Liderine Körü Körüne Bağlanan İnsan Psikolojisinin Altında Yatan Sebepler Nelerdir?

 

Sosyal psikologlar, 1956 yılında yayımladıkları ‘Kehanet Yanlış Çıktığında’ isimli kitaplarında liderlere körü körüne inanan insanların psikolojik durumlarını yorumladı. Tüm dünyada yıllardır, lider olarak görülen isimlere körü körüne bağlanan kişiler, lider kişinin bariz olan yalanlarına bile körü körüne bir inanç besliyor. Peki, bu durumun altında yatan sebepler neler?

Sosyal psikolog Leon Festinger ve iki meslektaşı yayınladıkları kitapta bu soruya yanıt aradılar.

Peki Ya, bir lidere körü körüne bağlanan insanlar onun apaçık söylediği yalanlarına bile neden kolayca inanırlar?

Sosyal psikolog Leon Festinger ve iki meslektaşı, 1956'da yayımladıkları "Kehanet Yanlış Çıktığında" kitabında bu soruyu bir teori ile cevapladılar: Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi.

ABD'de yaşayan Dorothy Martin isimli bir kadın, 21 Aralık 1954 gününün şafağında uzaylıların dünyanın sonunu getireceğini, kendisine inananların ise 20 Aralık gecesi Clarion gezegeninden gelip kendilerini uzaya götürecek bir UFO sayesinde de bu tufandan kurtulacakları kehanetinde bulundu.

" Seekers " adındaki tarikatı, kısa sürede duyuldu. Müritleri hemen gazetelere, radyolara ilanlar verip insanları uyarmaya çalıştı. Kehanete inananlar işlerini bıraktı, bütün varlıklarını elden çıkardı. Hatta inançlarını paylaşmayan eşlerini terk etti. Müritler, ne kadar saçma olursa olsun liderin söylediği her şeye tamamen inanıyordu.

O gün, 50' ye yakın kişi toplandı ve gece yarısı oldu. Ancak ne kıyamet koptu ne de uzaylılardan ses çıktı. Peki, kehanet gerçekleşmeyince ne mi oldu? Hiçbir şey.

Hiçbir şey olmayınca ufaktan homurdanmalar başladı. O sırada Dorothy Martin ise kendisini mutfağa kapattı fakat biraz sonra yeniden salona geldiğinde yüzü gülüyordu.

"Clarion' lularla yeniden konuştum" dedi memnuniyetsiz gruba, "Dünya' ya ve bize bir şans daha verdiler, şimdi çıkıp daha çok çalışmalı, daha çok insanı yok oluşun kaçınılmazlığına ikna edip kurtarmalı, kendi saflarımıza çekmeliyiz." dedi. Bu açıklama salonda bekleyenleri bir hayli rahattı çünkü artık inanacak yeni bir şeyleri vardı.

İşlerini, eşlerini, mülklerini terk etmiş müritler isyan etmek bir yana, inançlarına daha da sıkı sarıldılar. Ne de olsa tarikatları dünyayı kurtarmıştı.

Şimdiki görevleri ise insanlığı uyarmak ve aynı felaketin yeniden olmasını önlemekti. Kehanetin doğruluğunun kanıtlanamamış olması, ona inananların inançlarını zedelememişti. Aksine inançlarını daha da pekiştirmiş ve grubu yeni üyeler aramak üzere harekete geçirmişti.

Dorothy Martin ve taraftarlarının bilmediği, o gece aralarına sızmış üç doktora öğrencisinin varlığıydı. Leon Festinger, Henry Riecken ve Stanley Schachter isimli üç araştırmacı sosyal psikolog, daha önce bir gazete haberinden grubun varlığını öğrenmiş ve bu konuyu araştırmaya karar vermişti. Bu üç kişi mürit gibi davranarak tarikatın içerisine sızdılar.

Gözlemlerini " When the Prophecy Fails - Kehanet Çöktüğünde" adlı kitabında yazan araştırmacılar, bu durumu Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi (Cognitive Dissonance Theory) ile açıklamaya çalıştı.

Bu teoriye göre; insanlar mental olarak bir denge içerisinde hareket ederler. Kişinin kavrayışları arası oluşan bir uyumsuzluk, zihinsel bir strese ve huzursuzluğa yol açar.

Araştırmacılara göre kişi bu rahatsızlığı gidermeye çalışacak, benzer biçimde, bu stresi artıracak durumlardan ya da bilgilerden kaçınacaktır.

Çatışan kavrayışların yaratacağı stresin büyüklüğü de bu kavrayışların önemi ve oranına göre değişecektir. Çalışmalar bilişsel uyumsuzluğun özellikle kişinin kendine olan inancı (kendisine duyduğu saygı, zeki olduğunu düşünmesi gibi) ile eylemleri arası uyuşmazlık durumunda ortaya çıktığını ve genelde insanların bu çatışmayı kendine olan inançlarını koruyarak çözdüğünü ortaya koyuyor.

Seekers tarikatında müritlerin UFO'yu ve tufanı beklemesi kanıta değil inanca dayalıydı.

Kehanetin gerçekleşmemesini kendi inanışlarıyla çatışan bir durum saymamaları da bir inanç göstergesiydi.

Yani müritlerin inancı kanıta değil, Dorothy' ye adanmalarına bağlıydı; bilişsel çatışmalarını da ona bağlanmakla hata ettikleri düşüncesiyle değil, ona olan inançlarını pekiştirerek çözdüler.

Özellikle körü körüne bağlanılan inançlar, yargılar ya da karizmatik liderler söz konusu olduğunda bağlılık o denli baskın oluyor ki gerçekler bununla çeliştiğinde, psikolojik gerilimi ve çelişkiyi azaltmak için ne kadar saçma olursa olsun gerçekliği çarpıtmak daha kolay oluyor.

Dünyada salgın gibi yayılan ve Covid' den çok daha tehlikeli olan totaliter-popülist siyaset ve onu besleyen komplo teorileri bu duruma güzel bir örnektir.

Gerçekler ne kadar acı, çelişki ne kadar keskin olursa, totaliter popülist lidere aşık olan kitlenin bağlılığı o denli artıyor.

Nisan 1945' te Kızıl Ordu, Berlin'in dış mahallelerini kontrol altına alırken Hitler Sovyet ordusuyla savaşan çocuk yaştaki askerlere başarılarından ve cesaretlerinden dolayı madalya takıyor ve generallerine saldırı emri veriyordu. Ona hâlâ inanan kitleler vardı.

Lider’ e körü körüne bağlanan insanlara hepimizin şahit olduğu son canlı örnek ise ABD' de Trump' ın, seçimi kaybetmesinden sonra yaşanan Kongre baskını, demokrasinin ve özgürlüklerin kurumsallaştığı yerlerde bile bu olgunun ne kadar etkili olabildiğini gösterdi.

Bundan sonra bilim insanları ve bilinçli insanlara düşen görev; “ En azından gençlerin rasyonelleşmesine ve evrensel değerleri içselleştirmesine önem vermekten ve bu konuda bir takım iç görü yükseltici, farkındalık sağlayıcı etkinlikler ve eğitimler düzenlemesinden geçiyor.

Eğer herhangi bir yakınınız veya arkadaşınız yalancılık, dolandırıcılık, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvetçilik gibi yüz kızartıcı suçlara bulaşmış bir lider veya yönetici için, bütün sevdiklerini feda edecek, çocuklarını kurban verecek ve her türlü birikimini onun yoluna harcayacak kadar körü körüne bağlıysa, profesyonel yardım almasını sağlayın. Kendisi profesyonel yardımı kabul etmese bile başka yöntemleri öğrenmek, uygulamak üzere yakınlarıda seanslara katılabilirler. Bize iletişim 0544 724 3650 telefon numaramızdan ulaşabilirsiniz.