Eskiden anlatılan güzel bir hikâye vardır.
Bir gün küçük bir kasabada, devlet dairesinin kapısında görev yapan bir bekçi, kendisini öylesine önemli görmeye başlamış ki kapıdan giren herkese tepeden bakar olmuş.
Kimine bağırır, kimini azarlar, kimini de hiçbir gerekçe göstermeden dakikalarca kapıda bekletirmiş.
Bir gün yaşlı bir adam kapıya gelmiş.
Üzerinde eski bir ceket, elinde bastonu varmış.
Bekçiye yaklaşarak nazikçe sormuş:
“Evladım, içerideki müdürle görüşmek istiyorum. Bana yardımcı olur musun?”
Bekçi yaşlı adamı baştan aşağı süzmüş.
“Sen kimsin de müdürle görüşeceksin? Geç kenara, işimizi aksatma!” demiş.
Yaşlı adam hiç sesini yükseltmeden cevap vermiş:
“Evladım, sana verilen görev o kapıyı korumaktır. İnsanların onurunu kırmak değil.”
Bekçi alaycı bir tavırla gülmüş:
“Bu kapıdan kimin girip kimin çıkacağına ben karar veririm!”
Yaşlı adam başını sallamış ve şu cevabı vermiş:
“Evladım, sen kapının sahibi değil, emanetçisisin. Bugün o üniforma üzerinde, yarın olmayabilir. Ama insanlığın ve karakterin ömür boyu seninle kalacak.”
İşte bütün mesele budur!
KAPIYI KORUMAK BAŞKA, KENDİNİ KAPININ SAHİBİ SANMAK BAŞKA!
Bu hikâyeyi neden anlattım?
Çünkü Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi (AFSÜ) bünyesinde görev yapan bazı güvenlik personelinin vatandaşla iletişimindeki tavırlar, bu hikâyedeki bekçi zihniyetini hatırlatıyor.
Afyonkarahisar turizm rehberi
Bir üniforma giyildiğinde insanın karakteri değişir mi?
Göğsüne bir görev kartı takan kişi kendisini vatandaşın üzerinde bir otorite olarak mı görmelidir?
Bir kapının önünde görev yapmak, o kapıdan geçen herkesi azarlama yetkisi mi verir?
Ne yazık ki bazı görevlilerin davranışları, bu soruları sormamızı zorunlu kılıyor.
AFSÜ sıradan bir kurum değil.
Burası insanların sağlık aradığı, şifa beklediği, kimi zaman gözyaşı döktüğü, kimi zaman da umutla güzel haberler beklediği bir yer.
O kapıdan giren herkes aynı ruh hâlinde değildir.
Bir baba çocuğunun derdindedir.
Bir anne evladının sağlığından endişelidir.
Bir yaşlı insan hastane koridorlarında yolunu bulmaya çalışıyordur.
Bir hasta yakını, içeride ameliyatta olan sevdiğinden gelecek haberi bekliyordur.
Şimdi böyle bir insana karşı sert, kaba, buyurgan ve küçümseyici bir tavır sergilemenin hangi vicdanda yeri olabilir?
GÜVENLİK GÖREVLİSİ OLMAK, VATANDAŞIN AMİRİ OLMAK DEĞİLDİR!
Bazı insanlar vardır, üzerlerine üniformayı giydikleri anda değişirler.
Sanki üniformanın kumaşında görünmeyen bir makam, omuzlarında taşınmayan bir rütbe vardır!
Bakışları değişir.
Konuşmaları değişir.
Vatandaşa hitapları değişir.
Dün sokakta sıradan bir vatandaşken bugün kapıda kendisini devletin bütün yetkilerini üzerinde taşıyan bir makam sahibi gibi görmeye başlar.
Oysa devlet ciddiyeti ile kabalık aynı şey değildir.
Görev disiplini ile kibir aynı şey değildir.
Güvenliği sağlamakla insanları sindirmeye çalışmak arasında dağlar kadar fark vardır.
ÜNİFORMANIN İÇİNE ÖNCE İNSANLIK GİRMELİ!
Elbette AFSÜ'de görevini layıkıyla yapan, vatandaşa saygılı davranan, yardımcı olmaya çalışan güvenlik personeli de vardır.
Onları bu eleştirinin dışında tutmak gerekir.
Ancak bir kurumda saygısız davranışların münferit görülerek geçiştirilmesi de doğru değildir.
Çünkü güvenlik personelinin vatandaşa karşı tavrı yalnızca kendisini değil, görev yaptığı kurumun itibarını da temsil eder.
Bir güvenlik görevlisinin kaba sözü, vatandaşın zihninde bütün kuruma karşı olumsuz bir iz bırakabilir.
Buradan AFSÜ yönetimine sormak istiyorum:
Güvenlik görevlilerinin vatandaşla iletişimi denetleniyor mu?
Personelin nezaket ve iletişim konusunda eğitim alması sağlanıyor mu?
Vatandaştan gelen şikâyetler gerçekten araştırılıyor mu?
Yoksa güvenlik noktalarında yaşanan olumsuzluklar, günlük işleyişin sıradan bir parçası olarak mı kabul ediliyor?
SAYIN YÖNETİCİLER, KAPILARINIZDA SADECE GÜVENLİĞİ DEĞİL, SAYGIYI DA DENETLEYİN!
Şunu da açıkça ifade edelim: Hiçbir güvenlik görevlisinden görevini ihmal etmesini istemiyoruz.
Elbette kurallar uygulanacak.
Elbette kontrol yapılacak.
Elbette gerektiğinde girişlere izin verilmeyecek.
Ancak bunların tamamı insan onurunu koruyarak, nezaket içerisinde yapılabilir.
Bir vatandaşa “Buradan geçemezsiniz efendim” demekle, aynı insanı azarlayarak geri çevirmek arasında büyük fark vardır.
İşte o farkın adı terbiyedir, saygıdır, meslek ahlakıdır.
Yazının başındaki hikâyeye dönelim.
Yaşlı adamın bekçiye söylediği o sözü bir kez daha hatırlayalım:
“Sen kapının sahibi değil, emanetçisisin!”
AFSÜ'nün kapısında görev yapan herkesin bu sözü aklından çıkarmaması gerekir.
Çünkü o kapıdan geçen insanlar sizin misafiriniz değil, kamu hizmetinden yararlanmaya gelen vatandaşlardır.
O kurum kimsenin şahsi mülkü değildir.
Bugün üzerinizde taşıdığınız üniforma size geçici bir yetki verir.
Ama saygıyı, sevgiyi ve itibarı hiçbir üniforma tek başına kazandıramaz.
Onları ancak davranışlarınızla kazanabilirsiniz.
Ve unutmayın!
Bugün kapıda görevli olabilirsiniz.
Yarın aynı kapıdan hasta olarak, bir yakınınızı ziyarete gelen çaresiz bir insan olarak geçebilirsiniz.
O gün nasıl bir muamele görmek istiyorsanız, bugün insanlara öyle davranın.
Üniforma giymek kolaydır, o üniformanın hakkını vermek zordur!
Kapıyı korumak sizin görevinizdir; insanları küçümsemek değil!
Ve sakın unutmayın: Kapının önünde durmak sizi kapının sahibi yapmaz. Sadece orada görevli yapar!
Saygı göstermeyen, saygı beklemesin!
Next