Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Karaarslan, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve ekonomik istikrarı için devrim niteliğinde bir model önerdi. "Yenilenebilir Enerji + Depolama + Güçlü Şebeke + Nükleer Baz Yük" formülüne dayanan dört ayaklı bu strateji, Türkiye’nin 2026-2035 dönemine ait 10 yıllık enerji geleceğini şekillendirmeyi hedefliyor.

Türkiye’de enerji talebi her geçen yıl hızla artarken; dışa bağımlılığın azaltılması ve sürdürülebilir büyüme tartışmaları da derinleşiyor. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Karaarslan, “Türkiye’nin Enerjide Dönüşüm Rotası: Dört Ayaklı Stratejinin Geleceği” başlıklı çalışmasıyla ülkenin enerji krizlerinden nasıl sıyrılabileceğini ortaya koydu. Karaarslan'a göre sorun yalnızca yeni santraller kurmakla çözülmüyor; üretilen enerjiyi taşımak, depolamak ve baz yükle desteklemek gerekiyor.

1. Ayak: Yenilenebilir Enerji Potansiyeli En Büyük Avantajımız

Türkiye’nin güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyelinin birçok Avrupa ülkesinin fersah fersah önünde olduğunu belirten Prof. Dr. Karaarslan, mevcut büyüme hızının tüketim artışına yetişmekte zorlandığını vurguladı. Lisans süreçlerinin acilen sadeleştirilmesi gerektiğini ifade eden Karaarslan; GES, RES, HES ve JES gibi kaynakların Yeşil-Mavi-Gri hidrojen teknolojileriyle desteklenerek planlanması gerektiğini söyledi.

2. Ayak: "Üretiyoruz Ama Verimli Taşıyamıyoruz"

Enerji dönüşümünde en az konuşulan ama en kritik konunun şebeke altyapısı olduğunu belirten Karaarslan, İç Anadolu-Ege hattındaki hat doluluklarına dikkat çekti:

"Uzun yıllardır sadece kurulu güç artışını tartışıyoruz, elektriği taşıyan altyapıyı unutuyoruz. Şu an esnek ve çift yönlü akışa uygun olmayan bir iletim sistemimiz var. TEİAŞ bünyesinde uzun vadeli kapasite programları açılmalı, finansman için yeşil tahviller kullanılmalıdır. Akıllı şebeke (Smart Grid) uygulamaları yaygınlaştırılarak kayıp-kaçak oranları düşürülmeli ve sanayide 'enerji adaları' oluşturulmalıdır."

3. Ayak: Depolama Olmadan Dönüşüm Yarım Kalır

Yenilenebilir enerjideki anlık hava değişimlerinin ve üretim dalgalanmalarının ancak depolama sistemleri ile aşılabileceğini belirten Karaarslan, çarpıcı bir tespitte bulundu: "Depolama yoksa yenilenebilir enerji yalnızca gündüz çalışır; depolama varsa bir ülkeyi ayakta tutar."

Yeni yapılacak her 1 MW'lık GES ve RES projesine yüzde 25 oranında depolama zorunluluğu getirilmesini öneren usta akademisyen, yerli batarya kümelenmelerinin ve organize sanayi bölgelerinde mini depolama merkezlerinin kurulmasının şart olduğunu ifade etti.

4. Ayak: Nükleer Enerji Yenilenebilirin Rakibi Değil, Sigortasıdır

Kamuoyunda nükleer enerji ile temiz enerjinin birbirine alternatif gibi sunulmasının yanlış olduğunu belirten Prof. Dr. Karaarslan, nükleerin kesintisiz üretim gücüyle (baz yük) rüzgâr ve güneşi tamamlayan stratejik bir ortak olduğunu söyledi. Ancak dış bağımlılık riskine karşı uyaran Karaarslan, reaktör işletmeciliği ve yakıt döngüsünde yerlileşme takvimine sadık kalınmazsa, nükleerin yeni bir bağımlılık alanı yaratabileceğini hatırlattı.

2026-2035 Dönemi İçin 7 Maddelik Somut Yol Haritası

Prof. Dr. Ahmet Karaarslan, teorik önerilerin ötesine geçerek Türkiye’nin önümüzdeki 10 yılda atması gereken acil adımları yedi maddede sıraladı:

Ücretsiz LGS Deneme Sınavı Yapılacak
Ücretsiz LGS Deneme Sınavı Yapılacak
İçeriği Görüntüle
  • Yıllık Kurulum Hedefleri Artırılmalı: Enerji açığının büyümemesi için her yıl net 6-8 GW güneş (GES) ve 3-4 GW rüzgâr (RES) kapasitesi sisteme dahil edilmeli.

  • Şebeke Fonu Kurulmalı: TEİAŞ bünyesinde sadece iletim altyapısını güçlendirecek özel bir kapasite artırım fonu oluşturulmalı.

  • 15 GW Batarya Hedefi ve İkincil Ömür: Türkiye'nin batarya depolama kapasitesi en az 15 GW seviyesine çıkarılmalı. Ömrünü tamamlayan elektrikli araç bataryaları, sabit enerji depolama sistemlerinde yeniden değerlendirilerek ekonomiye kazandırılmalı.

  • Hidro-Pompaj Projeleri Başlatılmalı: Coğrafi avantajlar kullanılarak, yüksek rakımlı bölgelerde su transferiyle çalışan dev "doğal batarya" (hidro-pompaj) sistemleri kurulmalı.

  • Nükleer Teknoloji Transferi: Nükleer alanda 10 yıllık yerlileşme ve insan kaynağı yetiştirme planı bağlayıcı bir takvime oturtulmalı.

  • Hidrojen Pilot Bölgeleri: Karadeniz, Marmara, Konya ve Erzurum koridorları Yeşil, Mavi ve Gri Hidrojen için pilot bölge ilan edilmeli; 2028'den itibaren sanayide hidrojen karışımlı yakıt kullanımı teşvik edilmeli.

  • Ulusal Enerji Enstitüsü Kurulmalı: Enerji politikalarının tek bir bakanlığın sınırlarını aştığını belirten Karaarslan, tüm süreçleri, akademiyi ve teknolojiyi tek çatı altında toplayacak bağımsız bir "Ulusal Enerji Enstitüsü" kurulmasını önerdi.

Son Not: "Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat sürecine uyum sağlamak ve sanayimizin karbon vergisinden kaçınmasını sağlamak için bu dönüşüm şarttır. Enerji güvenliği artık ekonomik güvenlik demektir."