Etrafınızdakiler eğer size zarar vermeye başlamışsa, bu zararın izalesi kimi zaman vücut dilinizi ‘selam’ demeye zorlamalı... Bu, Kur’ani (25/63) bir vasıftır çünkü mü’min için… Buradaki selam, Allahu a’lem, ilişkinizi maslahatgüzarlık seviyesine indirmekle eş anlamlı…
Güçlü olmak sahip olduğunuzu düşündükleriniz üzerindeki tasarruf gücünüzle paraleldir. Terk edebiliyorsanız siz, terk edemiyorsanız o hükmeder. Zira "vazgeçebildiğin şey senindir"
Adım atarken 'buradaki' değil, 'oradaki' yalnızlığı merkeze almalısınız... Zira 'burada' ayrışanlar 'orada' da ayrışacak… İyiler hep azınlık değil midir zaten… Bu yüzden eğer düşünce bakımından kendinizi yalnız ve ayrışmış hissediyorsanız üzülmeyin... Bu, sizin ortalamanın üzerinde dolayısıyla ayrıcalıklı olduğunuzun emaresidir. Hak nezdinde tabii ki de...
Kesret… En büyük yanılgılarımızdan birisi... Ne midir kesret... 'O'nun (cc) dışındaki her şey... Kafanızdaki endişe ve korkular… Vehim yani… Bir başka deyişe, zihnindeki 'şirk...' Ağır kaçtı biraz değil mi!... Ama öyle işte… Hani geçer ya Surede; ‘elhâkümüt-tekâsür diye... Buradaki tekâsür sadece sayısal çokluğu mu ifade ediyor sizce... Dinin esasen metafizik olduğunu ne zaman anlayacağız... Şaşıracaksınız belki ama buna (kesrete) sevgi de dâhildir korku da... Zira her biri tevhide mugayirdir.
Şirk zannedildiği için anlaşılamayan vahdet-i vücut da öyledir. Allah'ın tek olduğuna refere eder çünkü; her hususta tek otorite... Hani denir ya 'her şeyde Allah’ı görmek' diye; öyle bir şey... Şirk olan vahdet-i vücut yani her hususta Allah’ı görmen değil, kendini görmen, olanları-hadiseleri kendine bağlamandır. Kendini gören, kendine güç ve varlık affeden de tevhidi göremez doğal olarak... Kesret yani çokluk görünen güçtür ve yok olmaya mahkûmdur. Şirk katıklı, tevhid katıksız olmayı gerektirir. O yüzden insanlardan beğeni-teşekkür dahi beklememek gerekir.
"Dram nedir biliyor musunuz; haklı olan taraf sürekli susarken, haksız olan taraf sürekli konuşuyor." Y. Bahadıroğlu. ‘Edep’li insanı mı tanımlar bu durum; emin değilim ama geniş bir kesimin hislerine tercüman olmuş bu tespit… Niçin gerçekte dürüst olan insanlara dönük ithamlar daha fazla dikkat çeker sizce... Beyaz olduklarından tabii ki de… Bu yüzden isabetli bir şekilde “bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler” (Özdemir Asaf) demiş ya şair…
Etik, ahlak müessesesinin basitleştirilmiş ve dışa dönük yanıdır. Bu yüzden yalnızken ihlal edebilirsiniz mesela… Oysa insan ahlakın bizzat kendisidir ve insan fıtratındaki melekî yanı temsil eder.
‘Edeb’ nedir bilir misizin; ‘Huzur’da yaşamak… Her an ‘Huzur’da olan ahlaksızlık yapar mı hiç… ‘Edeb Ya Huu...' bunu hatırlatır işte insana... Onun (cc) görmediği, gözetlemediği bir şey ve bir an mı vardır da ahlaka mugayir davranabilsin ‘eşref’ olan insan… Edep insana ‘HİÇ’ olmayı öğretir. Böyle olunca da ‘vehim’ kendiliğinden kaybolur; dolayısıyla da şirk…
İşte bu yüzden maddi eğitim (bilim) olsa bile manevi eğitim (irfan, edep, had) yoksunu olduklarından fevkalade cesaretli (cahil) oluyorlar; edep yoksunları… 'Olan ve olay bendendir' demek konu ile ilgilidir; biline… Zira böyle bir düşünce kendinizde Allah yanında varlık ve güç vehmetmektir. Peki Allah yanında kendisinde güç görmek neyle ilgilidir; hiç düşündünüz mü… ‘Edep Ya Huu’ya da sokakta öğrendiği anlamı verecek olursan altıncı his hiçbir zaman sana göz kırpmaz.
Allah’ın dini iyiyi ve kötüyü kişinin önüne koyarak tercih hakkı vermiştir. Bu doğrudur. Ama iyinin ve kötünün sınırını da koymuştur. Kişinin kendisini sınırlandırmaması ‘taşkınlık-haddin aşılması’ olarak tanımlanmakta ve yasaklanmaktadır. Geniş çerçevede buna ‘edeb’ de denir. Daha hafifine ‘adab’, çizilen çerçevenin aşılmasına ‘edepsizlik-hadsizlik’ denir. Aramızda ne kadar da çok ‘edepsiz’ var değil mi…