MUZAFFER GÖRKTAN’IN YENİ KİTABI

Hayrettin DURMUŞ

Muzaffer Görktan şuurlu bir mümin, gerçek bir vatansever, hakiki anlamda münevver bir insandı. Bu özelliklerinin yanında kültür sanat âşığıydı. Hakiki bir Afyonkarahisar sevdalısıydı. Dosta güven veren vakur bir duruşu vardı. Gülümsemesi içten ve samimiydi. Afyon denince, kitaptan, kültürden, ninniden, masaldan söz açılınca gözleri ışıl ışıl olurdu. Hayatıyla, yaptığı çalışmalar ve kitaplarıyla gerçek bir aydın olduğunu göstermişti. Afyon’umuzun medar-ı iftiharı bir ağabeyimizdi.

Vefat ettiği 1993 yılına kadar Bayrak Dergisinde “Behçetoğlu” köşesiyle yazılar yazdı. Hem derin bir bilgiye, yoğun bir kültür birikime sahip olması, hem de Afyonlu olması sebebiyle yazılarını daha bir özenli okurdum. Okuduğum ilk kitabı da “Son Ninni” isimli şiir kitabıydı.
Bazı insanlar vardır öldükten sonra da size ışık tutmaya, yolunuzu aydınlatmaya devam ederler. Muzaffer ağabey de gerçek dünyaya göçeli 30 yıl olsa da hâlâ kitaplarıyla Afyon kültürüne katkı sunmaya, bizi tarihi gerçeklerle buluşturmaya devam ediyor.

Sözün burasında Muzaffer ağabeyin vefakâr evladı Mehmet Behiç Görktan’a da teşekkür etmemiz gerekir. Çünkü Mehmet Behiç Bey hummalı bir çalışmayla hem babasının vasiyetini yerine getiriyor, hem de bizi birbirinden güzel kitaplarla buluşturuyor.
Bu kitaplardan birisi de kırkı yeni çıkmış olan “Kocatepe’den Dumlu’ya Sihirli Testi ve Güllü Çorap”. Mehmet Behiç Bey’in kitabı sunuş yazısından anlıyoruz ki bu kitaptaki yazılar canlı tanıklarla birebir görüşülerek hazırlanmış.

Kitapta neler var, neler? Bazı sayfaları okurken gözyaşlarınızı tutamıyorsunuz, bazı sayfalar sizi gülümsetiyor. Öyle saflalar da var ki sizi tarihin şanlı meydanlarına götürüyor, zafer türküleri dökülüyor dudaklarınızdan.

Çocuk Muzaffer’in “Trilene Frank (üç tanesi beş kuruş) diyerek baklava sattığı sahne, herkesin köşe bucak kaçtığı “Ermeni oğlu”nu  bir yumrukta yere sermesi, Deli Ömer Hoca’nın çocukları peşine takarak  Yunan cephesinin bozulmasına verdiği katkı, çocuk yaşta kurduğu ikili ilişkilerle Muzaffer’in, amcasını hapisten kurtarması unutulacak gibi değil.
Mustafa Kemal Paşa’nın Akşehir sokaklarında gezerken yağmura yakalanıp dinlenmek için sığındığı evde Türk kadınlarının “Paşam siz Müslüman değil misiniz? diye sorması üzerine M. Kemal Paşa “Çok şükür Müslümanım bundan şüpheniz mi var?” cevabını verince Türk kadını “Biliyorsunuz Paşa Hazretleri, peygamberimiz de karşısındaki düşmanlara göre çok daha zayıf olduğu halde onların üzerine gitti ve zafer kazandı. Siz de mukaddes ve mübarek bir cihad yapıyorsunuz. Endişe etmeyin. Milletimizin bu haklı davasında zafer bizimdir.”mukabelesinde bulundu. Gazi M. Kemal Paşa bu olayı Fahrettin Altay’a anlattıktan sonra “Görüyorsunuz kararların en doğrusunun yolunu gösterecek bacılarımız var. Ne mutlu bize.” (s.88) demiştir.

Ali İhsan Sabis’in tebdili kıyafetle geldiği devrin en lüks lokantalarından Hacı Salih’in mekânında tanınmadığı için biraz geri plâna atılması üzerine kenarda bir yerde yemeğini yiyince “Yunan zabitlerine iyi bakıyorsunuz! Ben Ali İhsan paşa” yazıp tabağın altına koyduğu notu okuyan Hacı Salih’in lokantasını kapatması (s.137) ilginç bir hatıra olarak yer almış kitapta.

Birbirinden ilginç ve orijinal tarih levhalarının hepsini bir yazıda anlatmak kolay değil. Kitaba adını veren olaya da kısaca değinip yazımızı noktalayalım isterseniz.

İsmail ile Fadime birbirilerini deli gibi sevmektedirler. Aşkları köy çeşmesinde başlar.  Çeşmenin başında Fadime’ye bakarken ayağı kayar İsmail’in ve Fadime’nin testisi kırılır. Fadime başlar ağlamaya. İsmail “Neden ağlıyorsun Fadime?” deyince “Ben testiye ağlamıyorum. Senin ayağın incindi mi diye ağlıyorum” der. (s.214)… İsmail şehirden bir testi alıp Fadime’ye verir. İsmail vatan savunması için savaşa gidince Fadime harmanda, tarlada, bahçede hiç yanından ayırmaz bu testiyi. Ölünceye kadar (yarım asırdan fazla)saklar onu kutsal bir emanet gibi.

Güllü Çorapsa İsmail askere giderken Fadime’nin başka bir armağan bulamadığı için şaşkınlıkla ayaklarından çıkarıp hatıra olsun diye verdiği bir çift çoraptır. İsmail savaşın en şiddetli anlarında bile bu çorapları koynunda saklamış ve Deper faciasında şehit olurken “öldüğümü Fadime’ye söylemeyin” vasiyetiyle sımsıkı sarılmıştır o çoraba. Ne muhteşem bir sahnedir bu.

Afyonkarahisar’ın kadınlı erkekli isimsiz kahramanlarının mertliklerinin, yiğitliklerinin anlatıldığı tarih şuuruna sahip olmak isteyen herkesin okuması gereken yüzlerde yaşanmış gerçek  hikâyelerden oluşuyor bu kitap.

Cumhuriyetimizin 100. Yılına armağan olarak hazırlanan özelde Afyon, genelde Türk tarihi bakımından çok mühim konuların ele alındığı “Kocatepe’den Dumlu’ya…” kitabının kültür hayatımıza kazandırılması konusunda himayelerini esirgemeyen başta Belediye başkanı Sayın Mehmet Zeybek olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor, böyle güzel eserlerinin yenilerinin yayınlanmasını bekliyoruz. Kütüphanemizde Afyonkarahisar kitapları için rafımız hazır.