KALENİN DİBİNDE
 
Ne mahallelerdi; çarşının dibinde, kalenin eteğinde,
Dayımıza misafirliğe giderdik, aklımıza estiğinde,
Bazen elim, annemizin elinde, bazen kendi halimde, 
Ne çokta severdim tek başıma gezmeyi, kendi kendime.
Uzun çarşıya uzanırdım, hiç aldırmazdım, vaktine zamana, 
Kara örtüsünde şipşak fotoğrafçının resmine, şaşardım Arap’ına 
Dönerdim Köfteci İrfan’ının aradan, çıkardım Zülali Camii yanına,
Demirciler çarşısından, dar aralardan, sağa sola bakına bakına...
Keçe Pazarı Cami’sinin bakardım, güdük minaresine “ Kuş konmuş mu ?’’diye,
Yeni hamamın yanından geçerken, ürkerdim, birden at arabasının tıkırtısı ile
Paket taş döşenmiş yolları seslenir inleye inleye, ‘’Biraz yana çekil ‘’diye,
Yol verilir yanaşarak duvarlara, ya da bir dükkânın önüne; can havli ile.
Bedestene uğramazsam olmaz, sığdırmış içine ne varsa yaşama dair,
Antik ruhunun yorgunluğunu örtmüş, rengârenk süslerle bu şehir,
Mutlandırıyor beni, vitrinlerine bakmak bir bir, ne kadar süre kim bilir?
Dükkanlar benim, çarşılar benim, yollar benim, olurum haşır neşir.
Birden dönünce yolun sapağını, karşına çıkıverir, çıkmaz bir sokağı
Kaleye dayanmış sırt sırta vermiş evlerle, çoğunun baba ocağı,
Her yeni güne uyanıp, umutlarla, kaleye göz kırpar, göz alışkanlığı,
Kadim Mahallelerde, koşturduğum yolların bana hatırlattığı...
Her seferinde başka bir aradan girerdim dayımın sokağının köşesine,
Gözüm kalenin üzerinde, tam da zirvesinde, huzur verir içime,
Güven gelir gördükçe bayrağımı ruhum dalgalanır yüreğimde,
Bilirim nereye gitsem, yönümü gösterir, basar bağrına beni de. 
Kapıları birbirine kardeş, kapalı duvarlar içinde avlusu, 
Dar sokaklar…  Taşlık, kayalık bütün mahallenin dokusu, 
Basamak basamak çıkılır, evlere, bu da hayatın yokuşu,
Bu yokuşta yaşarlar, akrabadan da öte konu komşusu…
Dayımın evinde; avlusunda, kayalar arasında sıralı odalar, 
Bir dede yatıyormuş, efsanevi çok gizemli bir in var.
Kimi diyor, kalenin hazinesi burada, burası kaleye çıkar,
Karanlık dehliz, çıkmaya teşebbüs eden var mı? İnsan korkar.
Çıkardım avludaki kayanın birine, seyrederdim Afyonkarahisar’ı alabildiğine,
Elimde özenle hazırladığım karpuz çekirdekleri, çitlerken dalardım enginlere,
Şimdi bakıyorum, hayalimde kalan anılarla; boz bulanık tozlu resimlere, 
Bazen özlersin, hasret kaldığın o günlere, geri dönülemeyeceğini bile bile…

Mürşide OKLU AYHAN