“KOBİ'ler İçin 2027-2029 Haritası: İhracat ve Dönüşüm Yapan Kazanacak”
2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP) da yeni oyunun kuralı: Tüketimden Çıkış, Verimliliğe Geçiş olarak gerçekleşecek.
Kıymetli okurlar, geçen haftaki yazımızı noktalarken; bu hafta tescillediğimiz markaların içini nasıl dolduracağımızı, sürdürülebilir kalitenin ve global pazarlara girişin vizesi olan "Kalite Sistem Belgelendirmeleri" konusunu ele alacağımızın sözünü vermiştik. Ancak ekonomi dünyasında sular hiç durulmuyor ve bazen makro düzeydeki sıcak gelişmeler, ajandamızdaki konuları bir süreliğine beklemeye almamızı zorunlu kılıyor. Ülkemizin önümüzdeki üç yıllık ekonomik yol haritasını çizen ve reel sektörün tüm dinamiklerini doğrudan etkileyecek olan "2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP)" kamuoyuyla paylaşılmıştı. Yatırımcımızdan sanayicimize kadar tüm iş dünyasının geleceğe dair stratejilerini belirlerken referans alacağı bu vizyonu sıcağı sıcağına analiz etmek, rüzgarın yönünü doğru tayin etmek adına kritik bir önem taşıyor. Bu nedenle, kalite ve kurumsallaşma dosyamızı bir hafta öteliyor; bu haftaki köşemizde OVP'nin satır aralarına, ekonomik hedeflerine ve işletmelerimize yansımalarına analitik bir mercekle odaklanıyoruz. Markalarımızın kalite yolculuğuna ise önümüzdeki hafta kaldığımız yerden, aynı kararlılıkla devam edeceğiz.
Ekonomi yönetiminin önümüzdeki üç yıllık yol haritasını çizen 2027-2029 Orta Vadeli Program (OVP) geçtiğimiz günlerde açıklandı. Mefkûre köşesinde bu hafta, salt makroekonomik rakamların ve bütçe dengelerinin ötesine geçerek, bu yeni yol haritasının satır aralarının sanayicimiz, KOBİ'miz ve yatırımcımız için gerçekte ne anlama geldiğini masaya yatırıyoruz.
Bir önceki OVP daha acil bir istikrar arayışındayken, yeni program dezenflasyon patikasını zamana yayan, ayakları yere basan bir vizyon sunuyor. 2027’de %4,2 ile başlayıp 2029’da %5’e ulaşması öngörülen kademeli büyüme ve 2029 için hedeflenen %9’luk tek haneli enflasyon, bize şu net mesajı veriyor: İç piyasada hormonlu, aşırı ısınmış bir talep dönemi artık geride kalıyor. Tüketime dayalı, enflasyonu körükleyen eski büyüme modelinden kalıcı olarak vazgeçiliyor. Cari açık yönetilebilir seviyelerde tutulurken, devlet harcamalarında tasarruf dönemi hız kesmeden devam edecek ve ekonomi, kontrollü bir soğuma ile sağlıklı bir zemine oturtulacak.
Peki, bu "yeni oyun kuralları" işletmeleri ve sokağı nasıl etkileyecek? Açık konuşmak gerekirse; sadece iç piyasaya ürün satan, günübirlik kâr marjlarına odaklanan firmaları zorlu bir süreç bekliyor. Krediye ulaşım seçici ve görece maliyetli olmaya devam edecek, işgücü piyasasındaki sıkılaşma nedeniyle nitelikli personeli elde tutmak daha da zorlaşacak. Ancak karamsarlığa kapılmaya gerek yok; OVP, üreteni korumaya yönelik kalkanlarını da hazırlamış durumda. Nakit akışı bozulan ama üretimi ve istihdamı koruyan firmalar için vergi ve SGK primlerinde sağlanacak esneklikler, KOBİ'ler için Kredi Garanti Mekanizmasının genişletilmesi ve en önemlisi tahsilat riskini azaltacak Devlet Destekli Alacak Sigortası gibi can simitleri devrede olacak.
Bu programın asıl büyük devrimi ise teşvik ve yatırım mimarisinde yaşanıyor. Devlet artık "ne üretirsen üret, kapasiteni artır yeter" demiyor; kredi mekanizmaları ve hibe destekleri tamamen kabuk değiştiriyor. Merkez Bankası'nın reeskont kredileri ve Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) gibi uygun maliyetli kaynakların kapısı; yönünü ihracata çeviren, üretim tesislerinde "yeşil ve dijital dönüşüme" yatırım yapan firmalara sonuna kadar açılıyor. HIT-30 Yüksek Teknoloji Yatırım Programı ve Teknoloji Hamlesi ile yapay zeka, yarı iletkenler ve yeni nesil mobilite gibi alanlara muazzam kaynaklar aktarılacak. Özellikle üretim ve tarım süreçlerinde veri analitiğini merkeze alan, yapay zeka destekli otonom sistemleri kullanan ve akıllı üretime yatırım yapan firmalar, kaynaklarını optimize ederek bu yeni dönemin tartışmasız liderleri olacak. Karbon vergisi sınırda kapımıza dayanmadan Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi’ne (TR ETS) entegre olan, karbon ayak izini küçülten sanayiciler ayakta kalıp küresel rekabette öne geçecek.
Sektörel bazda baktığımızda da yeni dönemin kazananları belli. Tarımda kuraklık riskine karşı sözleşmeli ve dijital üretim modeline geçenler, sanayide yüksek teknolojili üretime adım atanlar kazanacak. Hizmet sektöründe ise sağlık ve gastronomi turizmi ile bilişim ve danışmanlık ihracatı, devletin merceği altında parlamaya devam edecek.
Afdora Yatırım Danışmanlık olarak sahada KOSGEB, TKDK-IPARD ve Bakanlık projelerinde edindiğimiz yıllara sâri tecrübe bize tek bir gerçeği işaret ediyor: Sadece iç piyasaya odaklanan ve günübirlik kâr marjlarıyla ilerleyen geleneksel iş modelleri için artık kabuk değiştirme vakti. Devletimiz, üreten ve istihdamı koruyan firmalarımıza vergi/SGK esneklikleri ve alacak sigortası gibi koruma kalkanları sunarken, asıl büyük kaynağı ve teşvikleri iş modelini yüksek teknolojiye ve küresel değer zincirlerine entegre edenlere ayırıyor.
İşletmelerimizin ve yatırımcılarımızın, kamu desteklerini günü kurtaracak birer araç olarak değil, firmalarını küresel değer zincirine entegre edecek bir kaldıraç olarak görmeleri şart. Yeni OVP döneminde devlet destekleri; salt geleneksel kapasite artışı sağlayan projelerden ziyade, mevcut üretim altyapısını yeşil ve dijital dönüşümle entegre eden, verimliliğini artıran ve yönünü kademeli olarak ihracata çeviren işletmelere odaklanacak. Emek yoğun ve geleneksel sektörlerdeki KOBİ'lerimiz ancak bu dönüşüm vizyonuna ayak uydurdukları ölçüde KOSGEB ve benzeri can suyu desteklerinden faydalanmaya devam edebilecek.
Özetle, önümüzdeki 3 yıl için işletmelerimizin hayatta kalma ve büyüme rehberinin ilk kuralı çok net: “Katma değerli, yeşil ve dijital üret; dönüşümü yakala ve kazanan sen ol.”
Next
