Özdemir Asaf, “Rüyanızda görecek kadar sevmeyin hiç kimseyi, o zaman uyusanız da geçmez” diyor, aslında kendisi de bunun mümkün olamayacak bir durum olduğunu biliyor ama söylüyor işte.

“Elfida”yı ilk Hozan Beşir’den dinlemiştim. Farklı bir ses tınısı, harika bir müzik, etkleyici bir ezgi ve sözler…

Duygusu, şiiri, bestesi, söyleyeni... Yaşamın kendisi...

Elfida’yı yazan hepimizin bildiği bir sanatçı, Haluk Levent. İlk seslendiren de kendisi… Allah uzun ömür versin Haluk Levent’e, çalkantılı geçen bir ömür hikayesinden sonra kendisinİ insanlara, muhtaçlara, gariplere, çaresizlere adadı, AHBAB hareketi ile.

Ancak, ben bu şarkıyı Hozan Beşir’den dinlemeyi daha çok sevdim…

 

“Yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran

Bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran

Anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi

Senden bana şimdi zamanı sızdıran

Şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın

Kim bilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların

Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu

Yorulmuşsun, hakkını almış yılların

Elfida, bir belalı başımsın

Elfida, beni fark etme sakın

Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın

Elfida, hep aklımda kalacakın…”

 

İlk bakışta, bir aşk şarkısı, sözleri gibi duruyor. Ama değil…

Etkileyici bir öyküsü var bu şiirin ve şarkının…

 

 

Gelin Haluk Levent’te dinleyelim bu öyküyü…

 

“Elfida ismi sonradan verilmiş bir isim. Adı Beyzanur kızımızın. 4 Yaşlarındayken tanıştım.

 “Babası Murat Çelik bir emekçiydi. Kızın amansız bir hastalığı vardı ve bu amansız hastalıkla mücadelesine destek olmak için Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gidiyordum, doktorlarla görüşüyordum.”

 “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın…”

 “Bir gün doktor odasındaydım ve doktorlardan biri gelip bana “Haluk Bey, bu kızı gözden çıkartın.” dedi. Yanımda da müzisyen arkadaşım Emrah Aydoğdu var. Emrah, “Gözden çıkartılan kadın anlamı Osmanlıca’da Elfida.” dedi. Belki tam birebir anlamını karşılamıyordu ama bir kavram olarak çok uyuyordu. Tabi biz birbirimize sarılıp ağladık. Gerçekten Beyzanur’u çok seviyordum.”

 “Beyzanur’a yazdığım şarkıyı ona söylüyordum, ama o Elfida’nın kendisi olduğunu bilmiyordu…”

 “Ve oturdum şarkıyı yazdım. Sevgili Emrah Aydoğdu da elinden geleni yaptı ve sözlerinde düzenlemeleri yaptık. Ömer Faruk Güney’in de müziği vardı. Bu şekilde Beyzanur’un son günlerinde ona şarkıyı söylüyordum ama o kendisi olduğunu bilmiyordu, Elfida olarak biliyordu. Tabii küçük bir çocuktu son zamanlarında, 8 yaşlarındaydı.”

“Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın…”

 “O dönemde şirketlerim batmış, sözlerdeki “Omzumda iz bırakma, yüküm dünyaya yakın.” Şunu ifade etmek içindi: Ya zaten dünya kadar batmışım, sıkıntılıyım. Beyzacığım ne olur bari sen gitme demek içindi.

 “Yüzyıllardır sarılmamış kolların…”

 “O sözlerdeki yüzyıllardır sarılmamış kolların cümlesinin sebebi de şuydu: Anne ve babası gece gündüz nöbetteydiler. Beyzanur’un kırılganlığından, hasta yatağından dolayı sarılamıyorlardı. Gerçekten sarılabildiklerini görmedim.”

“Sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu…”

 “Beyzanur’un hep yağmurlu gözleri vardı. Hayata tutunmaya çalışan…”

“Beyzanur’u kaybettik…”

 “O dönemde hastane personeline Bakırköy’de bir konser verdim. Beyzanur’a iyi baksınlar diye onların gecesine katıldım. O gece evden başka bir yere kaldırılan Beyzanur’u kaybettik.

"Yorulmuşsun, hakkını almış yılların… Beyzanur’un bizlere ve bu dünyaya son bakışı…"

“Adını Elfida koyun…”

 “Beyzanur’u kaybetmemizden sonra anne ve babasından rica ettim. Yıllardır Beyzanur’un başındaydınız. Evet kızımızı kaybettik ama lütfen bir çocuk daha yapın dedim. Aradan bir yıl geçti ve beni aradılar. Haluk Abi, bir çocuğumuz oluyor. Adını Elfida koyun dedim. Şu anda o Elfida belki de 8-9 yaşlarında ve bir okulda okuyor. Ablasının ismini taşıyor…”

Beyzanur… Elfida…

Allah rahmet eylesin, ailesine sabırlar versin…

 

 * * * * * *

 

Acılı bir hikaye değil mi?..

Ders çıkarmamız gereken bir hikaye…

Rabbim çocuklarımızı korusun, gözetlesin, onları bize bağışlasın, hastalarımıza şifa versin, bizleri taşıyamayacağımız şeylerle imtihan etmesin…

Rabb’im güzel insanları bu toplumdan uzak etmesin, daha da çoğaltsın, onlara uzun ömürler versin ve hepimizin güzel insanlar olması adına da bizlere hidayet, güç, kuvvet, feraset versin…

Sevelim birbirimizi, dua edelim, sonra Allah’a şükredelim.

Hani yazımın başında Özdemir Asaf demişti ya... “Rüyanızda görecek kadar sevmeyin hiç kimseyi, o zaman uyusanız da geçmez…”

Yine de çok sevelim birbirimizi, rüyalarda görecek kadar…

Allah’a emanet olun.

 

idrisozek@gmail.com