Gazeteci Yazar Hasan Öğünç yazdı...

KALEMİ ELİNE ALINCA KENDİNİ KRAL SANANLAR!

Bir de Onlara Taht Kuran Başkanlar Var!
Bazı insanlar vardır, ellerine bir kalem alınca kendilerini memleketin kaderini belirleyecek kadar önemli zannederler.
İki haber yazmış, üç beş sosyal medya grubunda paylaşmış, üç siyasetçiyle fotoğraf çektirmiş, beş il başkanının telefon numarasını kaydetmiştir.
Artık ona göre kendisi sıradan bir gazeteci değildir!
Siyasetin akıl hocasıdır!
Başkanları yönlendirecek, parti yönetimlerine şekil verecek, kimin görevde kalacağına, kimin gideceğine karar verecektir!
Hatta öyle bir noktaya gelir ki, kendisine danışılmadan yapılan siyasi bir hamleyi neredeyse şahsına yapılmış hakaret sayar.
Çünkü o, kendi dünyasında gazeteci olmaktan çoktan çıkmış, siyasetin görünmeyen genel başkanı olmuştur!
İşin daha da düşündürücü tarafı, bu kişileri gerçekten önemli zannedip onlara prim veren, siyasetçilerin, onların kalemiyle siyasi gelecek inşa edeceğini sanan bazı il başkanlarının bulunmasıdır!
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Ama önce küçük bir hikâye anlatalım.

Beşiktaş Taraftar Grubundan Anlamlı Sosyal Sorumluluk Projesi
Beşiktaş Taraftar Grubundan Anlamlı Sosyal Sorumluluk Projesi
İçeriği Görüntüle

KASABANIN AKIL HOCASI!
Vaktiyle küçük bir kasabada kendisini çok önemli gazeteci zanneden biri yaşarmış.
Adına da Bay Çokbilmiş diyelim.
Bay Çokbilmiş'in en büyük sermayesi, bitmek bilmeyen özgüveniymiş.

Sabah bir siyasi partinin kapısını çalar, öğleden sonra başka bir partinin il başkanının odasına girermiş.
Girdiği her yerde aynı cümleyi kurarmış:
"Başkanım, beni dinlerseniz bu şehirde siyaseti siz yönetirsiniz!"
Arkasından da başlarmış akıl dağıtmaya:
"Şunu görevden alın!"
"Bunu yanınıza yaklaştırmayın!"
"Şu adamı yönetiminize sokun!"
"Basına şöyle konuşun!"
"Benim dediğimi yaparsanız önünüz açılır!"
Bir süre sonra iş öyle bir noktaya gelmiş ki Bay Çokbilmiş kendisini gazeteci değil, il başkanlarının amiri sanmaya başlamış.
Kendisini dinleyen başkanları göklere çıkarır, dinlemeyenleri ise çevresinde kötülemeye başlarmış.
Fakat kasabada bir de başka bir il başkanı varmış.
O da siyasette yükselmenin yolunu halkın arasına girmekte, teşkilatını güçlendirmekte değil, Bay Çokbilmiş'in gözüne girmekte ararmış.
Bay Çokbilmiş ne derse doğru kabul eder, kimi överse yanına alır, kimi eleştirirse ondan uzaklaşırmış.
Her gün kendisi hakkında güzel haberler yapılmasını büyük bir siyasi başarı sayarmış.
Bir gün yakın çalışma arkadaşlarından biri dayanamayıp sormuş:
"Başkanım, bu gazetecinin söylediklerine neden bu kadar önem veriyorsunuz?"
Başkan gururla cevap vermiş:

"Sen anlamazsın! Bu adamın kalemi güçlü. Bizi sürekli yazarsa büyürüz, adımız duyulur, siyasette önümüz açılır!"
Aradan aylar geçmiş.
Bay Çokbilmiş başkanı övmüş de övmüş.
Manşetler atılmış, fotoğraflar yayımlanmış, methiyeler dizilmiş.
Ama ne teşkilat büyümüş ne halkın ilgisi artmış ne de siyasi sorunlar çözülmüş!
Başkanın çevresinde yalnızca kendisini alkışlayan birkaç kişi kalmış.
Bir gün yaşlı bir partili başkanın karşısına geçmiş:
"Başkanım, siz siyaseti gazetecinin kaleminde aradınız. O da kendi önemini sizin koltuğunuzda buldu. Siz ona makam verdiniz, o size manşet verdi. Ama ikiniz de halkın gönlüne girmeyi unuttunuz!"
Başkan susmuş.
Yaşlı partili son sözünü söylemiş:
"Unutma başkan! Gazetecinin sana yazdığı övgü, vatandaşın sana verdiği güvenin yerini tutmaz. Manşetle büyüdüğünü sanan siyasetçi, sandıkla yüzleştiğinde gerçeği öğrenir!"
İşte hikâyenin özü budur.

GAZETECİLİK, SİYASETÇİYE TALİMAT VERME MAKAMI DEĞİLDİR!
Gazetecilik saygın bir meslektir.
Gazeteci araştırır, sorgular, eleştirir, halkın haber alma hakkını savunur.
Gerektiğinde en güçlü siyasetçinin karşısına dikilir ve sorulması gereken soruyu sorar.
Ama gazeteci, siyasi partilerin yönetim kadrolarını belirlemeye kalkışmaz!
İl başkanlarına talimat vermez!
Kendi kişisel beklentilerini siyasi tavsiye diye pazarlamaz!

Hele hele kendisini dikkate almayan siyasetçileri kalemiyle terbiye etmeye hiç kalkışmaz!
Bir il başkanıyla samimi konuşmayı siyasi nüfuz, bir genel başkanla fotoğraf çektirmeyi devlet adamlığı, bir parti binasına sık girip çıkmayı da siyasi otorite zannedenler olabilir.
Oysa her kapıdan içeri girebilmek, o kapının sahibi olmak anlamına gelmez!
Gazetecinin görevi siyasetçiye yol göstermekten önce kamuoyunu doğru bilgilendirmektir.
Elbette fikir söyler, eleştirir, yorum yapar.
Ama fikir söylemek başka, kendisini siyasi iradenin yerine koymak başkadır.

PEKİ, BU GAZETECİLERE PRİM VEREN İL BAŞKANLARINA NE DEMELİ?
Madalyonun bir de bu yüzü var!
Kendisini bulunmaz gazeteci sananlar kadar, onları bulunmaz bir siyasi güç zanneden il başkanlarının da bu tablodaki sorumluluğu küçümsenemez.
Bazı il başkanları vardır; kendisini sürekli öven gazetecinin her sözünü dikkatle dinler.
Bu tip siyasetçiler bir gazetecinin kulağına fısıldadığı sözle yönetim anlayışını değiştirebilir.
Kendi danışmanının fikrine değer vermez ama dışarıdan gelen her aklı büyük bir siyasi strateji zanneder.
Neden?
Çünkü o gazeteci kendisini övüyordur!
Fotoğrafını yayımlıyordur!
Her açıklamasını büyük bir siyasi olaymış gibi sunuyordur!
Başkan da bütün bunları siyasi başarı sanıyordur!

Oysa ortada karşılıklı bir yanılgı vardır.
Gazeteci, il başkanının koltuğundan güç devşirdiğini düşünürken; il başkanı da gazetecinin kaleminden güç kazanacağını sanmaktadır!
Peki, bu işin sonunda kazanan kimdir?
Halk mı?
Teşkilat mı?
Siyaset kurumu mu?
Yoksa yalnızca birbirlerinin egolarını besleyen iki kişi mi?

Siyaset yalnızca haber yaptırmak değildir.
Siyaset emektir, mücadeledir, teşkilatçılıktır, sorumluluktur.
Siyaset, vatandaşın kapısını çalabilmek, sorununu dinlemek, gerektiğinde eleştiriyi göğüsleyebilmektir.
Bir il başkanının gücü, kendisini öven gazetecilerin sayısıyla değil,toplumla kurduğu bağla ölçülür.
İl başkanlığı makamı, başkasının yazdığı manşetlerle doldurulacak bir makam değildir.
O koltuğa oturan kişi, kendisine akıl veren herkesi dinleyebilir.
Ancak duyduğu her sözü sorgulamak, kendi kararını kendisi vermek ve sorumluluğunu taşımak zorundadır.
Çünkü gazetecinin aklıyla il başkanlığı yapmaya çalışan kişi, bir süre sonra kendi aklını kullanmayı unutur!
Hele bir de çevresindeki deneyimli insanları dışlayıp kendisini pohpohlayanları baş tacı ediyorsa, orada ciddi bir yönetim sorunu var demektir.

HER ŞEYİ BİLENLER, BİR TEK HADDİNİ BİLEMİYOR!

Bazı gazetecilerin her konuda mutlaka söyleyecekleri bir söz vardır.
Ekonomiyi bilirler!
Dış politikayı bilirler!
Teşkilatçılığı bilirler!
Seçim stratejisini bilirler!
Kimin il başkanı olması, kimin yönetimden ayrılması gerektiğini herkesten iyi bilirler!
Fakat bir tek şeyi öğrenemezler:
Herkesin aklına ihtiyaç duyulabilir ama hiç kimse kendisini vazgeçilmez ilan edemez!
Bir de bu kişileri sürekli öven, her söylediklerini siyasi reçete kabul eden il başkanları var ki, işin en düşündürücü tarafı da budur.
Çünkü kendisini olduğundan büyük gören bir insana gereğinden fazla önem verirseniz, bir süre sonra o kişi gerçekten sizin üzerinizde söz sahibi olduğunu düşünmeye başlayabilir.
Bugün tavsiye verir.
Yarın yönlendirmeye kalkar.
Öbür gün sizin adınıza karar vermeye soyunur.
Sonunda da kendisini dinlemediğinizde bunu kişisel mesele hâline getirir.
İşte bu yüzden siyasette mesafe, gazetecilikte bağımsızlık son derece önemlidir.

BİRİ KENDİNİ KRAL SANIYOR, DİĞERİ ONA TAHT KURUYOR!

Kimse elindeki kalemi bir makam, basın kimliğini bir imtiyaz, siyasi ilişkilerini de başkalarını yönetme yetkisi olarak görmesin.
Ama il başkanları da gazetecilerin övgüleriyle siyasi ikbal elde edeceklerini düşünmesinler.
Sizin göreviniz gazeteciyi memnun etmek değil, temsil ettiğiniz insanlara karşı sorumluluğunuzu yerine getirmektir.
Sizi eleştiren gazeteci düşmanınız değildir.
Sizi sürekli öven gazeteci de mutlaka dostunuz değildir.
Önemli olan kimin sizi alkışladığı değil, kimin size doğruyu söylediğidir.
Gazetecilikle siyaset arasında karşılıklı saygı ve sağlıklı bir mesafe bulunmalıdır.
Ne gazeteci il başkanının üzerinde bir otorite kurmaya çalışmalı ne de il başkanı kendi siyasi başarısını birkaç olumlu manşete bağlamalıdır.
Çünkü siyasetçinin koltuğu gazetecinin kalemiyle büyümez.
Gazetecinin itibarı da siyasetçinin koltuğuna yaslanarak yükselmez.
Ve unut

KENDİNİ DEV AYNASINDA GÖRENLER KADAR, O AYNAYI TUTANLARIN DA DÜŞÜNECEK ÇOK ŞEYİ VARDIR!
Birileri kendini kral sanıyorsa, dönüp bir de ona taht kuranlara bakmak gerekir!
Kalem sahibi olmak marifettir; o kalemin ağırlığını taşıyabilmek karakter, siyasi makamın hakkını verebilmek ise sorumluluk meselesidir!