KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…
Reklam
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

AKADEMİK YORUM

KADIN ERKEĞE EŞİT Mİ OLMALI…

08 Temmuz 2019 - 09:28 - Güncelleme: 08 Temmuz 2019 - 09:45

 
Kadın ya da kadın hakları gündeme geldiğinde ‘kadın-erkek eşitliği’ hala ateşli tartışmaların konusu olmaya devam etmektedir. Oysa kadının eşitliğe değil adalete ihtiyacı vardır. Bu da kadına eşit muamele etmeyi değil, pozitif ayırımcılığı gerektirir. Nitekim kurumsal olarak eşitliği esas alan sosyalizm çoktan tarihin çöplüğüne gitmiştir. Yine benzer statüyü uzun yıllar savunan batı ülkelerinde ise kadın, adeta bir input (girdi malzemesi-meta), yani köle oldu. Statülerinden memnun olmaları bu gerçeği ortadan kaldırmıyor. Zira anadan doğma kör olan birisine renklerin farkını anlatamazsınız.
 
Kadınlar için öngörülen pozitif ayırımcılık, onlara fazladan bir şey vermek ya da erkeklere fazladan yük yüklemek anlamına gelmez. Bunu, adaletin tesisi olarak kabul etmek gereklidir. Anayasanın, kadınlar lehine yapılan düzenlemelerin anayasaya aykırılık teşkil etmeyeceği hükmü bu anlamda atılmış ileri bir adımdır. Ancak yasal ayağı sorunlarla doludur. Pozitif ayırımcılıkta bazı sorumlulukların sadece erkeklere yüklenmesi doğaldır, ama eşit değildir. Örneğin kadınların zorunlu askerlik yapmıyor olması hiç yadırganmamalı... Oysa eşitlik kadınların da askerlik yapmasını gerektirir. Bu durum onların statüsünü düşürmez yükseltir. Zira sadece aynı durumda olanlar eşittir ve bu eşitliğin adı da adalettir.
 
Eşitlik anlayışının baskın olduğu günümüzde pek çok kadın hayatını kendisi idame ettirme derdine düşmüştür. Bunun toplumun temeli olan aile üzerinde uzun vadede nasıl bir etki yapacağı da hesaplanmalıdır. Nitekim batı toplumlarında daha geriye götürülebilecek bu özgürlük (!) sos vermeye başlamıştır. Nitekim bir toplumun geleceği olan aile kurmak, evlenmek ve çocuk sahibi olmak gibi vazgeçilmezler ya terk edilmiş ya da gayri meşru çizgiye taşmıştır.
 
Evlenerek sorumluluk almak istemeyen, bir şekilde evlendiğinde zar-zor bir çocuk sahibi olan, hayatın getirdiği en küçük bir zorluğa dahi tahammül edemeyen, küçük bir sorun karşısında derhal evi terk eden, sabırsız, şükürsüz, kanaatsiz, bereketsiz, paylaşmayı bilmeyen, insanlara sadece parasal durumuna ve makamına göre değer veren, menfaatçi, yüzü sadece para ile gülen, çıkar ilişkisi sona erdiğinde selam bile vermeyen nesiller hep bu kültürün ürünüdür. İnsan aklına dayandığını iddia eden ve esasen çoğunluğun yanılmazlığı üzerine inşa edilen bu düşünce nice milletlerin başına bela olmuştur, hiç hesaba katılmaz. Yine aynı anlayıştan bu millete nice maddi manevi işkenceler yapıldı, aile içi huzur bozuldu, anneyle babanın çocuklarla arasını açıldı, evlatlarımızı kaybettik-kaybediyoruz; yine nafile… Kanaatsiz, doyumsuz, sadece dış görünüşe önem veren, evine asi, modacıların emrindeki çocuklarımızla gurur duymaya devam ediyoruz.
 
Küreselleşme, egemen kültür dışındaki bütün yerel-alt kültürleri yok etmekte, insanları tektipleştirmektedir. Yaygın kanaatin aksine zararlıdır yani... ‘Farklılık içerisinde birlik’ slogan olsa da, dominant olan güçlülerin kültürüdür. Gücü ele geçirme potansiyeliniz varsa eğer sizi bertaraf etmenin bir yolunu bulur, bütün kutsallarını ayaklar altına alırlar… Örneğin vazgeçilmezleri gibi pazarladıkları demokrasiyi Mısır’da, Venezüella’da, Türkiye’de nasıl ayaklar altına aldılar… Ya da kendilerini tehdit ettiğini düşündükleri Huawei şirketine serbest piyasa ekonomisini esas aldıkları halde nasıl blokaj uyguladılar. Ekonomik olarak rekabet gücü olduğu halde tarım ürünlerinin Türkiye’nin Avrupa Birliği ile oluşturduğu gümrük birliğine dahil olmaması da bir başka örnektir.
 
İki güzel sözle bitirelim;
 
Olayları batının değerleriyle (söz gelimi demokrasi, insan hakları) ile açıklamaya çalıştığımız sürece; "katilinin vicdanına sığınan gafilsiniz" demektir. Bu yüzden “Batı bir yerle ilgileniyorsa (söz gelimi demokrasi getireceğim demişse); duyar-duymaz gücünüz yettiği kadar kaçın...” alıntı
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum