'ÇELEBÎ KİMDİR?' YAHUT BİR RAMAZAN-I ŞERİF YAZISI

Abone Ol
“ÇELEBÎ KİMDİR?” YAHUT BİR RAMAZAN-I ŞERİF YAZISI



 

Doç.Dr.İrfan GÖRKAŞ

Afyon Kocatepe Üniversitesi 

Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Başkanı





 

Dinî Ahlak: Mekârime’l-ahlak

 

Koronavirüs tedbirleriyle yaşanan 2020’nin Ramazan’ında, İslam Ahlak Teorileri dersi için “Dinî Ahlak” örneklerine eski eserler kütüphanesinden bakarken bir yazıya rastladım. Yazı “Çelebi Kimdir?” başlığını taşıyordu.

 

“Dinî ahlak” deyimi, hadislere dayanan ahlakı ve bu temelde oluşan ahlak geleneğini ifade etmektedir. Geleneğin ortaya koyduğu eserler adlarını Hz.Peygamber’in ahlakla ilgili bir sözünde geçen “mekârime’l-ahlak” kavramından alıyorlardı. İşin ilginç yanı, rastladığım “Çelebi Kimdir?” başlığı “Mekarime’l-ahlak (1 Ramazan 1326, 14 Eylül 1324, Sene 1, Sayı 1, Sayfa 1.)” adını taşıyan bir gazetede Ramazan ayında yayınlanıyordu. Yazı Fatih dersiamlarından Besim Efendiye aitti. Bilindiği gibi merhum Bolvadinli Yörükzade Ahmet Fevzi Efendi Fatih Medresesi mezunlarındandı. Yazar Besim’in açıklamasına göre yazı, meşhur Osmanlı Şeyhülislamı (müstiyü’s-sakaleyn) Ebussuud Efendi’nin özel risalesinden tercüme edilmişti. Açıklama ilgimi çekti okumaya başladım.

 

Türkçede “Çalab Verdi” Deyişi

 

Ebussuud’a göre Çelebi kavramı “çalab” kavramından geliyordu. Nisbet ya’sının birleşmesiyle oluşmuştu. Bugün bu harfe aidiyet eki diyorlar. Aidiyet ekini ya “sal, sel” ekiyle veya “li, lı, lu” gibi eklerle karşılıyorlar. Kavramın kökü olan Çalab, Türkman lisanında Rahman’ın güzel isimlerinden (esmau hüsna) birisidir. Ebussuud “Hüda verdi” cümlesini örnek göstererek, yani “Hüda verdi” cümlesi bazı kimseye isim (alem) verildiği gibi Türkman lisanında da alem olarak “Çalab verdi” denmesi bu iddiayı teyid eder” dedikten sonra kavramla ilgili açıklamalarına devam etmektedir.

 

Kur’an’ın “Rabbânî” Kavramı

 

Ebussuud’a göre “çalab”ın sonuna aidiyet eki (nisbet ya’sı) getirilince, kavramın anlamı “hudud-ı şer’-i nebevî’yi” bilen (âlim), din-i Mustafa’yı anlayan (ârif), ilim ve amelde tam (kâmil) olan zât” olmaktadır. Ebussuud’a göre bu anlamıyla kavram Kur’ân-ı Kerim’de geçen “rabbî” ve “rabbânî” kavramlarına benzemektedir. Kur’an’daki bu kavramlar, “ilim ve amelde kâmil” manasına gelmektedirler. Ebussuud Efendi bu örnekten şu sonuç çıkarır: “Şu halde “çelebî”, salâh-ı a’mâl ve sıfat-ı ilm ü kemâl ile muttasıf olan her zevât-ı kirama ıtlak olunur.” Yani doğru ve hayırlı işler yapan, ilim ve kemâl sıfatları kazanan her değerli kişiye çelebî adı verilir demektedir.

 

Hikmetin “İlahî” Kavramı

 

Ebusssuud Efendi’nin Çelebî’yi Rabbî ve Rabbânî kelimelerine benzetmesi ve onlarla anlam delillendirmesi yapması, aklıma düşünce tarihimizin “ilâhî” kavramını getirdi. İlah, ezanda, kelime-i şahadette, kelime-i tevhitte geçen bir kavramdır ve Tanrı anlamına gelmektedir. Türkçe sözlükte Tanrı, iki şekilde kullanılmaktadır. Birisi çoklu anlamda, diğeri bir ve özel anlamda bir isim olarak kullanılmaktadır. Çoklu anlamda Tanrı, var olduğuna inanılan insanüstü varlıklardan her biridir. Yani Tanrı kendisine inanılan insanüstü varlıklardır. İkincisi kâinatta var olan her şeyi yaratan, koruyan, tek ve yüce varlıktır. İkinci anlamda o Yaratandır, Rabdır, İlahdır, Hüdadır, Mevladır, Hâlıkdır. Bu anlamları sel ve sal ekleriyle birlikte düşündüğümüzde ilahî’nin karşılığı “Tanrısal”, li, lı ekleriyle düşündüğümüzde “Tanrılı” anlamına gelmektedir ve aidiyet ifade etmektedir. Düşünce tarihimizde Platon’un eserleri çevrilip düşüncesiyle tanışınca İslam düşünürleri onu “Eflâtun el-İlahî” adıyla anmışlardır. Onu bu isimle ananlar içerisinde, filozoflar, sufiler, şairler, vb.den bir çok düşünür vardır. Özellikle Sufiler tarafından Platon hep savunulmuş, yaratma düşüncesine sahip olduğu iddia edilmiştir.

 

Çelebî: Rububiyet, Hikmet ve Metafizik Âlimi ve Mekârim-i Ahlâk Âmilidir.

 

Yine düşünce tarihimizde hikmetin, felsefenin “ilah” kelimesiyle isimlendirilen bir adı vardır. “İlm-i İlahî.” Diğer adıyla Tanrısal ilim, yahut Tanrılı ilim. Teknik adıyla metafizik. Metafizik adı, Aristoteles’in Harfler kitabına sonraki asırlarda eğitimciler tarafından verilen bir isimdir.  Harfler kitabının Lamda (Arapça Lam, Türkçe L) Harfi bölümüne Aristoteles Teoloji adını verir. Yani Tanrıbilim, geleneksel adıyla Kelam İlmi ve İlâhî ilim.

 

Sözün kısası, Ebussuud’a göre Çelebî, İslam düşüncesinde Kur’an’da yer alan Rabbî, Rabbânî ve felsefe-hikmet geleneğimizde yer alan İlâhî kavramlarıyla eşdeş Türkmen dilinde bir kavramdır. Yaptığı açıklamaya bakılırsa eşdeşlik iki açıdandır. Birincisi iyi iş ve doğru amelleri işlemek bakımından, ikincisi ilim ve kemal sıfatlarına sahip olmak bakımından. Öyleyse Çelebî, Rabbânî, Rabbî ve İlahî diye anılan kimselere bu isimlendirmeler onların sahip olduğu iyi amel ve ilim neticesinde verilmişlerdir.

 

Çelebî Olmak: Allah’ın Ahlakıyla Ahlaklanmak

 

İslam düşüncesinde “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın” diye bir hadis rivayet edilmektedir. İşte bu hadis, “Çelebî olun, Rabbânî olun, İlahî olun, Tanrısal olun”, Platon’un ifadesiyle “Tanrı’dan, İyi İdeası’ndan pay alın”  eş-anlamlarına gelmektedir.

 

Çelebî “oluş”un yollarından birisi de “mekarime’l-ahlak” hadisleridir. Söz konusu “çalab verdi”=”çelebî oluş”da, Ebussuud’a göre soyun (neseb) ve sahip olunan mülkün tesiri yoktur. Yazar Besim burada Tokatlı İbn Kemal’e ait bir beyt vermekte, beytin anlamını açıklayarak sözünü tamamlamaktadır. Biz de yazımızı bu beytle tamamlayabiliriz.

 

Çelebîlikte beyim medhali yoktur nesebin

 

İlim ile muttasıf olan kişi olur Çelebî