Reklam
Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

Prof. Dr. Kamil GÜNGÖR

AKADEMİK YORUM

AYASOFYA

15 Haziran 2020 - 11:31


 
Osmanlının son dönemleri ve Türkiye Cumhuriyetinin ilk dönemleri büyük savaş yokluk ve kayıplarla geçmiştir malumunuz… Lozan’da yapılan anlaşma ile kurulan Türkiye ise adeta topal ördek haline getirildi. Türkiye köklü bir medeniyeti temsil ettiğinden geçmişiyle bağını koparıp potansiyelini ortadan kaldırmak istediler. Türkiye için uygulanana önemli stratejilerden birisidir bu... Düşünebiliyor musunuz; dünyanın en köklü medeniyetlerinden birisi olan medeniyetimizle harf devrimi vasıtasıyla bağlarımız kesildi. İngilizler hala medar-ı iftiharları Shakespeare’i (Şekspir) okur ve anlayabilirken ve de Shakespeare’i okumak entelektüel olmanın bir kriteri kabul edilirken, şimdilerde yeni nesil bırakın geçmişi okuma ve anlamayı kendi arasında bile kuş dili ve işaretlerle (emoji) konuşuyor.
 
Bildiğiniz üzere Lozan İsviçre’nin bir şehri… İsviçre görüldüğü kadar masum bir turizm ülkesi falan değildir. İsrail’in ilk kuruluş bildirgesi de (Dünya Siyonist Kongresi) bu ülkede yayımlanmıştır mesela (1897 Theodor Herzl başkanlığı ve önderliğinde… Bu yüzden Theodor Herzl İsrail tarafından ve resmi olarak İsrail’in kurucusu kabul edilir). Resmi olarak tarafsız ve önemli ölçüde (2/3) Alman nüfusunu barındıran bu ülkeye Avrupa’yı bir baştan bir başa işgal eden Hitler bile hiç dokunmamıştır. Bizim bir parçası olmak için altmış yılı devirdiğimiz (ilk başvuru 1959) Avrupa Birliğine, İsviçre kendi özel statüsü gereği başvuruda bulunmamaktadır. Birleşmiş Milletler ya da NATO gibi kurumların bile üyesi değildir. Dünyanın sadece ekonomik değil siyasi geleceğinin de şekillendiği World Economic Forum (Dünya Ekonomik Forumu) bu ülkede(Davos) yapılıyor olması tesadüf değildir. Kısaca, belki iddialı olduğunu düşüneceksiniz ama, dünyanın geleceğini ilgilendiren bütün kararlar burada alınmaktadır. Lozan bu misyonla birlikte düşünülürse değerlendirmeler çok daha isabetli olur.
 
Lozan Anlaşmasının maddeleri konusundaki tartışmalar da sürüp gidiyor. Mesela bu görüşmelere katılan Rıza Nurun hatıraları hiç dikkate alınmıyor. ‘Lozan, Türk zaferinin bedeli değildir. Eksiktir, noksandır, kusurludur. Oluk gibi akan Türk kanı ve zafere bağlanan Türk ümidinin karşılığı olmamıştır’ diyor mesela… Lozan’ın orijinal metninin dahi elimizde olmadığı yönünde kuvvetli iddialar var.
 
Yine bir başka kuvvetli iddia Lozan’ın kimi gizli maddelerinin olduğu yönünde… Ve hiç de yabana atılacak bir iddia değil… Bunun ispatı güç elbette… Nihayetinde devlet sırrıdır ve bir miktar komplo da içermektedir elbette… Fakat devlet yetkilileri bilmiyor olamaz... Ne var ki; devlet sırrı olması ya da anlaşmalardan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle açıklanamıyor olsa gerek... Türkiye’nin o dönemde ürettiği uçaklar bile bir bahaneyle yasaklandı, uçuş okulları kapatıldı. Kafkas İslam Orduları komutanı ve Bakü fatihi Nuri Killigil’in (Enver Paşanın kardeşidir) açtığı silah fabrikası havaya uçuruldu ve kendisi de bu patlamada can verdi. Ve de soba fabrikasına çevrildi. Tesadüf mü yani bütün bunlar…
 
Bu minvalde Atatürk’ün ölümünden 50 yıl sonra açılmasını istediği bir vasiyetnameden bahsediliyor. Tabi böyle bir şey olmadığı deklare edildi ama, 1988’deki Türkiye koşullarında vasiyetnamedeki hususların hayata geçirilmesi de söz konusu olamazdı zaten... Zira vasiyetnamedeki iki temel hususun ‘hilafetin canlandırılması’ (bu arada aslında hilafet kaldırılmamış, TBMM’nin şahsı manevisine deruhte edilerek işlevsizleştirilmişir. Bir başka deyişle Ayasofya gibi biraz oldu-bittiye getirilmiştir) ve ‘Rusya ile yakınlaşma’ olduğu savunulmaktadır. Bilindik türden Atatürkçülüğü tartışmasız olan Kenan Evren’in cumhurbaşkanlığı dönemine denk gelen bu vasiyetnamenin, eğer var idiyse, gereğinin yapılmamış olması Türkiye’nin gerçekte Atatürk’ün gösterdiği idealden saptığının da göstergesidir.
 
Bağımsızlık bir milletin onurudur ve bir şekilde örselenmiş bile olsa bu onuru kurtarmak herkes için vazifedir. Atatürk kim bilir belki de bu vasiyette; ‘biz o günün koşullarında bu kadarına gücümüz yetti ve istemeden de olsa bazı adımlar atmak zorunda kaldık, siz gereğini yapın…’ diyordu ama, çoktan Amerikan eksenine girmiş ve NATO’cu olmuş Türkiye’nin o gün bunu yapacak gücü ve iradesi filan yoktu. İşte Ayasofya da böyledir; dönemin koşullarında kapatılmak zorunda kalınmış olabilir. Ama belirli bir güce erişildiğinde gereğinin yapılması gerekir. Hadiseye bu açıdan bakarsanız ‘Atatürk in vasiyeti yerine getiriliyor’ diye bile yorumlatabilirsiniz. (devam edecek)
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum