Şüphesiz ‘iş bitirici’ olmak fevkalade önemlidir. İş bitiricilik elbette sadra şifa, derde deva olursa… İş bitiricilik bir yandan kişisel becerileri öne çıkarırken, bir yandan da siyaset ve bürokrasi ile ilgili bir konudur. Bir başka deyişle hareket edebileceğiniz bir ortam yoksa, ne kadar yetenekli olursanız olun ideallerinizi hayata geçiremezsiniz. Elbette bunun için öncelikle gerçekleştirmeyi planladığınız idealleriniz olması gerekir. İdeal kişisel ikbale değil, maslahatla ilgili bir konudur ve ancak kendisini mes’ul hissedebilenler hayata geçirebilir. Aksi kişisel ikbal ve ihtirastır zira...

Maslahat… Yani bugünkünden biraz farklı olsa da güncel deyimle kamu yararı… Nitekim Müslüman olsun olmasın büyük insanlar kendisini değil yaşadığı toplumun menfaatleri için mücadele edenler arasından çıkmıştır. Merkezde maslahat yoksa elbet kişisel ikbal ve ihtiras da devreye girmiştir.

Güçlü olanın ayakta kalacağı felsefesi, seküler bir felsefedir ve bu iddia evrim teorisinin de temelini oluşturur. Hayata böyle bakınca da doğal olarak insanlar güçlü olmanın yollarını aramaktadır. Böyle bir felsefede güçlü olanların zayıfları korumak gibi bir görevi yoktur. Hatta en güçlü olmak bütün rakiplerin ortadan kalkması ile mümkün olduğundan, ekonomik olarak da siyasi olarak da en güçlü olmanın yolları aranır ve kitle imha silahları vasıtasıyla devletler birbirlerini toptan yok etmenin hesabını yaparlar.

İçinizde mes'uliyyetin verdiği korku-endişe-ağırlık varsa ve de talepkâr olmamışsanız; işte o zaman yaptığınız şeyi hizmetle ilişkilendirebilirsiniz. Nitekim böyle olduğunda oturduğunuz koltuktan güç olmaz; bizatihi sahada insanların dertleriyle dertlenir, oturduğunuz koltuğa güç verirsiniz. Eğer bir şekilde oturduğunuz koltuğu muhafaza çabanız varsa zaten; o zaman yaptığınız işin kıymeti de sıfırla çarpılan bir sayının değeri kadardır. Yok eğer içinizden makam ve para geçiyorsa 'hizmet' söylemi kılıf olmaktan öte gitmez. Yani hem kendinize hem etrafınızdakilere hem de Allah'a karşı yalan söyleme cür'etinde bulunmuş olursunuz.

Bürokratik oligarşi potansiyelimizi kullanmamıza izin vermedi, ortam oluşturmadı. Kendi önünde diz çökmemizi istedi. Biz ona direndik, o da koltuğunu devretmek, yetkisini paylaşmak istemedi. Önümüzü açmak yerine, sürekli takoz oldu.

Nice yüreği heyecanla çarpan, düşünmediği tek şey kendisi olan nesilleri telef ettin sen öyle… Ve nice insanları çarkında meze yaptın kendine... Sana biat (!) etmeyenlere yaşamayı bile lütuf olarak gördün… Suskunluğu zaafiyet olarak değerlendirdin... Öyle ya; asaletin-erdemin ne olduğunu nereden bileceksin; ayak oyunlarının planlarını yaparken… İnsanın kutsalı olmasa taş olsa çatlar; gördükleri hissettikleri karşısında... Herkesten beğeni-övgü sözleri duymak istedin… Sana karşı durma potansiyeli olanlarla ilgili sessiz kalmak işine geldi.

Durum global olarak da böyle… Gücü elinde aldıktan bu yana hiç fırsat vermedi kendi insanının dışındakilere ya da kendi çıkarıyla ilişkili olmayanlara... Yerel olana dair olanı sürekli itibarsızlaştırdı, ona çelme taktı ve onu tökezletti... Zannetmeyin ki bütün bunlar dışarıdan ve doğrudan müdahaleyle yapıldı. Evet, bunlar da olmadı değil... En son örnek 15 Temmuz...

15 Temmuz hard versiyon tabii... Bunun bir de soft versiyonu var. Asıl tehlikeli olan da o zaten... Nitekim hard versiyon geçmişte başarılı olsa da 15 Temmuz’da akamete uğradı. Sağanak yağmur gibi olduğundan herkesi teyakkuza geçirdi… Ama soft versiyon ince ince yağan yağmur gibidir. Bütün kılcallara nüfuz eder. Toprağı gevşetir... Farkedemezsiniz bile... Artık toprak yeterince gevşediğinde sizin vazifeniz altında kalıp telef olmaktır.