiliyorlar, bunlar minimumda tutulmalı gelen aidat ve bağışlar dernek bünyesinde hizmet edilmesi gereken yerlere kullandırılmalıdır. Bu anlamda derneklerde hizmet amaçlıdır, başkan ve yönetim kurullarına maddi bir getiri genelde söz konusu değildir, sadece prestij gerektiren bazı dernek ve vakıflar da başkan olma imtiyazı vardır. Hakkıyla hizmet eden bütün vakıf ve dernekleri, oda ve oluşumları tebrik ediyoruz, kendilerinden daha ziyade üyeleri düşünen başkan ve yönetim kurullarını da.

Kendilerine çalışan, üyeleri gözetmeyen göstermelik icraatlar yapan diğer oluşumlara da teessüflerimizi iletiyoruz. Şahsım olarak birçok dernekte (talep üzerine) yönetim kurulu üyeliği ve üyeliklerim var (edebiyat kültür sanat vb.. üzerine). Önceleri dernek statüsünde olan şimdi kulüp olarak Gençlik Spor Bakanlığı bünyesinde olan bir spor kulübünün de başkanıyım. Yapılacak ilk seçimde gönüllü başkan adayı ve yönetimine seve seve devrederim, herhangi maddi bir gelir kazanımız olmadığı gibi cebimizden de birçok harcama yaptığımızı belirtmek isterim.

Oda, birlik, konfederasyon vb.. başkanlıkları baronluk değildir, saltanat hiç değildir. Buralar, üyelere ve sivil topluma hizmet etme yerleridir. Bu bilinçle hareket edilmesi gerektiğini düşünüyorum..


Lokman ÖZKUL
Eğitimci-Yazar