Sabırlı İnsan

Abone Ol

İnsanı tanımaya devam edelim. Konumuz gene insani bir sıfata ilişkin; sabır... Malûm, insanlar farklı zekâ seviyelerine sahip olarak yaratılmış... Zekâ seviyeleri yüksek olanlar bu avantajı kullanarak hayat kalitelerini de yüksek tutabilmektedir. Ancak ne var ki; çerçevesini İslam’ın çizdiği insandaki zekâ katsayısı mes'uliyeti de etkilemektedir. Eğer bunun farkında iseniz hayatınız bir o kadar zor ve meşakkatli, değilseniz de aynı seviyede konforlu olacaktır. Doğal olarak da Müslüman için birincisi dolayısıyla da zor olanı esastır. Tercih ikincisinden yana ise işiniz ‘burada’ kolay-konforlu olsa da 'orada' fevkalade çetin olacak demektir.

Kendi kendinizi test edin; Allah size yeni bir imkân (daha fazla para ya da makam) verdiğinde heyecanınız mı artıyor yoksa korkunuz mu... Duyduğunuz heyecanın saiki önemli elbette... Heyecan sorumluluktan kaynaklanıyorsa birbirini tamamlar zaten... Yok eğer kafanızda geleceğe dair planlar şekilleniyorsa, bunun adı sorumluluk değil, ‘sorunlu’luk olur.

Sosyal ilişkinin en basit şekli; her söylenene bire-bir karşılık vermektir. Bir başka deyişle ilişkinin ‘şahsileşmesi’dir. Oysa sorumlu insan olanlara-olaylara vizyoner bakar. Bu yüzden de zamana yayar. Nitekim İslam’ın insanın davranışlarına ahlaki kısıtlamalar getirmesi sorumluluk ilkesinin bir sonucudur.

Bir başka açısından bakıldığında da bire-bir karşılık, düşünce ve görüş açısındaki ‘sığlığa’ referanstır. Etrafınızdaki hadiselere ilişkin sorumluluğunuz vizyonunuz kadardır. Hadiseleri vizyonunuz kadar görür görür, tepkinizi ona göre verirsiniz.

Mutlaka yaşamışsınızdır; siz adeta ufuk ötesini görürsünüz ama kelimelere dökemezsiniz. Çünkü sıradan insan sizin beyninizle gördüğünüzü, kalbinize inen ilhamı çıplak gözleriyle göremez. Somuta indirgeyemediğiniz için de gördüklerinizi paylaşamazsınız.

Bir insan düşünün ki; kırk yıldır bildiğini-gördüğünü anlatamıyor. Ben... deyip susan; Sen... deyip vazgeçen... Bu yüzden kalbin kırıksa da üzülme... Bir kalbin var demektir zira... Kalpsizler üzülemezler ki... ( https://www.youtube.com/watch?v=eGQnXmSjbqM ). Yalnızlık duygusu, gücü ‘Sahibinde’ görme-sahibine verme gibi bir güzelliktir.

Hayat sabırla şükür arasında bir dengedir aslında… Şükrü gerektiren şeylerin arzulanması asıldır ama, kimi zaman sabır gerektiren durumlarla da karşı karşıya kalırsınız. Sorumluluk konunun ‘sabır’ müessesesine bakan yüzüdür. Sabır bir zaafiyet değil, bir mücadele şeklidir. Hangi adımı ne zaman atacağınıza karar vermektir. Bir başka deyişle sabırlı şekilde davrandığınızda atacağınız adımı karşı tarafın "tahriki" değil, siz belirlemiş olursunuz. Hakikati gören bakımından gerektiğinde ‘bir büyük yalnızlığın' tercih edileceği yer burası olmalı…

Kimi insanlar yanlış gördükleri kişilere karşı tepkilerini pasif olarak verirler. Bu pasiflik büyük bir erdem (sabır) olduğu halde, 'halden' anlamayan o kimseler, kişiyi gerçekten 'pasif' zannederler. Oysa ortalama insan, vücut kimyasını dahi bozan böylesine bir durum karşısında içsel zorlamasını kontrol edemez. Dolayısıyla da olan yüksek seciyedir.

Bir ileri adım olarak ise bu erdemli kişiler, hissettikleri bu duyguları sadece muhatabıyla değil, başka kimselerle de paylaşmaz, ama sabrın bir mücadele şekli olduğunu bildiğinden beklemeye devam eder. Muhataptaki küçük kıpırdamalar, onca kırgınlık ve hayal kırıklığına rağmen, gönlünüzü ferahlatıyor, genişletiyor, huzur veriyorsa; doğru yerde olduğunuzdan emin olmanın derin hazzını yaşayabilirsiniz.

İslam adeta insanı sanat gibi görmenin diğer adıdır. İnsan sanattır da zaten; hem bedeni hem ruhu ile... (Gerçek) sanat para için yapılmaz. Sanat maddi olsun manevi olsun yaratılışın inceliklerini keşfetmektir. İslam da öyle değil midir... Ne kadar detaya inerseniz, Allah'ı bir o kadar tanır, hiçliğinizi bir o kadar farkedersiniz. İlmek ilmek işlenen sanat eserleri sabır olmadan somutlaştırılabilir mi hiç... Kimi zaman bir ömür bile sabretmeniz gerekebilir; sadece bir kişiye... Efendimiz öyle yamadı mı amcası Ebu Talip için… İyiliğini istediğiniz kişilerin sizi anlayamamış olmasını da sorun etmeyin. Nasıl olsa anlayan ve bilen '1'i var sizi...

Kimi zaman bir anlık sabır öylesine önemlidir ki... ‘asıl sabır, belâ ile ilk karşılaşma anında ona tahammül edebilmektir’ (H. Şerif) zira.... Eğer aksi bir duruma fırsat verirseniz, kan davaları bile başlayabilir. Netice nesiller boyu devam eden kaçak yaşam ve ölüm korkusu... Devletler arasındaki ilişki de öyledir. Devletler için sabır diplomasidir. Diplomasi de devlet aklıdır. Zira kan bir kez döküldü mü, herkes kana doyuncaya kadar devam eder yıkım…

İnsanın içinde küçük de olsa bir canavar vardır. Çıkması için çok ısrar etmemek (sabrı zorlamamak) gerek. Eğer biraz ince düşünürseniz birisine ceza verme hissiyatının Allah'ın işine karışma gibi hadsizlikle ilgili olduğunu görürsünüz. Zira ceza verme yetkisi Allah'a (cc) aittir. Kulun görevi ceza vermek değil, Allah’ın dinini tebliğ etmektir.

Bir de tabii sizi, hayatınızı ilgilendiren tarafı var olanların... Ola ki; yaşadıklarınız hatıralarınızda canlanınca hisleriniz galip gelebilir. Evladınıza beddua ettiniz diyelim. Haklıydınız da.... Ve bedduanız karşılık buldu. Onun derdi sizin derdiniz olmaz mı... Dolayısıyla duayı da bedduayı da aslında siz kendinize yapmış oluyorsunuz. Bir miktar sabır, beklentileri bir miktar erteleme sizin için de bir karşılıktır. Yazı biraz karışık oldu galiba… Ama her biri bilgi… Devam edeceğiz inşaallah…