KLASİKLERİMİZ
Reklam
Prof. Dr. Ahmet İNAM

Prof. Dr. Ahmet İNAM

FELSEFE VE EĞİTİM ÜZERİNE...

KLASİKLERİMİZ

12 Ocak 2019 - 17:15

Batıda olduğu gibi bizim de klasiklerimiz var mı? Dört nokta üzerinde durarak yanıt aramayı deneyelim.

Birincisi klasiklerimizi nerede arayacağız? Hangi eserleri klasiklerimiz arasına katacağız, hangilerini katmayacağız? Örneğin Karacaoğlan, Pir Sultan'ın şiirlerini, İslam öncesi edebi metinleri, diyelim ki destanları da klasiklerden sayacak mıyız? Ya da felsefi görünen eserleri klasiklerden sayacak mıyız? Bana kalırsa buradaki yürüyüşümüz veya yaklaşımımız bir keşif yaklaşımıdır. Klasikler, hiç değilse nerede, hangi kütüphanede bulacağımızı bildiğimiz, şimdiye kadar edisyon kritiklerinin yapılıp önümüze konduğu eserlerdir. Ancak galiba klasiği klasik yapan Batılılarca söylenen bir deyimle logos spermatikos olması, doğurgan düşünce ve sözler olmasıdır. Dolayısıyla bizim klasiklere doğru yolculuğumuz hem bir keşif yolculuğudur hem de bir icat serüvenidir. Bu durumda biz, sadece mevcudu aramıyoruz, mevcuttan çıkanları da arıyoruz ve arayacağız. Çünkü klasiklerle olan ilişkimiz, sadece söylenmişi yeniden söylemek anlamında değil, söylenmişten söylenmemişi devşirmek anlamında hem bir keşif hem de bir icat olacaktır diye düşünmekteyim.

***

Klasiklere hangi tavırla yaklaşacağımız ikinci husustur. Önerdiğim tavır aşktır. Bizi geçmişimize, mazimize yaklaştıran şeyle geleceğe götüren şey aynı aşktır. Çünkü biz ölgün, yılgın, bıkkın, sadece vazife yapar gibi ve sadece yaptığımız işin memuru olarak kendimizi ihya edemeyiz, bu kültürü canlandıramayız, var edemeyiz. Elimizdeki ateşi yakmamız ve büyük bir heyecanla bu işin ardında koşmamız lazım. Aşk ateşini yakmamız, bizim kendi kültürümüzle, geçmişimizle, geleceğimizle olan ilişkimizi bir coşku haline getirmemiz gerek. Belki de yaşadığımız krizlerin nedenlerinden biri de bu aşk ve heyecan yokluğudur. Bu yüzden taklitçi oluyoruz. Bu yüzden kendi sandığımızı, kendi hazinemizi açıp oradaki zenginlikleri görebilecek gözümüz yok. 

Üçüncü nokta, bu aşkla baktığımız klasikleri okurken, değerlendirirken, ararken, metinler arası ilişkiyi yakalamak gerek. Filolog arkadaşlar Türk dili edebiyatı çalışıyor. Ama hocasından ne öğrendiyse, belli bir yaklaşım çerçevesi içerisinde, belli yorumların ardından giderek bakıyor. Halbuki bir metin okuyabilme söz konusu olduğunda, işin içine dil bilimden tutun da sosyoloji, antropoloji, tarih, felsefe gibi çok sayıda bilim alanı girmektedir. Dolayısıyla kendi alanımızı çok darlaştırdığımız zaman onun içindeki zenginliği keşfetme imkanı bulamayız. Duvarları yıkmak gerek; disiplinler arası, metinler arası geçişleri sağlamak gerek. At gözlüğüyle, kendi içimize kapanmış bir gözle klasiklere baktığımızda, herhalde klasiklerin bize söyleyeceği fazla bir şey olamaz. Dolayısıyla yabancı olana, farklı olana, bizim dışımızda olana, bizden farklı inanana, farklı düşünene açık olmalıyız ki kendimize açık olabilelim. Kendimize açık olmanın yolu, bize benzemeyene açık olmaktan geçer. Hatta bize düşman olanı, bizi yok etmeye çalışanı anlamaktan geçer. Buraları kapadığımız zaman kendimizle buluşmamız, kendi derinliklerimizi keşfetmemiz söz konusu olamaz diye düşünüyorum.

*** 

Nihayet dördüncü nokta, 'yaşama dünyası' kavramıdır. Yaşama dünyası aynı zamanda anlam dünyamızı etkileyen bir dünyadır. Klasiklere neden yaklaşamadığımızı ya da klasiklerden neden düşünce ve mana devşiremediğimizi düşünürken, onların hayat bulduğu yaşama dünyasına, mana alemine girememekten kaynaklanan bir sorunlar öbeğiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla biz, o aleme, onların yaşadığı hayat tarzına, onların duyuşlarına, beynine ve kalbine giden yolları bularak, metin dışındaki o hayat tarzını yakalayarak onlarla bir temas kurmalıyız. Yoksa onlar kuru sözler haline gelirler ve bize çok büyük bir heyecan ve yaşama sevinci, kendi medeniyetimizi ve kültürümüzü inşa etme olanağı vermemiş olurlar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum