İSLAM DÜNYASI: HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ?
Reklam
Ramazan DEMİR

Ramazan DEMİR

yazıyor...

İSLAM DÜNYASI: HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ?

19 Haziran 2019 - 16:30

 
İslam dünyası diyebileceğimiz, bütünlük arz eden, kendine has ölçüleri olan bir dünya yok. Bu ifade, muhtelif coğrafyalarda, adedi az ya da çok olan Müslümanlar için ‘tanım gereği’ kullanılıyor.  İnsanlar tarafından sanki böyle bir dünya varmış gibi algılanıyor. Kişinin bilgisi, basireti yoksa algı operasyonu, sadece ‘karşı’ tarafın değil; insanın kendi kendine uyguladığı bir zorbalıktır.
 
Bunun tam tersine; kapitalist dünya, dünya düzeni, yedi düvel, emperyalist dünya ve bunların tamamının küreselleşme çukuruna çakıldığı bir dünya var.
 
Dünyanın muhtelif coğrafyalarında, insanlardan bazıları, Allah’ın hükmü ile hükmedilmediğini dile getirirler. İşte buna yöntem sorunu denir. Nereden başlanacağını bilmeme meselesi… Usul bilmeyen vusul bilmez. Allah’ın hükmü ile hükmetmek, aklına geldiği bir yerde ve aklına geldiği zamanda uygulanabilecek bir uygulama değildir…
 
Bu hükmün uygulanmasını ne zaman bekleyebilirsin? Birileri çıkar ve “biz Allah’ın hükmü ile hükmedeceğiz” dediklerini farz edelim… Sen de onlardan tercih ettiğin birisine destek verirsin; şayet uygulamazlarsa, işte o zaman böyle bir yakınmadan, şikâyetten söz edebilirsin. Böyle bir şey olmadığına göre, kendi nefsinden hareketle bir yolculuğa çık!  
 
Günümüzde dünyanın her yerinde, duruma vaziyet etmek isteyenler, şu anda sürüp gitmekte olan dünyadaki müesses nizam üzerinden, “ben daha iyisini yapacağım” diyerek varlık gösteriyorlar. Allah’ın hükmü konusunda beklentiye girmeyi gerektirecek bir pozisyon yok… Dediğimiz gibi; iyi niyetli nice insanın, Allah’ın hükmü konusunu dile getirmesi, yöntem sorunu ile ilgili bir şey… Bir kişi hayra alamet bir şey yapmak istiyorsa, sistem bazında değil; kişi bazında gayretlerde bulunabilir. Kişi bazında Müslümanlığa ‘sadakat’ nasıl olur? Ekran başında, stadyumda, tüketim ve modada, finans ortamında, müzikte (bu kadar yeter mi), harcadığı saniye ve kuruşların hesabını nasıl vereceğinin tedbirini almayan için her yol mubahtır. Fatiha’ya nüfuz eden, hesabını bilir.
 
Allah’ın hükmünü dile getiren kişi belki de hiçbir tarafın taraftarı bile değil; olsa bile mutabakat olmayan bir konuda muamelat (beklenti) olmaz… Bir kişi Kuran’ı ve Peygamberimizin hayatını didik didik edercesine okur, notlar alır,  defterler tutar ve anlar; işte o kişi ne yapacağını, ne talep edeceğini biliyor demektir.
 
Allah’ın hükmünü dile getirmek, bir kolaycılık, bir kaytarma biçimi, bir bahane olabilir mi? Olabilir… Şöyle ki; ilgili kişi Allah’ın kişiyi muhatap alan hükümlerini kendi şahsında uygulamış mı? Bu kişi ana dili Arapça, baba dili Türkçeyi, cihanşümul organize tuzakları, yedi düvelin 12 çekerini, vatansız dünya vatandaşını, dindar yeşilini, din doyum merkezlerini, şefaat sigortayı, küreselleşme çukurunun baltalarını, ilerleme inancının fore kazıklarını ve dinden geçinmenin ne olduğunu biliyor mu? Bunlar laf değil; yüz yılda ilk kez telaffuz ve tarif edilen gerçekler. Kendi adına yapması gerekenleri henüz yapmazken, toplum bazında uygulamalar beklemek boşuna... Allah’ın hükümlerini her Müslüman talep eder; ama İslam dünyası diye bir dünya, ya da bu konuda bir irade, mutabakat yok! Dünyanın içine çakıldığı küreselleşme çukuru var. “Ekranlar, reklamlar, vitrinler, tabelalar” dörtlüsüne biat eden için Allah’ın hükmü değil, küreselleşme çukurunun hükümleri geçerlidir… Bir zamanlar Allah’ın hükmünden bahsedenler artık bunu kendilerine bile itiraf edemiyorlar. Çünkü yedi düvele ait ne varsa (medya, müzik, moda, futbol, finans, sinema, imaj) hepsini ‘yeşile’ boyadılar…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum