Mevlevilik deyince doğal olarak ilk Konya şehrimiz hatıra gelir, el hak doğrudur lakin bir dönem Mevlevilik Konya’da unutulmaya başlayınca, şehrimizdeki Mevleviler devreye girmiş ve tekrar Konya’da Mevleviliği canlandırmışlardır. Lokman Derya Solmaz hocam, Leman Sultan adlı eserinde bu konuya da yer vermiş. Kendisi iyi bir Mevlevilik araştırmacısıdır. Leman Sultan kitabı da bu açıdan son derece önemli, bu eseri okumanızı hararetle tavsiye ederim.

Konya’dan sonra en önemli Mevlevihane merkezi şehrimiz Afyonkarahisar’dadır.  Mevlevi (Türbe) Camii’ndeki, Hz. Mevlana torunlarından Mehmet Semai Sultan Divani Hz. nin türbesi ve aynı zamanda Mevlevi şeyhlerine ait 12 ahşap sanduka bulunmaktadır. Hz. Mevlana’nın sağlığında Afyonkarahisar’ı ziyaret etmesi. İki oğlu Sultan Veled ve Alaaddin Çelebi’nin sünnet merasimini yine Afyonkarahisar’da yaptırması da şehrimiz  açısından çok iyi bir değerdir. Bir başka özellik ise Hz. Mevlana’nın kız torunu Mutahhara Hatun’un  Afyonkarahisar’a gelin gelerek  yerleşmesi ile Mevlana sülalesinin bir bölümü şehrimizde yaşamışlardır. Zamanında Konya’ya yerleşen büyük bir ilim ve din bilgini olan Hz. Mevlana’yı dinlemeye yüzlerce kişi geliyordu. Mevlana’nın yanında yetişen müritleri Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağılarak çeşitli Mevlevihaneler kurdular. Bu Mevlevihanelerde Mevlevi kültürü ve eğitimi verildi. Anadolu’da kurulan ilk Mevlevihanelerden birisi de şehrimiz Afyonkarahisar’da kurulur. Konya’daki Mevlevihane’den sonra en önemli Mevlevihane Afyonkarahisar Mevlevihanesi olur. Hz. Mevlana’nın Çelebi denilen soyundan gelen akrabalarının, Konya’dan sonra en kalabalık şekilde yaşadıkları yer Afyonkarahisar olur. Torunlarından Sultan Divani’nin icraatları, Mevlevilik, tarihi ve Afyonkarahisar Mevleviliği bakımından çok önemli. Hz. Mevlana’nın sağlığında Afyonkarahisar Mevlevihane’sini ziyaret etmesi ile Konya’daki Mevlevihane’den sonraki en önemli Mevlevihane oluyor.

Hazreti Mevlana’nın büyüklüğünü sadece İslam ve Müslüman toplulukları ile sınırlı kalmadı. Eserleri 20’den fazla dile çevrilerek bütün dünyada en çok satılan ve okunan kitaplar arasında yerini aldı. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Teşkilatı UNESCO 2007 yılında Mevlana’nın doğumunun 800. Yılında “Dünya Mevlana Yılı” ilan etti. Dünya’nın her yerinde Mevlana ile ilgili etkinlikler yapıldı. Dünya’da yüz kadar Mevlevihane bulunmaktadır. Tarihte birkaç kez yangın geçiren Afyonkarahisar Mevlevihanesi  1902 yılındaki büyük yangında tamamen kullanılamaz hale gelir. Dönemin Padişahı Sultan II. Abdülhamid’in özel gayretiyle yeniden yaptırılarak cami bugünkü haline kavuşur. Ancak cami dışındaki Afyonkarahisar Mevlevihanesi 2007 yılına kadar kullanılmıyordu. 2007 yılında Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından restore edilen Mevlevihane, Afyonkarahisar Belediyesi imkanları ile aslına uygun olarak müze haline getirildi. 2008’de ise ziyaretçi kabul etmeye başladı. O günden bu yana ziyaretçi akını olmaktadır, şehrimiz açısından da çok büyük bir değerdir. Mevlevihane- Türbe Camii’nin kapısı bizzat Sultan 2.Abdülhamid tarafından kendi elleriyle yapılmıştır.

                                          MEVLEVİHANEDE  40 HATİMLİ AŞURE

Sultan Dîvânî, Afyonkarahisar Mevlevihanesi’nin en önemli şahsı olup, kabri mevlevihanenin içerisindedir. Ayrıca, Mevlevihanelerde  40 hatimli dua ile pişirilen ‘Şifalı Aşure’ geleneği, Sultan Dîvânî döneminde Afyonkarahisar’da başladı. Günümüzde de bu gelenek sadece Afyonkarahisar’da devam etmektedir. 16. Yüzyılda Afyonkarahisar Mevlevihanesi Şeyhi ve Hz. Mevlana’nın 7. Kuşak torunlarından Mehmet Semai Sultan Divanı Hz. tarafından başlayan bu gelenek zamanla unutulmaya yüz tutar. 1990’lı yıllarda Afyonkarahisar Kültür ve Turizm Derneği tarafından yeniden başlatılır. İki yıl sonra bu geleneğin sürdürülmesini Afyonkarahisar Belediyesi üslenir. Mevlevihanenin bahçesine 40 kazan kurulur. 40 kazanın başına ise 40 hafız geçer. Her yıl Muharrem ayında devam eden bu gelenek Cuma namazından sonra halka açık bir törenle 40 hatimli aşure olarak dağıtılır. Şifalı aşureye ilgi çok büyüktür. Afyon Belediyesi tarafından kurumlara da dağıtılır.

                                                          MEVLEVİLİKTE SEMA

  Semâ Töreni, Allah’a ulaşma yolunun derecelerini sembolize eden, içinde dini öğe ve temalar barındıran ve bu haliyle ayrıntılı kural ve niteliklere sahip tasavvufî bir törendir diğer bir deyişle ibadet olarak da ifade edilir. Mevlevîliğe özel bu seremoni, Mevlâna Celaleddin-i Rumî (Ö. 17 Aralık 1273) zamanında belli bir kurala bağlı kalmaksızın yapılırken, Sultan Veled ve Ulu Arif Çelebi zamanından başlayarak disiplinli bir şekilde icra edilmiştir. Bu kurallar, Pir Adil Çelebi zamanına kadar geliştirilmiş ve son şeklini alarak günümüze kadar gelmiştir.                                                     

Sema, kudümzenin kudüme bir iki darbe vurması ile başlar. Bu vuruş, Allah Teala’nın kainata “Ol” emrini verişini temsil eder. Sema töreni, önce kainatın yaratılışını anlatır. Ardından da neyzen, bir taksim yapar ve neyle Allah Teala’nın Hz. Adem’i yaratırken kendi ruhundan üfleyişini temsil eder. Semazenlerin dönüşü de yedi bölümdür ve sonunda İnsan-ı Kamil olunur. Sema, varoluş ve mükemmelliğe doğru yönelişi ifade eder.

Mevlevi Müzesi’ nde bulunan temsillerden biri de, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sini okuyup yorumlayan Mesnevihan’dır. Mesnevi, dünyada en çok okunan kitaplardan biri. Burada hattatlar da çizgi sanatının ustalarıymış. Çünkü harfler çizgilerden oluşur. Kuran-ı Kerim’de “Allah insana kalemle yazmayı öğretti” ayetinden dolayı hattatlar için yazı kutsaldır. Bundan dolayı da hiçbir yazının üzerine basmazlarmış. Onların bu hassas davranışı, yazı yazarken hata yaptıkları duruma da yansımış. Hatalarını parmakları ile yalayarak düzeltirlermiş. Çünkü silmek, saygısızlık ifade eder. Mürekkep yalamak deyimi de buradan gelmekte.

                           NAMIK KEMAL’İN ANNESİ  FATMA  ZEHRA HATUN

Afyonkarahisar Mevlevihanesi ve Sultan Dîvânî Mevlevihane Müzesi’nin bir başka özelliği de vatan şairi Namık Kemal’in annesi Fatma Zehra Hatun’un mezarının  da Mevlevihane bahçesinde bulunmasıdır. Hemen Türbe Camii girişindedir. Mevlihanenin kadın yöneticilerini, derviş hücrelerini, postnişin, halvet, sema, mesnevihan ve hattat odaları ile önemli bir müze haline gelmiş. Afyonkarahisar Mevlevihanesi 1710 yılında yapılmıştır. Ancak, bu yapı yıkılmış ve 1844’de Sultan Abdülmecid tarafından yenilenmiş, 1905’te de Sultan II. Abdülhamid tarafından yeniden onarılmıştır. Çıkan yangın ve depremlerde büyük hasar gören Mevlevihane Camii çeşitli zamanlarda onarım gördü. 30 aralık 2008’de tamamlanan restorasyon çalışmalarından sonra Kütahya Vakıflar Bölge Müdürlüğü yapılan bir protokolle restore edilen bölümlerin Mevlevihane müzesi yapılması için Afyonkarahisar Belediyesi’ne devretti. Belediye imkanları ile Mevlevihane kültürünü yansıtan bugünkü müzeye dönüştürdü. Mevlevihane, semahane, harem-selamlık, matbah, derviş hücreleri gibi bölümleri ile büyük bir alanı kaplıyor. Kesme taştan yapılmış olan semahanenin giriş kapısı üzerinde kitabesi ve Mevlevi sikkesi bulunuyordu. Kuzeye bakan cümle kapısındaki merdivenlerden sonra dedegânın hücrelerinin bulunduğu bir avluya giriliyordu. Bu avlunun ortasında da büyük bir şadırvan var. Avlunun sağında matbah kısmının bir bölümü ile çilehane yer alıyor. Mevlevihane’nin camisi kesme taştan olup, üzeri merkezi bir kubbe ile örtülmüştür. Kasnağındaki renkli camlarla caminin içerisi aydınlatılmıştır. Semahanenin sol tarafındaki türbe bölümünde de Mevlevi şeyhlerine ait 12 ahşap sanduka bulunmaktadır. Burada Mevlana’nın torunlarından Aba Puş-i Veli, Sultan-ı Divani Mehmet Semai Çelebi, Hızırşah Çelebi, Şah İsmail’in oğlu Elkas Mirza ve diğer Mevlevi büyükleri gömülü bulunmaktadır. Tekke ve dergâhların kapatılmasından sonra Mevlevihane Afyonkarahisar Müftülüğünce kullanılmış ve günümüzde de camiye dönüştürülmüştür.

Lokman ÖZKUL

Eğitimci-Yazar

lokmanozkul@gmail.com