İnsanın bir iddiası, bir düşüncesi, bir motivasyon kaynağı, bir hayali hatta itirazı olmalıdır. İddia da, düşünce de, hayal de, itiraz da ‘insan’a dairdir zira... Milletler de öyledir. Eğer size ilişkin değilse iddianız, bir başka deyişle bedeniniz ve ruhunuz ‘evrensel-küresel’ olanla şekilleniyorsa varlık nedeniniz ortadan kalkmış demektir. Oysa "her milletin kendine has fikirleri ve hisleri olmasaydı, sosyoloji ile zooloji arasında fark kalmazdı" (tırnak içi alıntıdır).
İnsana-medeniyete ilişkin iddiası, düşüncesi, hayali, itirazı olmayanlar zaman içerisinde küresel-evrensel olana biat etmekte, bir başka deyişle tarihin tozlu raflarına kaldırılmaktadır. İddia, düşünce ya da itiraz size dair olanı korumak ya da geliştirmek içindir zira… Kendinizi bu konuda ne kadar sorumlu hissediyorsanız o kadar değerlisiniz demektir.
İslam’ın tanımladığı insan biraz hüzünlüdür. Medeniyet cinayetlerinin işlendiği dünyada sıradan kimse gibi nasıl kahır kahır gülebilir ki… Gülemiyor, hatta gülümsemiyorsa sizin göremediğiniz hakikatle ilgilidir bu… Hakikat… Yani perdenin (hayatın) geride değil, geri kalanının ta kendisi… S. Eyyubi iddiasında öyle kararlı imiş ki, gülmemeye yemin etmiş… Başka nasıl Kudüs fatihi olunabilir ki…
Bir şeyin yüreğinizin derinliklerinden gelmesi için onun hakkında 'acı' duyabilmelisiniz; hem maddi hem manevi... Acı duyan insan gülemez nitekim... Görebilene acı duyulacak şey o kadar çok ki... Neredeyse gök kubbe başımıza yıkılacak ama 'acı' duyabilmek için vazgeçebildiklerimiz bir o kadar az…
Başkasının derdi için acı duymak da insani bir vasıftır. Hayvan da acı duyar belki ama, insan olmaya ilişkin olan başkasının acısını hissetmekle ilgilidir. Ya sadece kendin için acı duyabiliyorsan… Bugün her birimizin değişik seviyelerde de olsa etkileşim içerisinde olduğu Batı kişisel olarak da, devlet-medeniyet düzeyinde de bu ikincisini telkin eder size...
Roma'nın şaşaalı zamanlarında zenginler yeme lezzetini daha fazla yaşamak için yiyip sonra da (afedersiniz) "kusma odası" denen yerde kusarlar, sonra tekrar tekrar yerlermiş... Ne kadar iğrenç değil mi... Ve ne kadar da gayri insani... Şimdilerdeki çok daha vahşi aslında… Epstein dersem yeterli gelir herhalde…
Yeni vakıf olduğum ve bir o kadar yamyamca olan ise Çin’deki ‘cenin’ menüleri… Evet, yanlış duymadınız; cenin ve menü… Malum, bu ülkede farklı seviyelerde doğum kontrolleri var. Bu yüzden ‘yasak’ kapsamına giren hamilelikler sonlandırıldığında ‘ceninler’ ekonomiye kazandırılıyormuş!... Zira ‘insan eti’ aynı zamanda gençlik iksiri imiş… Müşteriler de doğal olarak ‘Batı’dan… Düşünmesi bile korkunç… Ne var ki söz konusu durum bugüne de ilişkin değil sadece…
https://www.facebook.com/reel/1085065670413130
Vicdanınıza hesap verebiliyorsanız sorun ortadan kalkmıştır. Bir iş yapmışsanız, vicdanınızın rahat olması gerekir zira... Ama önce elbette vicdan sahibi olmanız şart... Bunun ön şartı da insan olmaktır. Bu durumda olanlara "insanlığınızı" gözden geçirin demek isterim ama düşünme yetisi de insana dair olduğundan kimilerinin bunu kavramaları mümkün olmayacaktır.
Elbette bunun için öncelikle gerçekleştirmeyi planladığınız idealleriniz olması gerekir. İdeal kişisel ikbale değil, maslahata ilişkin bir konudur ve ancak kendisini mes’ul hissedebilenler hayata geçirebilir. Aksi ihtirastır zira...
‘Hak’ olana talip olmak kararlılığı da gerektirir. Sizin kararlılığınızın farkında olmayanlar durumu kişiselleştirir ve sizi ‘kendi seviyesinde’ itham eder. Oysa kişisel refleksle gösterilen tepki hak olana karşı muhalefettir. Kararlılık ise hak olandan yana olmaktır. Ama işte bu da bir tür ‘görebilme’ yeteneğidir.
Sorumlu insan ‘diğergam’dır. Son tahlilde belki de tek düşünmediği kendisidir. İnsanlığın derdi kendisine dert edinen kimselerin bıraktığı mirası düşünün... Büyük insan 'talip olmayan' 'vazgeçebilen' - terkedebilen insandır çünkü...
Ne kadar çok şeye sahipseniz, o kadar korkaksınız demektir. Çünkü kaybedeceğiniz şey bir o kadar fazladır. Talip olduğunuz ölçüde bağımlısınız demektir. Oysa hiç kimse menfaat karşılığı size tahdit koyamamalı... Aslına ‘sahip olma-talip olma’ refleksi iddianızdan, itirazınızdan, düşüncenizden vazgeçmekle eş anlamlıdır. Aslında gerçekte vazgeçtiğiniz insanlığınızdır; az bir menfaat karşılığı…