Türkiye’yi yarım asır geriye götüren ve demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçen 12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen, o dönemin bıraktığı acılar ve toplumsal travmalar ilk günkü tazeliğini koruyor. Binlerce kişinin yargılandığı, idam cezalarının infaz edildiği ve hak ihlallerinin yaşandığı bu karanlık süreç, Türkiye siyasetinde silinmez izler bıraktı.
12 Eylül 1980: Türkiye Güne Darbeyle Uyandı
Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in talimatıyla, Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Saltık tarafından 4 aylık çalışma sonucunda "Bayrak Harekâtı" adı verilen darbe planı hazırlandı. Ordu komutanlarına 11 Temmuz saat 04.00'te harekete geçileceği bildirildi; ancak Süleyman Demirel’in başbakanlığındaki hükümetin 2 Temmuz’da güvenoyu almasıyla darbeciler bu planı ertelemek zorunda kaldı.

Tarihler 12 Eylül 1980 Cuma gününü gösterdiğinde ise sabaha karşı saat 03.00’te önce radyo ve ardından televizyonlardan ordunun yönetime el koyduğu duyuruldu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) bütün yetkileri ele geçirdi.
Anayasa Askıya Alındı, Siyasi Partiler Kapatıldı
Darbeyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yürürlükten kaldırıldı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) lağvedildi. Ülke genelinde sıkıyönetim ilan edilirken, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki tüm derneklerin faaliyetleri durduruldu.
Siyasi partilerin kapısına kilit vurulurken, dönemin liderleri sürgüne gönderildi:
- Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit Hamzakoy’a,
- Necmettin Erbakan ile Alparslan Türkeş ise Uzunada’ya sürgüne gönderildi ve siyasi yasaklar getirildi.

Ayrıca darbe koşullarında Türk Lirası bir gecede yüzde 100 değer kaybetti. Kültür ve sanat hayatı da ağır darbe alarak yaklaşık bin film sakıncalı bulunduğu gerekçesiyle yasaklandı.
İdamlar ve Ağır Hak İhlalleri Hafızalara Kazındı
Demokrasinin askıya alındığı bu süreçte bilânço oldukça ağır oldu; binlerce insan gözaltına alındı, yargılandı ve idam cezalarına çarptırıldı:
- 650 bin kişi gözaltına alındı.
- Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
- 7 binden fazla kişi için idam cezası istendi; 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı ve 50 kişinin idam kararı infaz edildi.
- 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 30 bin kişi "sakıncalı" olduğu gerekçesiyle işten atıldı ve 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
- 4 binden fazla öğretmen ve çok sayıda akademisyenin görevine son verildi.
Dönemin hafızalarda kalan en acı olaylarından biri de idamlar oldu. Sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu 9 Ekim 1980'de idam edildi. Darbe öncesinde bir askeri inzibat erini öldürdüğü gerekçesiyle hüküm giyen 17 yaşındaki Erdal Eren’in idam kararı, Yargıtay tarafından iki kez iptal edilmesine rağmen Milli Güvenlik Konseyince onaylandı. Yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edilen Eren için Kenan Evren’in sarf ettiği "Asmayalım da besleyelim mi?" sözü, dönemin zihniyetini gözler önüne serdi.

Darbecilerin Yargılanma Süreci ve Geçici 15. Madde
Darbeci generallerin belirlediği Danışma Meclisinin hazırladığı 1982 Anayasası, yüzde 92 "evet" oyuyla kabul edildi. Anayasaya eklenen "geçici 15. madde" ile darbeciler ömür boyu dokunulmazlık kazandı. Bu madde, 12 Eylül 2010’daki referandumla anayasadan çıkarıldı ve darbecilerin yargılanmasının önü açıldı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında soruşturma başlatıldı. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianame sonucunda iki darbeci, anayasayı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı; mahkeme bu cezayı takdiri indirimle müebbet hapse çevirerek rütbelerinin sökülmesine karar verdi.
Yargılama süreci devam ederken Kenan Evren (98 yaşında) ve Tahsin Şahinkaya (90 yaşında) hayatını kaybetti. Yargıtay ve yerel mahkemelerin incelemelerinin ardından, sanıkların ölümleri nedeniyle kamu davalarının düşmesine, mal varlıkları ile rütbelerine ilişkin konularda ise yapılacak işlem olmadığına hükmedildi.

Next





