AKÜ’de “Mehmed Talât Paşa ve Ermeni Meselesi” Konferansı Düzenlendi
Afyon Kocatepe Üniversitesi (AKÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanlığı tarafından “Mehmed Talât Paşa ve Ermeni Meselesi” konulu konferans gerçekleştirildi.
Erdal Akar Konferans Salonu’ndaki etkinliğe Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gürsoy Şahin, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, akademik personel ve öğrenciler katıldı.
Konferansın açılışında konuşan Prof. Dr. Gürsoy Şahin, “Ermeni meselesinin” her yıl 24 Nisan döneminde uluslararası kamuoyunda ve özellikle ABD nezdinde oluşan diplomatik hareketliliğe işaret ederek, meselenin belirli tarihlere sıkıştırılmadan bilimsel bir zeminde ele alınması gerektiğini ifade etti.
“İttihat ve Terakki Cemiyeti üyeleri, vatansever ve dürüsttü”
Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Babacan, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinin vatanseverlik ve dürüstlük anlayışına dikkat ettiklerini belirtti. Dönemin devlet adamlarının, kısıtlı imkânlara rağmen hazineye karşı hassasiyet gösterdiklerini söyleyen Babacan, “İttihat Terakki’nin kasasının başındaki Kara Kemal, milyonlarca liralık örtülü ödeneği yönetmesine rağmen cebinde parası olmayan, dürüst bir adamdı. Talat Paşa ve arkadaşları, devlet görevlisi olarak yurt dışına gittiklerinde kendilerine verilen harcırahın artan kısmını kuruşu kuruşuna hazineye iade ederlerdi. Bugün onları eleştirenlerin aksine, onlar devletin malını korumayı namus borcu bilirlerdi” dedi.
“Ermeni meselesinin özü büyük ihanetle başladı”
Babacan, “Ermeni meselesinin” kırılma noktalarından birinin, Birinci Dünya Savaşı öncesinde Talat Paşa ile Ermeni örgüt liderleri arasında yapılan görüşme olduğunu kaydetti. Babacan, meclisteki Ermeni milletvekillerinin ikiyüzlü bir tutum sergilediğini belirterek, “Talat Paşa, savaşın eşiğinde Ermeni mebusları odasına çağırarak ‘Avrupalı devletlerin dolduruşuna gelmeyin, devletle bir sorununuz varsa birlikte çözelim’ uyarısında bulundu. Orada bulunan Ermeni temsilciler, devlete sadık kalacaklarına dair Kur’an-ı Kerim, bayrak ve silah üzerine yemin ettiler. Ancak bu yeminli toplantıdan 15 dakika sonra çektikleri gizli telgraflarla, Ruslarla iş birliği yapılması ve Osmanlı’ya karşı isyan başlatılması talimatını verdiler. Ermeni meselesinin özü bu büyük ihanetle başlamıştır” diye konuştu.
“Balkanlar’dan gelen göçmenler büyük acılarla Anadolu’ya sığındı”
Balkan Savaşları sonrası Anadolu’ya göç eden Türklerin yaşadığı olayların İttihatçıların politikasında bir dönüm noktası olduğunu kaydeden Babacan, Batı Anadolu’daki Rum nüfusun güvenlik gerekçesiyle yer değiştirdiğini söyledi. Babacan, “Balkanlar’dan gelen göçmenler büyük acılarla Anadolu’ya sığındı. Bu durum üzerine Batı Anadolu’daki bazı Rum nüfusun göçü sağlandı. Dönemin Avrupalı elçileri bu durumu denetlediğinde, Rumlar korkudan değil, kendi istekleriyle gittiklerini beyan etmişlerdir” dedi. Talat Paşa’nın siyasi kariyerinin sürgünler ve mücadelelerle geçtiğini ifade eden Babacan, “İkinci Meşrutiyet’in ilanında askeri güç ve kararlılık etkili oldu. Abdülhamid dönemi disiplini ile İttihatçıların heyecanı o günün şartlarında devleti ayakta tutma çabasıydı. Tarihin bu önemli isimleri, insani yönleriyle ve o günün şartlarıyla değerlendirilmelidir” diye konuştu.
“Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu Van’da bile oran yüzde 30’du”
Babacan, Anadolu’nun nüfus yapısı ile tehcir kararının sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi için dönemin demografik verilerini içeren haritaların incelenmesi gerektiğini belirtti. Ermeni nüfusunun Anadolu’nun doğusundan batısına doğru kademeli olarak azaldığını ve seyrekleştiğini belirten Babacan, Orta Anadolu’dan itibaren ise Rum nüfusunun yoğunlaştığını, özellikle İzmir ve Ayvalık gibi bölgelerde bu yoğunluğun belirginleştiğini kaydetti. Dönemin idari yapısının vilayet sistemiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Babacan, “Ermeni nüfusunun en yoğun olduğu Van vilayetinde bile bu oran en fazla yüzde 30 civarındaydı. Bu durumu bir örnekle kıyaslamak gerekirse; Sırpların Balkanlar’dan Ege’ye kadar uzanan ‘Büyük Sırbistan’ hayali kurdukları bölgelerde de Sırp nüfusu benzer şekilde sadece yüzde 30 seviyesindeydi. Yani aslında Sırp çoğunluğunun olmadığı yerler üzerine bu hayaller kuruluyordu. Yunanlıların ‘Megali İdea’ hedefindeki durum da bundan farklı değildir” diye konuştu.
“Cephe gerisi emniyeti’ kuralı uygulandı”
Prof. Dr. Babacan, Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Van’da Ruslarla iş birliği yapan Ermeni çetelerinin, Osmanlı ordusuna karşı isyan başlattığının belgelerle ortaya konulduğunu belirtti. Türk ordusunun Çanakale’de varlık mücadelesi verdiği bir dönemde, cephe gerisinde yaşanan güvenlik zafiyetinin “Tehcir Kanunu”nu zorunlu kıldığını ifade eden Babacan, “Dönemin askeri eğitim müfredatında yer alan ‘cephe gerisi emniyeti’ kuralı gereği, güvenliği bozan unsurların yer değiştirilmesi bir askeri yöntem olarak uygulandı” dedi. Tehcir sürecinin sanılanın aksine devlet kontrolünde ve belirli muafiyetler çerçevesinde yürütüldüğüne kaydeden Babacan, “Hasta, ama memur ve zanaatkâr Ermenilerin yanı sıra çocuklar da tehcirden muaf tutuldu. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin, göç esnasında Ermeni vatandaşların can ve mal güvenliğini koruyamayan veya görevini kötüye kullanan kendi subaylarını askeri mahkemelerde yargılandı. Bazılarına idam cezası verildi” diye konuştu. Babacan, Osmanlı’nın uyguladığı tehcir muafiyeti ve koruma kanunlarının uluslararası hukuk açısından “soykırım” iddialarını çürüten en güçlü kanıtlardan biri olduğunu ifade etti.
“Meselenin, siyasi bir araç olarak kullanıldığının göstergesi”
Ermeni örgütlerin “Nemesis” adını verdikleri bir intikam planı kapsamında Talat Paşa ve Said Halim Paşa gibi devlet adamlarına yönelik suikastlar gerçekleştirdiğini belirten Babacan; suikastçıların Avrupa mahkemelerinde ceza almadan serbest bırakılmasının, meselenin insani boyuttan ziyade siyasi bir araç olarak kullanıldığının kanıtı olduğunu ifade etti.
Konferans, soru cevap bölümünün ardından teşekkür belgelerinin takdim edilmesiyle sona erdi.