"Alışmak" sanıldığının aksine birçok zaman iyiye işaret değildir. Alıştığınız şeyin sizi nereye götürdüğü önemlidir çünkü... Sözgelimi insanlar size itibar ediyorsa, bunun sizi kibre götürmesi 'alışmak'la ilgilidir. Kibrin sizi nereye götüreceğini de siz araştırın artık... Savaş zamanlarında acı ve yıkıntılara da alışır insan… Oysa her insan bir hayat hikâyesidir. Milyonların katili bu yüzden olsa gerektir ki; ‘bir insanın ölümü trajik, bir milyon insanın ölümü istatistiktir’ demiş olmalı… (Stalin’e atfedilir).

İtibar düşüncesi vehimle ilgilidir. Vehim ise gerçekte halüsinasyondur. Kendinizde, olmayan bir güç görürsünüz zira… Gerçekte insanın elinde hiçbir güç yoktur; ‘malikül-mülk de, ‘la havle vela kuvvete’ de O’dur da o yüzden… Bu itibar ‘ilminize’ dair bile olsa öyledir. Yok, ilminiz değil de makamınızla ilgiliyse, yaşadığınız tam bir vehimdir. Yani siz öyle olmasını istersiniz ya da zannınız öyledir ama, hakikat bambaşkadır. Hakikat… Yani her şey bittiğinde karşı karşıya kalacağınız ve pişman olmanın fayda vermeyeceği durum ya da zaman… Zira öyle ya da böyle vehmin geçerlilik süresi ‘emr-i hak’ vaki oluncaya kadardır. “Dünya bir rüyadır, rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir çünkü…” Mevlana.

Şu kadar sene kendinizce hakkı söylemişsinizdir ama neredeyse hiç kimse size itibar etmemiştir. Görünüşte kaybettiğiniz bir sürü de şey vardır. Etrafınızda insanlar pervane değildir mesela... Belki bu yüzden kimi zaman zafiyet gösterip hüzünlenirsiniz bile... Duygudan arınmış bir şekilde düşündüğünüzde doğru yerde olduğunuzu görüyorsanız; küçük kayıplar sorun teşkil etmemeli... Dünyaya ilişkin ‘küçük’ olmayan ne var ki… Bu türden insanların bahsedilen türden bir beklentileri yoktur zaten... Herkesin de değişik şekillerde kendilerinden daha iyi olduğunu düşünürler. Gönül insanıdır çünkü onlar… Bu anlamda nerede olduğunuzu merak ediyorsanız; gerçekten terk etmek gerektiğinde bunu başarıp başaramadığınıza bakmalısınız.

İşin özü şudur ki; 'baki'ye talip olmayan insan kaybetmeye de mahkûmdur. Kazandığınızı düşündüğünüz şeyin anlamsızlığı ise gerçeği ile kıyaslandığında, yani gözünüzü rüyadan açtığınızda belli olacak. Gözünü rüyadan açmak…. Ne demiş Rasul; ‘ İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar.’

Büyükler boş yere mi demişler; ‘la-mevcude illallah’ diye... Bu ifade bir sırra vakıf olmanın dışa vurumur. Şimdilerde çizgi değiştirmiş olsa da D. Cündioğlu güzel tanımlamış ilim ve irfan arasındaki farkı: İlim, bir annenin çocuğuna süt emzirdiğini; irfan ise çocuğun emdiği şey'in (hakikatte) süt değil şefkat olduğunu söylemektir.

İnsanların güzelliği masumluklarıyla orantılı... Çocuklar bu yüzden işte o kadar güzel... Hiçbir kötü niyetleri ve menfaat hesapları yok zira... Büyük insan da koruyabilse bu masumiyeti, yani hesap içerisinde olmasa; Allah onlara da çocuktaki masumiyet ve manevi güzellik verecek aslında... İnsanın bu minvalde farkında olmadığı şey; teslimiyet çizgisinden uzaklaştığıdır. Bunu da gönlüne fısıldayan şeytan…

İmaj oluşturma çabası karakterdeki zayıflığa da işaret eder. İmaja yatırım yapan, fıtrat ve ruh bağını koparmış kişidir. Şeytan fıtratına uygun davranmadığından ve bunda ısrar ettiğinden cezalandırılmıştır. Hz. Âdem de öyle… Ancak O (as) bunu kabul ve itiraf ettiği için bağışlanmış... İmaj ikiyüzlülüktür bir yandan da… Mevlana koymuş noktayı zaten; ‘ya olduğun bibi görün ya göründüğün gibi ol…’

"Bakarken ‘sen’ orada olma, aksi halde kendinden başka hiçbir şey görmezsin!" "Bir Allah biliyor, bir de ben; Ne kadar (cahil) cesursun sen öyle..." O da bir bilgenin dilinde vücut bulmuş; “Ben bilmezem bana gereğin sen Hakim'sin. Men eyle verme her ne gerekmez sana bana. (Fuzuli) (Ben bana tam olarak neyin gerektiğini bilemem. Hâkim (her şeyi bilen Allah) sensin; bana gerekmeyeni ben istesem de bana verme).