Nevzat Laleli
Çocuklarla…                                     

Çevremizde birçok insan ve olay, bizi kendine çağırır ve bizi yaptığımız işten alıkoyarlar. Önümüzde yapmak istediğimiz işimiz vardır ama arkadaşlarımız, dostlarımızı da çiğneyip geçemeyiz ki…

Çevremize bakarsak işimiz, işimize bakarsak çevremiz kalır.

Çünkü biz biliyoruz ki; “Ayinesi (aynası) iştir, kişinin laf’a bakılmaz

Sağın solun seni meşgul etmesi ile veya bol laf konuşarak (bol laf da yalansız olmaz) işimizi aksatırsak bu hem bize ve hem de o işten faydalanacak insanlara yazık etmiş oluruz.

Aşağıda ki hikâye, elinde ki işi yapmaya azmetmiş bir gencin, çevresini nasıl boş verdiğini anlatmaktadır.

Bir zamanlar ailesinden büyük bir miras kalmış olan zengin bir genç varmış. Serveti sayesinde çalışmak zorunda kalmadan dilediği gibi yaşayan bu genç birçok zaman da doğru yoldan sapıyormuş. Etrafındakiler ona:

- Bu yol, yol değil. Artık bu aylaklığı, serseriliği bırak. Doğru yola gir, diyorlarmış. Genç de onların haklı olduğunu kabul ediyormuş ama yine nefsine uyuyormuş.

Sonunda genç adamın aklına bir çare gelmiş. Memleketinde bilge hükümdar varmış. Ona gitmiş ve derdini anlatmış.

- Bir daha serseri hayata dönmemem için bana bir yol gösterin, demiş.

Hükümdar, emrindekilere “ağzına kadar dolu bir küp zeytinyağı getirmelerini” emretmiş. Ardından da genç adama bu küpü verip,

- Bu küp al, şehrin işlek caddesinden geçirip, diğer ucundaki köşküme götür, demiş. Ancak genç adam kapıdan çıkmadan ardından seslenerek;

- İki adamım da seni takip edecek. Sakın yere bir damla bile zeytinyağı dökme! Eğer bu vazifede en ufak bir hata yaparsan kellen gider!

Genç adam bu işten bir şey anlamamış ama mecburen söyleneni yapmış. Kendisini hükümdarın iki adamının eli silahlı bir şekilde takip ettiğini görünce bütün dikkatini işine vermiş.



            Çalışan adamı anlatan levhalar…



Bu sırada kendisini meyhaneye, eğlenceye çağıran arkadaşlarını duymamış bile. Gözü etrafta dolaşıp kendini kötü yola davet edenlere de takılmadı. Çünkü genç adam gözünü zeytinyağı küpünden ayıramıyordu.

Sonunda bir damla bile damlatmadan bahsedilen köşke ulaştı. Gittiğinde hükümdarın kendisini beklerken buldu.

Hükümdar genç adama sordu:

- Söyle bakalım, şehrin ana caddesinden geçerken ne gördün, ne duydun? Genç adam:

- Hiçbir şey görmedim ve duymadım, dedi. Can korkusuyla vazifemi yerine getirmekten başka bir şey düşünmüyordum. Gözümü küpten ayırmadım ki etrafımı göreyim...

Hükümdar:

- Benim iki adamım seni görüyor diye böyle kendini vazifene verdiğin zaman gözün başka bir şey görmedi. Öyleyse omuzlarında senin sevap ve günahını yazan iki meleğin seni gördüğünü düşün ve kulluk vazifeni de öyle dikkatle yerine getir. O zaman gözün ve kulağın kötülüğe çağıranları görmez ve işitmez, doğru yoldan da sapmazsın, demiş.