OKUL BAHÇELERİNDEN SİBER SAVAŞ MEYDANLARINA: AKRAN ZORBALIĞI VE TERÖRÜ İLE BAŞA ÇIKMA STRATEJİLERİ

Psikoterapist & Aile Danışmanı / Prof. Dr. Ekrem Çulfa

Günümüz eğitim ve sosyal yaşam alanlarında çocukların ve gençlerin karşı karşıya kaldığı en büyük tehditlerden biri akran zorbalığıdır. Bu makalede, zorbalığın bir "çocukluk şakası" olmaktan çıkıp nasıl bir "akran terörü"ne dönüştüğü, bireysel ve toplumsal etkileriyle ele alınmaktadır. Aileler, eğitimciler, yerel yönetimler ve mülki idareler için çözüm önerileri sunulurken, toplumsal ruh sağlığının korunması adına multidisipliner bir seferberlik çağrısı yapılmaktadır.

Giriş: Sessiz Katil Akran Zorbalığı

Toplumun en küçük birimi olan aileden, en geniş kamusal alanlara kadar her yerde yankılanan bir çığlık var: Akran Zorbalığı. Eskiden sadece okul bahçelerinde, teneffüs aralarında görülen fiziksel itiş kakışlar, bugün dijitalleşen dünyanın imkanlarıyla birer "akran terörü"ne dönüşmüş durumdadır. Bir çocuğun, akranı tarafından sistemli bir şekilde psikolojik, fiziksel veya siber saldırıya uğraması, sadece o çocuğun değil, geleceğin yetişkin toplumunun ruhunu yaralamaktadır.

Peki, biz bu tablonun neresindeyiz? Sadece izliyor muyuz, yoksa çözümün bir parçası mıyız?

1. Zorbalığın Anatomisi: Şaka mı, Terör mü?

Akran zorbalığı, güç dengesizliğinin olduğu, kasıtlı ve süreklilik arz eden bir saldırganlık türüdür (Olweus, 1993). Ancak günümüzde bu tanım yetersiz kalmaktadır. Bugün karşılaştığımız durum, mağdurun kaçacak hiçbir yerinin kalmadığı, 7/24 siber zorbalıkla takip edildiği bir "psikolojik terör" halidir.

Zorbanın Portresi: Genellikle zorbalık yapan çocuk, kendi iç dünyasında çözemediği bir değersizlik duygusu veya aile içinde tanık olduğu bir şiddet döngüsüyle boğuşmaktadır. "Zorba, aslında sevilmemiş veya sevgiyi yanlış kodlamış bir çocuktur." Güç kullanarak var olma çabası, aslında bir yardım çığlığıdır.

Mağdurun Portresi: Sessiz, içine kapanık veya farklılıkları olan çocuklar hedef seçilmektedir. Bu çocuklar sadece o an acı çekmekle kalmaz; akademik başarıları düşer, özgüvenleri yıkılır ve yetişkinlikte ağır depresyon veya anksiyete bozukluklarıyla mücadele ederler.

2. Siber Zorbalık: Ekranın Arkasındaki Maskeli Şiddet

Geleneksel zorbalık okul zili çaldığında biterdi. Siber zorbalıkta ise okul zili hiç çalmıyor. Akıllı telefonlar, şiddeti çocuğun yatak odasına kadar taşıyor. Bir fotoğrafın izinsiz paylaşılması, bir grubun dışlanması veya anonim hesaplardan gelen hakaretler, genç dimağlarda onarılamaz hasarlar bırakıyor. Bu noktada mülki amirlere ve eğitim kurumlarına düşen görev, sadece fiziksel güvenliği değil, dijital güvenliği de kapsayan bir koruma kalkanı oluşturmaktır.

3. Ailelere Mesaj: Duygusal Dedektif Olun

Anne ve babalar, çocuklarının notlarından önce ruh hallerini takip etmelidir. Çocuğunuzun iştahı mı kesildi? Okula gitmek istemiyor mu? Odasına mı kapandı? Bunlar birer sinyaldir. "Çocuğunuzun en güvenli limanı siz olmalısınız." Eğer çocuğunuz zorba ise, onu cezalandırmak yerine bu davranışın altındaki kök nedeni bir uzman eşliğinde (Pedagog/Psikolog) araştırmalısınız.

4. Eğitimcilere ve Okul Yönetimlerine Çağrı

Öğretmenler, sadece müfredatın uygulayıcısı değil, sınıfın ruh sağlığının muhafızıdır. Bir okulda zorbalık varsa, orada akademik başarıdan söz etmek bir yanılgıdır. Okullar, zorbalığa karşı "Sıfır Tolerans" politikasını sadece kağıt üzerinde değil, kantinden sınıfa kadar her yerde uygulamalıdır.

5. Yerel Yönetimler ve Devlet Mekanizması: Toplumsal Seferberlik

Valilikler, Kaymakamlıklar ve Belediyeler; mahalle aralarından gençlik merkezlerine kadar her noktada "Akran Zorbalığı Farkındalık Merkezleri" kurmalıdır. Bu bir lüks değil, toplumsal bir zorunluluktur. Suça sürüklenen çocukların ve mağdurların rehabilitasyonu, emniyet teşkilatı ile iş birliği içinde, ancak pedagojik bir hassasiyetle yönetilmelidir.

6. Çözüm Önerileri ve Stratejik Yaklaşımlar

Zorbalıkla mücadelede üç temel ayak bulunmaktadır:

  1. Önleme: Duygusal zekâ ve empati eğitimlerinin kreşten itibaren zorunlu olması.

  2. Müdahale: Zorbalık anında "seyirci" kalan akranların, mağduru savunacak cesarete ulaştırılması (Bystander etkisiyle mücadele).

  3. Rehabilitasyon: Hem zorbanın hem mağdurun aile sistemleriyle birlikte terapi sürecine dahil edilmesi (Çulfa, 2024).

Sonuç: Yarın Çok Geç Olabilir

Akran zorbalığı bir çocukluk evresi değildir. Bu bir halk sağlığı sorunudur. Sessiz kalan her yetişkin, atılan her tokatta, paylaşılan her aşağılayıcı mesajda pay sahibidir. Bizler; psikoterapistler, eğitimciler, yöneticiler ve ebeveynler olarak el ele vermezsek, yarının dünyasını öfke ve travma üzerine inşa etmiş olacağız.

Gelin, bu sessiz çığlığa hep birlikte ses verelim. Çünkü biliyoruz ki: Farkındalık kurtarır, sevgi iyileştirir!

Kaynakça (APA 7 Örnekleri)

  • Çulfa, E. (2024). Aile Danışmanlığında Kriz Yönetimi ve Akran İlişkileri. İstanbul: My Life Yayınları.

  • Hymel, S., & Swearer, S. M. (2015). Four decades of research on school bullying: An introduction. American Psychologist, 70(4), 293–299.

  • Olweus, D. (1993). Bullying at school: What we know and what we can do. Oxford: Blackwell.

  • Smith, P. K., & Steffgen, G. (Eds.). (2013). Cyberbullying through the new media: Findings from an international network. Psychology Press.