Evliya Çelebi’nin Gözünden Afyonkarahisar
Kaynak:
Evliya Çelebi’nin Gözünden Osmanlı Şehirleri
Mehmet YILMAZ
Musab Emrehan GÜÇLÜ
Ahmet ÖZKAHVECİAfyonkarahisar
Dumlupınar Bilim ve Sanat Merkezi Yayınları
Afyonkarahisar ili farlı isimlerle Seyahatname’de karşımıza çıkmaktadır. Afyon, Afyonkarahisar, Karahisar ve Karahisar-ı Sahip şeklinde eserde geçmektedir. Afyonkarahisar yer ismi olarak 14, Karahisar yer ismi olarak 16, Karahisar-ı Sahip ise 10 yerde geçmektedir. Afyon bitkisi 3, Karahisari yazı çeşidi 20, Karahisar Kalesi 1 ve kişi isimleri olarak da 20 yerde geçmektedir.

“Afyonkarahisar Şehri: Karahisar-i Sahib derler. Osmanlı ülkesinde altı adet Karahisar vardır. Bu Anadolu Karahisarına Sancak beyi mutasarrıf olup iki tuğlu yer ihsan olunur. Paşanın hassı 240299 dur. Seferde paşası hassa göre 1000 adamla sefere eşer. Tımar ve zeâmet erbâbı 612’dir. Seferde cebecileriyle üç bin asker olur. Kethüdâ yeri, yeniçeri serdârı, dizdarı, iki yüz kale neferi vardır. Üç yüz akçe pâyesiyle sadaka olunur şerif kazadır. 120 parça köyü vardır. Kadıya senede 10, paşasına 100 kese hâsıl olur. Uleması çoktur. Yüksek mansıplara mutasarrıf 700 kadı vardır. Güzel giyinen zengin halkı vardır. Dokuz kazası vardır: (Merkez, Sandıklı, Sıçanlı, Şuhud, Cule ve iki kazada Baranlar, Kıramık, Çal) kazalarıdır. Kalesini Rum kayseri yapmıştır. Sonra Selçuklardan Sultan Alâeddin Rum keferesi elinden fethetmiştir. Sonra Sultan Orhan Germiyanoğulları elinden almıştır. Hakir kalesine eteklerimi belime dolayarak çıkıp seyrettim. Kapısı batıya bakar. Üst eşiğinde şu çeşit târihleri var: (Emere biimâreti hâzihi liddaril âliye fi devleti sultânil muazzam Alâeddünyâ veddin sultan Keykubad bin Keyhusrev eyyedallahu saltanatahır.) Bu tarihin üstünde dört köşe mermer üzerinde bu târih vardır:
Eyleyüb lûtfu kerem devletli şah
Yâni sultan Selim şahı gayyur
Emredüb tâmiriçün bu hasnını
Miri Muhammed’una etti böyle şur
Didi târihine Nârî târihin
Oldu bu şeddi metini mamur (sene 981)”
“Bu Karahisar kalesi, sahrasının güneyinde gayet yüksek ve yalçın bir kayalık dağın tepesindedir. Hakir, aşağı şehirde Ulu câmi önündeki aşağı kale kapısından girip bu kalenin tâ tepesindeki Hünkâr câmiine kadar tam iki saatte çıktım. Bu kalenin içinde tâ tepedeki Sultan Keykubad Câmii küçüktür ama sanatlıdır. Mihrabı baştanbaşa çinilidir. Fakat minaresi yoktur, zelzeleden yıkılmıştır. Câmiin sağında Kırklar makamı vardır. Bu iç kalede buğday ambarları, cephanelik, su sarnıçları var. Yılan ve çıyan çoktur. Beşken şeklinde bir kaledir. Etrafı iki bin adımdır. Bu kalede Kuşlu sarnıcı denilen bir de ileri çıkmış bir kayanın üzerine oturup Allah’ın yaratıklarını seyrettim. Tâ Altıntaş sahrasına, Seyid Gazi ve Konya yollarına kadar sahra ve çimenleri seyrettim. Bu kalede insan yoktur ama şehrin zenginlerinin kilitli mahzenleri vardır. Bir kuşatmada veya Celâli eşkıyası gelirse herkes kıymetli eşyalarını bu kalede saklar. Onun için kapısı daima bekçilerle tutulmuştur. Hakir bu üst kaleden sekiz yüz adımda orta hisara geldim. Dizdar burada oturur. Gelip giden için bir divanhanesi bir câmii vardır. Orta hisarın kapısı güneye bakar. Bu kapının yanında kulenin taşları üzerinde kalenin sahipleri zenginlerin suretleri vardır. Onun için bu kaleye (Zengibar) derler. Fakat aşağıdaki büyük şehir olan varoşu, tamamen kalenin bulunduğu dağı kuşatmıştır. 4000 saraylar ve konaklardır. Şehri gören kırk elli bin ev vardır zanneder ama hakir şeriyye sicilâtından esnaf şeyhlerinden yazdım. Her ev misafirhanesi ve haremi ile bir büyük saray gibi görünür. Bağ ve bahçeleri cihanı tutmuştur. Evlerinin temelleri bir adam boyu taştır ama üst tarafı kerpiçtir. 42 mahalle, 42 mihraptır. İmaret câmii, kurşun örtülüdür. Gedik Ahmet Paşa, Bayezid-i Veli ... anın hayratı hasenatındandır. Minberi gayet sanatkâranedir. Taşra yan sofaları altı sütun üzerine kubbelidir. Avlusunun etrafı yüksek ağaçlarla süslüdür. Bu avluya bitişik lâtif bir hamamı var ki hastalar girse hayat bulur. Yetmiş hücreli bir medresesi vardır. Unpazarı’nda File oğlu câmii cemaati boldur. Karacâmi, At Pazarı Câmii, Abdürrahim efendi câmii, Arap câmii, kale altında Ulucami, Keçepazarı câmileri vardır. Bunlardan başka meşhur mescitleri, Esençeşme mescidi, Akmescit, Kapalı mescit, Çavuşlar mescidi, Kubbeli mescit, yeni Abdullah Efendi mescitleridir. Yedi tekke vardır. Beş hamamı var. İmâret hamamı, Gedik Ahmet Paşa’nındır. Paşa sarayı dibinde Alacahamam, Kadı hamamı, Tabakhane hamamı, eski yeni hamamı, kale altında Cemaleddin hamamı vardır. İki bedestanı var. 2048 dükkândır! Saraçhanesi fevkalâdedir. Bu Afyon Karahisar köselesi mazolıdır, gönleri değirmenden pamuk gibi çıkar, 100 dükkân tabakhanesi vardır. Bu tabaklar, şehrin yukarısında, Mevlevihane yakınında, derenin iki tarafında bir derbent yerdedir. Başka câmileri ve mescitleri vardır. Çokluk kimseler ile görüşmezler. Yüz adet şirugan yağ kârhaneleri, 19 tüccar hanları var. Bunlardan Kapan, Abdullah efendi, Hacı Üveys, Çiftelerli Osman Paşa, Çatalbaş Paşa ve Acem hanları gayet büyük kale gibidir. Bir imaret, üç medrese, 200 çeşme vardır. Hepsi Kadın Ana suyundandır. Bir konak kayalık yerlerden bir hayır sahibi hatun getirtmiştir. Bir kız kardeşi de şehrin mezarlığının etrafına bir duvar çekmiştir. Mevlevihane yakınında Lüleli çeşmenin târihidir: (Benâ hâzihi lissâkiye fî eyyâmi devleti essultan Süleyman şah bin Mehmet şah bin Yâkub şah sene erbaa sit mie.)

Bu şehir gayet kalabalık, adam deryasıdır. Etrafı mamur köylerdir. Halkının yüz renkleri sarımtıraktır. Çünkü bu diyâr afyon diyarıdır. Halkı da tiryakilerdir. Fakat havasının güzelliğinden tiryakiliklerine göre nane çöpü ve lades kemiği gibi adamlar değildir. Hepsi de münakaşacı kimselerdir. ... kahvehanelerinde Ashab-ı Kehf gibi devamlı uykuda olup daima ... cümle vâkidir. Halkı çuha ferace, kontoşlar giyerler.”
“Uleması ve âyanı samur ve sof giyerler. Halkı Mevlânâ muhibbidir. Kadınları beyaz car bürünürler. Hepsi de gayet edeplidirler. Kadınların da bazısı afyon tiryakisi olurlar. Bu yüzden tiryaki erkekler ekseriya kahvehanelerde yatıp evlerine gelmezler. Çünkü gelseler, ikisi de tiryaki, ikisi de asabi... geçinemezler. Sokakları dardır. Araba girmez. Atlı zor geçer. Halkı çok zeki tabiatlıdır. Bilginleri çoktur. Meşelâ Abusî Çelebi aruzda emsalsizdir. Leccî Çelebi, Nevmî Çelebi, Nevmî zâde Şûmî Çelebi zarif kimselerdir. Mezî, Vaznî, Uzâmî, Meşrebi Çelebiler şair Çelebilerdir. Ama bilginlerine, salih kişilerine, takva ve hâl ve sülül hacı kişilerine aşkolsun. Bu şehirde bir ruhaniyet vardır. İnsan bu şehre girince sanki kalp gözü açılır. Bağ ve bahçeleri, kuş sesleri cana rahat verir. Bilhassa cennet bahçeli Çatalbaş Paşa sarayı, Paşa sarayı, Ali Kadı sarayı mamur saraylardır. Celâli Kara Haydaroğlu korkusundan bu varoşun etrafına kale gibi kerpiç duvarlar yapılmıştır.” (Seyahatname, C. 8, s. 506/509)
“Karahisar Sahib’in Ziyaretgâhları: Bu şehir içinde ve dışında binlerce ziyaretgâh vardır ama hakirin yüzümü sürdüklerim bunlardır: Evvelâ şehir dışında Kütahya yolu üzerinde Yahşi Baba, Bahşî Baba iki kardeş imişler. Selim Han huzurunda yemek yerken Selim Han’a (biz bu an gideriz) deyip, o anda vefat ederler. Oraya gömülüp üzerlerine bir tekke yapılmış. Kendileri Horasan erenlerinden imiş. Hazreti Karaca Ahmed Sultan 660 (?) Sultan Orhan devrinde vefat etmiştir. Şahrah Sultan hatun, mezarlığın yolu üzerinde gömülüdür. Sultan Alâeddin kızı Âsiye hatun ki, çocuğunu doğuramayan kadınlar, toprağını suda ezip içerse derhal vaz’ı haml eder. Hacılar Sultan, Settan Sultan, kale dibinde Yârânler Sultan, orta surun dibinde Sısamık Abdurrahman Sultan, Konya yolu üzerinde Mevlânâ sülâlesinden Devranî Çelebi, Merdümek Sultan, Hızırlık dağında Hazreti Hızır, Akşehirli Abdullah... Hızırlık mevkiinden görünen etraf köyleri şunlardır. Çapak, Akçimen, Susuz, Anbarlı, Anpinaz, Çıknk, Sepen, Komardes köyleridir...”
“Karahisar Sahipten İzmir Vilâyetine Gittiğimiz Vilâyetleri Beyan Eder: Hazırlık arkasından şehre giden Kadın Ana suyunun başına varıp üç saat gittik.
Şuhut Kasabası: 150 akçe kazadır. Bazen Karahisar kadısına ilâve olunur. 40 köyü vardır. Karahisar paşasının hassıdır. Yüksekçe bir yerde havası güzel bir yerdir. Sulu üzüm Karahisar’a buradan gider. Halk dilinde Cifud derler ama doğrusu Şuhud’dur, çünkü dört tarafında binlerce şehit gömülüdür. 9 mahalle, 9 mihraptır. Çarşı içinde Germiyan Camii toprak örtülüdür, mescidi, hanı, hamamı, mektebi, 1200 evi vardır. Buradan batıya bir sahrada gittik.”
“Boyalı Köyü: Alidağı eteğinde 100 evli Müslüman köyüdür. Osman Paşazâdenin zeâmetidir. Burada Hazreti Peygamberin alemdarı Kurtebi? (Kureysî) gömülüdür. Burada bir nevi kırmızı kül hâsıl olur. Uşak halılarının boyası bundandır. Yedi saatte bu sahrada yetmiş parça köy geçtik.”
“Sinan Paşa Köyü: Suphanlı kadısı burada oturur. Çünkü vilâyet ortasıdır. 150 akçe kazadır. Çünkü halkı sıçan gibi muzır Türk Müslüman köyüdür. Haftada bir çınar ve servilerle dolu bir çimenlikte pazar olur. Büyük su havuzların etraflarında küçük köşkler olup halk hanende ve sazendelerle burada herkes yârânlariyle kolkola girip, iyş ve işret ederler. Buradaki bütün imâretler Sinan Paşa hayratıdır. Büyük câmiinin kapısı üzerindeki târih budur:
Sinan paşa bilüb dünya fenâsm
Diledi kim yapa ukbâ binâsm
Yazanlar bu safâdânna târihi
Kodılar indi gayba haddi tasın (sene ...)
Hanları hamamları, imareti, medresesi, çocuk mektebi hep kârgir binalardır.”
“Sandıklı Kasabası Menzili: Karahisar’da 150 akçe kazadır. 70 parça köyü vardır. Bu kaza, sandık dolusu mallı, mahsullü kazadır. Şehir bağlı bahçeli bir sahradadır. 350 toprak örtülü evleri vardır. Üç mahalle, dört mihraptır. Bir câmii, 40 adet leblebici dükkânla vardır. Gayet iri nohutları olur. Başka dükkânla, hanı, hamamı, tekke ve mescidi vardır. Buradan batıya sahralar içinde 6 saat gittik.” (Seyahatname, C. 8, s. 506-510)
“Tavşanlı ve Afyon Karahisarı’ndan katırcılar buraya buğday getirip üzüm kurusu ile değişirler. Sokakları inişli yokuşlu kaldırımdır. Askerî taifesi aralarında sevilmez. Kız vermezler ve ondan kız almazlar. Sipahi ve yeni çeriden tekâlif alırlar veya şehirden sürerler. Çocuklarını zaptetmezler. Hepsi karga besleyip havaya uçururlar.” (Seyahatname, C. 8, s. 515)
Evliya Çelebi kimdir?
Asıl adı Derviş Mehmet Zillî olan Evliya Çelebi 25 Mart 1611’de İstanbul Unkapanı’nda doğmuştur. İlköğrenimini özel olarak gördükten sonra bir süre medresede okumuş, babasından tezhip, hat ve nakış öğrenmiştir. Musiki ile de ilgilenmiş, Kuran’ı ezberleyerek “hafız” olmuştur. Enderun’a alınan Evliya Çelebi, dayısı Melek Ahmet Paşa’nın aracılığıyla Sultan IV. Murad’ın hizmetine girmiştir. Evliya Çelebi Seyahatname’nin girişinde seyahate duyduğu ilgiyi anlatırken bir gece rüyasında Peygamberimiz Hazreti Muhammed’i gördüğünü, ondan “Şefaat ya Resulallah” diyerek şefaat isteyecek yerde, şaşırıp “seyahat ya Resulallah” dediğini, bunun üzerine Peygamberimiz ’in ona gönlünün uyarınca gezme, uzak ülkeleri görme imkânı verdiğini yazar. Evliya Çelebi bu rüya üzerine 1635’te, önce İstanbul’u dolaşmaya, gördüklerini, duyduklarını yazmaya başlamış, sonra da 50 yıla yakın süre üç kıtada binlerce kilometre dolaşıp, gezdiği gördüğü yerleri anlatmıştır. Anadolu dışında Mekke’den Kahire’ye, İsfahan’dan Viyana’ya kadar değişik ülkeleri de gezip, buralarda gördüklerini de 10 ciltlik eserine aktarmıştır. Bugün tam olarak nerede ve kaç yılında öldüğü, nereye defnedildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, eserinin son satırlarda geçen olaylardan yola çıkarak 1683’ten sonra öldüğü tahmin edilmektedir. (Çağımlar, 2011, s. 40)
Seyahatname, 17. yüzyıl Türkçesinin dil özelliklerini en iyi biçimde yansıtan eserlerden biridir. Bunun yanında, Evliya Çelebi’nin dile gösterdiği özen sayesinde eser; dönemin konuşma dili, çeşitli ağız ve lehçeleri ile Türkçe dışında kullanılan dillere dair önemli veriler de içerir. Yazar, yaşadığı çağı bütün yönleriyle betimleyebilmek amacıyla, bazen açık bir biçimde bazen de dolaylı anlatımlarla bu dil unsurlarını okura aktarmıştır. (Hirik, 2023, s. 215)
Evliya Çelebi eserinde uçsuz bucaksız Osmanlı coğrafyasını özellikle de Anadolu’yu karış karış dolaşarak bu coğrafyayı Seyahatname'sinde adeta resmetmiştir. “Yazar gezdiği ve gördüğü yerleri anlatırken en geniş tasvirlerle birlikte maddi ve manevi tahlillere, o güne ve geçmişe ait bilgilere de yer verir. Özellikle Anadolu'da karış karış dolaşmış olan bu gezginci yazarımız, o dönem Anadolu'sunda bütün kentleri, kasabaları, bunların halk yaşamını, kültürel ve ekonomik yapıları, gelenek ve görenekleri (…) vermiştir.”
Next




