En sevdiğim aylardan biridir. Ne sıcağı ile yandırır, ne soğuğu ile dondurur. Biraz yaz, biraz bahar sessiz sakin. İlkbaharın başını döndüren içini kıpır kıpır eden aşk havası yoktur Ekim’de. Aklın bir karış havalarda gezdiği gençlik rüzgârını Ekim dizginler, aklıselim olmaya zorlar adeta.

 

Önce nasıl tutunduğunu görüyorsunuz yaprakların ağaçlara. Yaşam mücadelesi içinde renklerinin muhteşemliği, yeşilin yavaş yavaş kızıla, sonra kahverengimsi sarıya dönüşünü,  renk armonisi içinde kuruyup gitmesini ve dökülüp savrulmasını izlerken; bize hayat dersini de veriyor belki farkında olmadan...

 

 Toprağın, doğanın yaşam döngüsü içinde neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorsanız;  belki pişmanlıklarınızı, belki ertelemeye çalıştığınız, yapmak istediklerinizin geç kalmış burukluğunu, boynu bükük çiçeklerin ölüm renginde hissedebilirsiniz.  Sabırla meyvelerini, sebzelerini büyütmüş;  olgunlaştırmış görevini tamamlamış elini eteğini çekip gidiyor, giden göçmen kuşların ardından bakakalıyorsun. Ama umutlar bitmiyor. Kuşlar geri gelecek, ortalık yeniden canlanacak, börtü böcek yaşam çığlıklarını avazı çıktığı kadar bağıracak ‘’Hayat devam ediyor, bütün renklerinle yaşamaya bak!’’

 

Yaşamaya bakıyoruz. Eylülün hasat zamanından sonra bir daha ki yıla hazırlanan tohumların ekme vakti. Bu ayda hız kazanır kadınların kışlık hazırlama telaşı. Patatesleri, soğanları çuvallarla mutfaklarında ya da kilerlerinde yerini alır.  Sebzeler kuruması için balkonlara, pencere kenarlarına gerdanlık gibi dizilir.  Turşular kurulur,  tarhanalar karılır, erişteler kesilir, salçalar, reçeller, konserveler hazırlanır. Öyle ki kavanoz kapağı yetiştirilemiyor, kapak krizi yaşanıyor. Hem ekonomik hem sağlıklı olması açısından kışlık yiyeceklerini şimdiden tedarik etmeye çalışıyor insanlar. Sobalı evlerde odun, kömür alma çabasında.

 

Ekim ve ekin… Bereketlidir,  vefalıdır, köylünün, çiftçinin, hasadını topladığı, ekeceğini ektiği, biçeceğini biçtiği aydır. Bu kadar hazırlamaya çalıştığımız kışlıklar nereden geliyor dersiniz?  Bir yılın alın terinin, emeği karşılığını veriyor toprak. 

 

 Ekin, kültürü de simgeler aynı zamanda. En güzel örneğini geçtiğimiz günlerde Afyonkarahisar Belediyesinin, sosyal ve kültürel etkinliklerini çeşitlendirerek, Ekim ayında; ağaçlar yapraklarını dökerken, kitap açtığını gördük. Ham maddesi ağaç olan kitapların;  ağaçlarla kardeş kardeş hasret gidermesi ve kitaba değer verecek ellerde birleşmesi, iz bırakan güzel bir mutluluk olsa gerek. Unutulmamalıdır ki;  okunan her kitap, kendi içindeki çiçeğin kokusunu verirmiş.

 

Bakmayın öyle mütevazı duruşuna Ekim’in. Dopdolu bir aydır. Hüzün, hazan kavuşamayan sevdalıların türküsü olsa da, sararıp yok olduğunu düşündüğünüz mevsimin mucizesini baharda yeniden doğduğunda görürsünüz. Tıpkı Vatan’ınım yok olup giderken, Ekim’de atılan temeliyle yeniden doğan Cumhuriyet’im gibi…

 

Ve bir şiirdir Ekim…

 

 

                         EY GÜZEL EKİM

 

Bir kez daha sarılıyor yapraklar ağaçlara, vedası yakın,

Düşüp düşmemek için son çırpınışın… Aylardan Ekim!

 

Göçmen kuşların hazırlık telaşı, uzak yolculuğun,

‘’Siz bari gitmeyin! ’’ desem, sizden sonra ortalık bozgun.

 

Yönlerine engel koysam, yalancı baharın mavisini,

‘’Bekle geleceğiz’’ derler, bahara sakla hevesini.

 

Rüzgârlar karıştıracak yeşili, kızıl ile güneşi,

Bakıp bakıp ağlayacak gökyüzü, titreyecek serçesi.

 

Hazan vurgununu yiyecek yeryüzü, birkaç güne,

Büyüleneceğim gözümün önündeki değişimine.

 

Bir başka sevdalanacağım, yine Ekim'e

Sevdirir kendini, eprimiş olsan da lime lime.

 

Ekim, ey güzel Ekim! Adın sonbahar, nitekim…

Usul usul gel gözünü seveyim… Çabuk geçiyor mevsim…

 

Mürşide AYHAN