Reklam
Prof. Dr. Ahmet İNAM

Prof. Dr. Ahmet İNAM

FELSEFE VE EĞİTİM ÜZERİNE...
[email protected]

Okumak...

15 Aralık 2020 - 15:53

Okuyoruz. Okuyarak öğreniyoruz. Siz okurlar, okuyor, anlıyor, yorumluyorsunuz. Okumayı bilirsek, okuruz. Ana dilimizle yazılmışsa elbette anlarız. Küçücükten bize okumayı öğrettiler, öyleyse ne gelirse önümüze bildiğimiz dildense, okur, anlarız.

Okuyamayız. Alfabesini bilmediğimiz bir dilde yazılmış bir metin ise önümüzdeki.

Okuruz anlayamayız, alfabesini bilsek de, bilmediğimiz bir dilin.

Okuruz anlayamayız, dilini bildiğimiz halde konusu hakkında bilgimiz olmayan bir metni. (Örneğin, katı hal fiziğini bilmiyorsak, bu konuda yazılmış bir teknik yazı, ana dilimizle de anlatılmış olsa, bizim için anlaşılmaz olur.)

Okuruz, anlayamayız bir şiiri. Şiirdeki tüm sözcüklerin tek tek anlamlarını biliriz de, biraraya geldiğinde ne anlam ifade ettiğini bir türlü anlayamayız. Daha hazini, dizelerin düz anlamları bize açık gelir de, onların birlikte ne demek istediğini, o sözlerin neden şiir sayıldığını kavramakta zorlanabiliriz. “Ben şiirden anlarım” deriz, ezbere şiirler de okuyabiliriz. Oysa öyle şiirlere rastlayabiliriz ki, bize hiç tat vermez, uzağımızda kalır hep, ona bir türlü yaklaşamayız. Böyle durumlarda çoğunlukla “anlamadım” demek zorumuza gider, “bu şiir saçma” ya da “bu şiir çok kötü” deyiveririz.

Okuruz anlamayız. “Anlamadım” demek, çoğunlukla gücümüze gider. “Bunca okumuş, üstelik şiir yazmış bir adam olarak, nasıl anlamazmışım bu şiiri, anlıyorum elbette” der, anlamadığımız ya da anladığımız anlam içimize sinmediği halde, anladığımızı sanmakta ısrar ederiz. Anlamadığımızı gizleyen anlama, en tehlikeli anlayamamalardan biridir. Sahtedir. Bizi anlıyormuş rolü yapmaya zorlar. Ezberciliğe, ikiyüzlülüğe iter. Bilgi ve düşünme ufkumuzu karartır, darlaştırır. Eğitimden bir örnek vermek gerekiyorsa, anlamadığımız bir konuyu tekrar tekrar anlatan öğretmenimiz, “anladın mı?” diye sorduğunda; bizi aptal sanmasın, kızıp azarlamasın düşüncesiyle, anlamadığımız halde “anladım” diyebiliriz. Bu yanıt bizi ağır bir sorumluluk altında bırakır. Örneğin, öğretmenimiz “mademki anladın şunu sınıftaki arkadaşlarına anlat” derse ne yapacaksınız?

Konu anlamaktan açıldığına göre, anlama korkusu diyebileceğim, belki Batı Dillerinde karşılığının comprehensio-phobia olabileceği bir duygudan, bu duygunun yaşandığı durumdan söz etmeliyim. Karşı çıktığımız, beğenmediğimiz görüşleri anlamaktan korkabiliriz. Anlarsak, karşı çıktığımız düşünceyi kabul edeceğimiz korkusudur bu. Düşmanımızı anlamaktan korkabiliriz: Anlarsak ona hak vermek zorunda kalacağımızı düşünürüz. Anlama korkusu da, bizi daraltan, sığlaştıran bir duygudur. Anlama cesareti, anlama yiğitliği, şu düşmanlıklarla dolu dünyamızı daha yaşanır hale getirmede büyük bir güç olabilirdi, yine de olabilir.

Okuruz. “Ne yazıyor?” Sorarlar. Anlatırız. İşte sorun, gözümüzün satırlarda gezinmesiyle anladığımızı düşünmememiz arasındaki zamandır. Kimimiz bu anlama süreci  üzerinde hiç durmadan, hemen yazıda anlatıldığını düşündüğü konu hakkında yargılamaya geçer. Yargılama başlamışsa, büyük olasılıkla, okunulanın anlaşıldığı varsayılmaktadır. Birbirimizle ilişkimizde de benzer durumlar yaşarız. Birbirimizi anlayıp anlamadığımızı düşünmeden hemen yargılamaya başlarız.

Öğretmenlerimiz bize “kitap okuyun” der dururlar. Peki, hangi kitabı nasıl okuyacağız? Okumak o denli kolay mıdır? Hayatı, dünyayı, kendini yorumlama gücünden yoksun biri kitapları nasıl okuyabilir?  Son zamanlarda sık sık söylenen “Bir kitap okudum hayatım değişti” sloganı, okuma denen etkinliği çok az anladığımızı gösteriyor: Okumak, anlayabilme, anladığını yorumlayabilme gücüyle anlam kazanır. Hayatımızı değiştiren kitap değil, kitapla girdiğimiz ilişkidir. Anlayıp yorumlayabilme gücüdür, okuduğumuzu. Bu gücümüz, kitaptan önce gelir: Yaşadıklarımızı anlamlandırıp, yorumlayabilme yeteneğimizden.

Gazeteler sadece haber verip, haberler üzerine yorumların yapıldığı yazılardan oluşmazlar. Gazeteler günlük koşuşturmalar içinde de, haberler ve yorumlarıyla birlikte düşündürebilir bizi, yaşamın sıkıştığımız daracık alanlarından, basma kalıp duyup düşünme alışkanlıklarından çıkmamıza yarayacak kapılar pencereler açabilir önümüze. Yoksa, belli bir siyasal görüş pompalayarak, yandaşlar ele geçirmek amacıyla cambazca haberler oluşturmaya çabalamanın doğru bir gazetecilk olduğu savıyla davranmak, bu ülkenin insanına, onun kültürüne çok zarar verir.

Bu yazım da okurunu arıyor. Okurunun anlama isteğine ya da isteksizliğine kendini teslim ediyor.


ahmetinam.com

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum