'OKU'MA…

Abone Ol


 

Okuma deyinde ilk akla gelen şeylerden birisi de İslam’ın ilk emri… Öyledir... Ama zannediyorum ki yanlış yorumlanıyor. Gerçi yanlış yorumladığı şekliyle de okumuyoruz. Bu da konunun bir başka yanı... Hani denir ya; 'ben bu meseleyi şöyle okuyorum' biraz böyle bir durumdur tanıyarak okumak... Ya da 'ben seçim sonuçlarının iktidara bir uyarı olarak okuyorum' demek gibi bir durumdur. Büyük fotoğrafı görmektir bir başla deyişle okumak… Zira fotoğraf büyüdükçe detayda kaybolmak yanında, tuzak büyüdükçe farketmek de güçleşir. Sadece yalın bir bilgi yetmez, künhüne vakıf olmak için vizyona, irfana, hikmete talip olmaktır… İnsanı-kainatı okumaktır aslolan…

 

Bir de sormak isterim; okumak eğer birincil anlamı ile ele alınırsa; İslam'ın ilk emri anlamsız olmaz mıydı... Yani kendisine vahiy gelen peygamber neyi okuyacaktı nasıl okuyacaktı. Bu yüzden 'ben okuma bilmem' dediğinde Cebrail (AS) kendisine (SAV) nasıl okuyacağı hususunda bilgilendirme yapmadı mı... Ayrıca da; Yunus Emre okuyarak mı Yunus oldu...

 

Her şeyi zahirden ibaret zanneden günümüz insanı her şeyi de 'okuyarak' kendi başına öğrenebileceğini zannediyor. Bu düşünce aslında bize batı düşünce sisteminden bulaşmıştır. Batının her şeyi iyi ya (!) neden bu da iyi olmasın... Sürekli eleştirilir; Efendim işte ruhunuzu, beyninizi filanca kişiye teslim ettiniz, kiraladınız diye... Peki sen kime kiralamış oluyorsun bu durumda… Farkında bile değilsin...

 

Bu anlamda okumak; tecrübeyi, dinlemeyi, talip olmayı gerektirir. Her şeyi kendimiz öğrenmeye kalkarsak eğer, her birimizin her hususu yeniden tecrübe etmesi ve bedel ödemesi gerekir. O halde tecrübe etmiş yani olayları 'okumuş' kimseleri aramak, dizinin dibinde olmayı önemsemek gerekmez mi… Antrenör gibidir yani tecrübeli kişi… Sizi kendisinden de ileri taşıyabilir bir antrenör… Bundan mutlu da olur. Çünkü başarı aynı zamanda kendisinindir. Ben şahsen müzakere etmek isteyenle bildiğim konuyu paylaşmaktan mutluluk duyarım. Bilmediğim konu ise dizinin dibinde onu dinlemekten-okumaktan hiç gocunmam.

 

Olaya bir başka açıdan da bakarsak; birincil anlamda yalın bilgi tek başına önemli olsaydı, mesela en çok okuyan toplumların insanlığa en yararlı olanı olması gerekirdi ama, sahip olunan bilgiler kimi zaman insanlığın sonunu getirecek sonuçlara yol açabiliyor. Kitle imha silahları böyle icat edildi mesela… Kimbilir çok uzak olmayan zamanda vücuduna çipler takan insanlar sadece fiziksel olarak insana benzeyecek ve kendisine dair ne varsa unutacak... Bütün bunlar da ‘okuma’ ile ilintili…

 

Yazıyı düşünce ve paylaşımlarını önemsediğim bir mütefekkirin tesbitleriyle bitirelim; “Gençlere en başta tavsiyem şu: Bu dini kendi başınıza kitap okuyarak öğrenmeye kalkmayın. Kitap okumak insan olmanın sanki vazgeçilmez bir unsuru gibi. Oysa biz niye kitap okuyoruz? Bilgilenmenin bir vasıtası olarak kitap okuyoruz. Peki, bilgilenmenin başka vasıtası yok mu? Var. Bizim geçmişimizde, kültürümüzde biz kitap okuyarak bilgilenmedik. Dinleyerek, bizatihi ağızdan ağza, kulaktan kulağa şifahi bilgi ve kültür nakli vasıtasıyla bilgilendik. Makbul insan çok bilen insan değildir. Makbul insan Allah katında az da olsa ihlasla, takvayla amel eden insandır. Tabii dengeler yerinden oynayınca, modern toplumda makbul insan kim oldu? Çok bilen insan, çok etiketli insan, çok maaş alan, çok tüketen insan oldu! Oturduğu zaman carcar konuşan, ahkâm kesen, entelektüel kapasitesi yüksek insan makbul oldu. Bu yüzden okuma faaliyetinden önce diriltmemiz gereken bir metodun üzerine eğilmek lazım. Nedir o? Bir bilenden, Allah korkusuna sahip bir bilenden öğrenme usulünü, tarzını, metodunu ihya etmemiz lazım. Buna önem vermemiz lazım.” (Ebu Bekir SİFİL)