Reklam
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

AKADEMİK YORUM
[email protected]

Kripto Müslümanlık-II

26 Nisan 2021 - 13:19


Tarihte ümmetin başına bela olmuş olan ve o günün global güçleri tarafından üretilen "İslam" projeleri vardır. Bunun en büyüğü Osmanlı'nın da başına bela olan vehhabiliktir. Bu proje ürünü, ümmetin en değerli kaynaklarını mevzubahis güçlerin emrine tahsis ederek fitnesini halen yaymaya devam etmektedir. Bir diğeri dönemin birinci sıradaki emperyalisti İngilizler tarafından üretilen, İngilizlerin en büyük ve en zengin sömürgesi Hindistan’daki çıkarlarına hizmet eden Kadıyaniliktir. Benzer proje olan FETÖ’nün bu ülkeyi nerelere sürüklediğine de birlikte şahit olduk. İrili-ufaklı başka da var elbette… Elbette bunlar üzerinden yapılan saldırı dinedir.

Batının gerçek düşmanı şüphesiz Ehli-Sünnet İslam’dır. İşte bu yüzden Türkiye’deki kıpırdanmalar işbirlikçileri bu kadar rahatsız etmektedir. Türkiye'nin içeride işbirlikçiler ve din düşmanları, dışarıda da büyük güçler tarafından hedefe konmasının nedeni; taşıdığı potansiyel... Esef verici olan bu projede de yine bu ülkenin insanlarının kullanılmasıdır. Hakiki bir bilgi birikimi olmayanlar, olayın künhüne vakıf olmadıklarından ilk duyduğuyla ve sadece kendisinin anladığı kısımla amel etmekte ve alet olmaktadır.

Günümüzde kendisini Kur'an İslamcısı olarak tanımlayanların en önemli yanıltıcı enstrümanlarından birisi avamın (ulemanın değil) biraz da eski dinlerinden kaynaklanan ve İslam’dan zannettikleri uygulamalarını gerçek İslam’a mal etmek suretiyle 1400 yıllık birikimi uydurulmuş din olarak nitelendirmeleridir. Bu iddia İslam hakkındaki birikimi zayıf olanların kafasını çelmektedir. Oysa 'indirilmiş din' dedikleri geçmişi Hint alt kıtasında İngilizlerin teşvik ettiği ve fikir babalarını oryantalistlerin oluşturduğu hareketin güncel versiyonudur.

Bunların cürümleri her zaman cirimlerinden büyük olmuştur. Hadisenin derinliğine vakıf olmayanlar üzerinde heyecan uyandırır ve giderler. Giderler ama, yanlarında da bir şeyleri ve birilerini götürürler maalesef... Kalıntıları da sürekli vardır. Yani ya bir kısım güruh onlara inanmıştır ve öyle ya da böyle devam eder. Ya da insanların kafalarında-inançlarında kimi tereddütler oluşturmayı başarmışlardır. Her dönemde de az ya da çok olagelmişlerdir.

Komünistler uzun yıllar Allah'ın yaratışını, 'tesadüf' diye anlatarak milyonlarca insanın beynini yıkadılar. Dünyanın yarısı da bu propagandanın etkisi altında kaldı. Hala da bu iddiaya inanan beyinsiz takımından var aramızda... Tek kaynakçılar da kendi takipçileri olan beyinsizleri aynı şekilde ikna etmiş görünüyor. Allah Rasulünü 'duvara asarak' kendilerini onun yerine ikame ediyorlar ve aramızdan devşirdikleri beyinsiz güruh da kendisini ikna etmiş gözüküyor.

Bir de laikler değil midir ki; Allah'ın (elbette Onun dini olması hasebiyle Rasulünün) hükmünü askıya alıp, (haşa) 'sen şöyle kenarda dur bakalım, karışma bizim işimize...' diyenler. Bunlar da aynı şeyi Allah Rasulüne diyor. Yok zayıftı, yok şişmandı, yok şöyleydi, yok böyleydi, yok öbür türlüydü diyerek Allah Rasulünün sözlerini itibarsızlaştırılıyor. Sanki emin olsalar Allah Rasulünün söylediğinden, akıllarına yatmasa da kabul edecekler... Özenmedikleri tek kimse, sözüne itibar etmedikleri tek kişi Allah Rasulü ama, komünistler gibi halkı aldatıyor, laikler gibi yaşamak istiyorlar. Kıpkızıl, yapyalın ve sıpsığ bir din anlayışı yani…

Bu kesim ‘indirilen din’ ‘uydurulan din’ diye sünnette olanı kendisince ‘hurafe’ olarak değerlendiriyor ama kendi hurafeleri amelin de ötesinde itikadi… Mesela en önemli iddialarından birisi kaderdir ve kader konusu bir Alman oryantalist tarafından gündeme getirilmiş ve süreç bugün 'Ankara Okulu' denen 'Harici' zihniyetli bir ekolün gelişmesine neden olmuştur.

Bu din istismarcısı, proje adamlara esneklik katsayımızın sıfır olması lazım... FETÖ de öyle değil miydi… Allah’ın dinini değiştirmek kimin haddine… Allah oyunlarını başlarına geçirdi. Hadis ve sünnet savunucularının Kerim kitabımız Kur’an’la bir dertleri yok haddi zatında… Ama onların sünnet ve hadislerle farklı seviyelerde dertleri-sıkıntıları var.

Kur’an’ı Kerim’in mesajı konusunda toplumun bütün kesimleri üzerinde bilinç oluşturmayı ve bunu özellikle de Kur’an’a sahip çıkıyormuş gibi gözüken modern hurafecilere bırakmamayı görev bilmek gerektiği kanaatindeyim. Zira bir taraftan bu zararlı akımlara karşı, diğer taraftan da FETÖ olayları dolayısıyla ehli sünnet omurga hakkında halkın kafasında beliren istifhamların giderilmesi bakımından bu gayretin gerekliliği ortadadır. Vazifedir zaten... Müslümanın değişmeyen vazifesi... Son zamanlarda ülkemizde beliren ve ‘Kur’an İslamı’ adı altında edille-i şer’iyyenin birincil kaynağını nefsi ve keyfi saptırma gayretine karşı da bir hamledir bu… Bu tür gayretler yok da değil şükürler olsun...

Dikkat ederseniz tek kaynak Kur’an diyenlerin daha ziyade sünnetle dertleri var. Oysa bir büyüğümüzün ifadesiyle; ‘Allah kerim kitabımız Kur’an ile ne yapmamız gerektiğini, sünnet de nasıl yapmamız gerektiğini anlatıyor.’ Organizatörler; daha yumuşak bir hedef gördükleri hadis ve sünnetleri önce itibarsızlaştırma, sonra hayatın dışına itme derdinde… Haşa Allah ve Rasulullah’ı sanki rakipmiş gibi göstererek insanları tercihe zorluyorlar. Laikler bakımından da öyle değil midir gerçekten de… Din sözde bireysel hayat bakımından sorun teşkil etmez ama, her nedense laiklik katsayısı arttıkça İslam düşmanlığı da artıyor. Çünkü düşmanlık gerçekte İslam’ın bütününe dönük…“Kur’an İslam’ı” diyenlerin gideceği nihai yer de burasıdır.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum