ULUS MEYDANINDAN…
Reklam
Mürşide AYHAN

Mürşide AYHAN

HAYATA DOKUNANLAR

ULUS MEYDANINDAN…

28 Ekim 2019 - 10:40


 
Ankara’ya gelip de Ulus’u görmeyen yoktur herhalde? Hele bir de Cumhuriyet tarihine meraklı iseniz ne yapar ne eder mutlaka buraları görmek için zaman ayırırsınız.
 
Adı sanı duyulmamış bozkır görünümlü bir Anadolu kasabasının başkent oluşunu, Ulus’a adımınızı attığınız zaman fark edersiniz. Ankaralı olmayanlar için garip bir mekândır Ulus Meydanı, çünkü her gidildiğinde Ankara’nın eski, gri, farklı ve asıl halini hissettiren bir kaç yerden biridir.    O zamanın mimarisi ile yapılmış taş duvarlı binalar sağlam bir Cumhuriyetin temellerinin atıldığını fark ettirir size.
 
 Ne zamandır yolum düşmüyordu. O havayı bir daha yakalamak için Ulus’ta gezindim. Ulus’u boş görebileceğiniz bir zaman yok. Günün her saati insanla dolu ve hep bir telaş, hep bir koşuşturmaca var. Kalabalık olmak, karmaşık olmak artık Ulus’un rutini haline gelmiş ve insanlar bu duruma çoktan ayak uydurmuşlar. Ankara’nın Kalbi Ulus’ta atıyor, telaşlı, koşturmaca içinde.
 
 
 
O günlerin havasını derin bir nefes alıp içinize çekerken Anafartalar caddesinden aşağı yürüdüğünüzde, çoğu kişinin buluşma noktası Ulus Meydanı çıkıverir karşınıza. Kendinizle yüzleşir gibi, tarihe tanıklık eder gibi Zafer Anıtı heykelinin karşısında kalakalırsınız bir kaç saniye. Belki birkaç saniye, belki dakikalarca…
 
Türkiye’nin kalbinde, kendisini bağrına bastığı milleti ile mücadele ettiği günlerin anısını canlandıran Atatürk’ün etkileyici anıtında Sakarya isimli atının üzerinde Atatürk, geleceğe nasıl da umutla bakıyor. Yönünü Cumhuriyetin kurulduğu Büyük Millet Meclisi ve istasyon yönüne çevirerek bir mesaj verilmiştir sanki. Gözüm Cumhuriyetin ve geleceğin üzerinde der gibi…
 

 
 
 Kaidesinde adeta canlanmış gibi duran üç heykeli görmezden gelemezsiniz. Öndeki heykel piyade askeri;  gözlerini uzaklara ta Sakarya Savaşına dikmiş; ileri doğru adım atarak gelecek tehlikeyi sezmeye çalışan; düşmanı gözetleyen Mehmetçiğimiz... Diğeri, elinde silahı, arkadaşlarını çağıran ya da sizi selamlayan, güven veren, göğsünü inançla germiş, elini dostça açmış, her an savaşa hazır olduğu tasvir edilen Mehmetçiğimiz.
 
Ve üçgeni tamamlayan diğer anıt, sırtında top mermisi taşıyan Anadolu kadını…  Milli mücadele dönemi boyunca ülkenin işgalden kurtulması için bizzat ön cephede savaşa katıldı. O dönemde dünyanın en modern, en güçlü silahlarına karşı tereddütsüz evladından, canından, malından vazgeçti. Kendisi aç olsa bile ordusuna erzak gönderen bu milletin kadınları; savaş sürecindeki yokluk, yoksulluk ve yorgunluğun yanı sıra verem, sıtma gibi hastalıklara rağmen yurdun her köşesinden kurtuluş hareketine katıldı.  
 
Anadolu kadınının mücadelesi yalnızca cephe mücadelesi ile sınırlı kalmadı. Cephe gerisinde de yaralıların bakımı ile ilgilenmek, cepheye cephane taşımak, cephane imalathanesinde çalışmak askerler için dikimhanelerde giyecek dikmek, ordu için yiyecek, giyecek para toplamak gibi daha pek çok işlerde çaba göstererek vatanını korumaya çalıştı. Üstün kahramanlık örmeği göstererek adını altın harflerle tarihe yazdırdı. Bugün düşmandan temizlenmiş her karış toprakta kadının da emeği, kanı, gözyaşı bulunuyor.
 
Sırtında top mermisi taşıyan kadından alıkoyamıyorum gözlerimi. Anayurdunu savunmak için bir milletin el ele vererek canla başla çalışan kadınların yüreği bir orduya bedeldir. Savaşa giden Mehmetçiklerin anası, bacısı, yavuklusu, eşidir.    Sırtındaki merminin yükü yük değil, bağımsızlıktır, hürriyettir, cumhuriyettir. Kaldırdığı top mermisinin ağırlığında adeta ben eziliyorum.
 
 Yorgun yüzüne sinen kararlı inançlı bakışı bana diyor ki; ‘’Biz topraklarımızı bin bir güçlükle‘ temizledik. Kadınlarımıza yapılan tecavüzleri, işkenceleri, cinayetleri sakın unutma!
 
 Hatırla, Uşak yakınlarındaki köyde bir camiye kapanan kadınları, yaşlıları, çocukları camiyi ateşe vererek diri diri yakmak istediklerini. Dumandan kaçan kadınları, çocukları atış talim tahtasıymış gibi ateşe tuttuklarını…
 
Yunan askerlerinin kızlarımızı soyarak oynattıklarını, sonra işkence ile öldürdüklerini. Girdikleri köylerde yaşlı, çocuk, sakat, kadın demeden neyi taşıyamıyorlarsa yaktıklarını, yıktıklarını... Ailelerinin önünde kızlara tecavüz ettiklerini...’’ Hangi birini anlatsam diyordu, sırtında mermi taşıyan kadın. Bakışları acı kinle dolmuştu,  anlatıyor, anlatıyor…
 
‘’Hiç aklından çıkarma olanları, Kadınların kulaklarından küpelerini çıkartmak için, kulaklarını, kollarından bilezikleri için bileklerini, parmağındaki yüzük için parmağını keserek aldılar. Erkeklere çuvallar geçirerek dövdüler, çocukların gözü önünde cinsel organlarını kesip birbirine çiğnettiler, sonra da hepsini öldürdüler.  Tekkeler köyünde on beş genç kızı koyun gibi ağaca asarak her türlü işkence ve vahşilikten sonra öldürdüler. Karşı duranları kurşunla delik deşik edip karısının, kızının ırzına geçtiler. Kızının boynundan bağladıkları ipi atın kuyruğuna bağlayıp atı da süngülediler, at can havli ile kaçında kızcağızı parça parça parçaladı.’’
 
İçim parça parça dayanamıyorum geçmişte yaşanan zulümlere. Zulümleri bitmemiş ki devam ediyor anlatmaya,  benim yüreğim acı dolu ‘’Yunan askerleri, delikanlıları annelerine tecavüz etmeye zorladılar, hiç biri kabul etmeyince hepsini süngüleyip öldürdüler. Yaktıkları köylerde bebekleri süngüye takıp, kızarttılar. Annelerinin karnını yarıp bebekleri karınlarına gömdüler. Kızların göğüslerini kesip, ateşe attılar. Kuran-ı Kerim’in sayfalarına pisleyerek pisliklerini zorla yalattılar. İşte bütün bunlar için savaştık.  Ve ekliyor, insan unutkandır, ama sizler asla unutmayın…‘’
 
Bu milletin kadınlarını harekete geçiren, erkeklerle birlikte omuz omuza savaşma arzusu ve heyecanı veren nedenler; ırz ve namuslarını korumak, . Anadolu’yu işgal eden Ankara’nın kapılarına kadar dayanan düşmandan vatanı kurtarmak, savaşan erkeklere yardım etmek, ölüm kalım savaşı verilirken, ülke bütünlüğünü korumak içindi. Bağımsız Türk Devleti kurmak için, özgürlük, eşitlik, adalet için, bu Vatan için… Hazıra konan bizler için…
 
 
 
 
Mermi taşıyan Anadolu kadınının adı; Nene Hatun’dur; 93 Harbinde Rus işgaline karşı Erzurum’daki halk direnişinin sembolüdür.  Üç aylık bebeğini emzirdikten sonra, "Seni bana Allah verdi. Ben de Ona emânet ediyorum." diyerek vedalaşan, birkaç saat önce ölen ağabeyinin tüfeğini alarak sokağa fırlayan kadındır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Halide Onbaşı’dır İşgallerin ardından İstanbul'da yaptığı konuşmalarla halkı işgallere karşı uyandırmaya çalışan 1919'da Sultanahmet Meydanı'ndaki mitingde yaptığı etkin konuşma sonrası hakkında tevkif kararı çıkınca, eşi ile birlikte Anadolu'ya kaçarak Kurtuluş Savaşına katılan, İstanbul Hükümeti tarafından Mustafa Kemal ile birlikte hakkında ölüm kararı verilen kadındır.
 
    Mermi taşıyan kadın; Nezahet Onbaşı’dır. Babası Albay Hafız Halit Bey’in yanında küçük yaşlarda Gediz Hattını savunma sırasında süngü süngüye çarpışan Mehmetçiğin şehit oluşunu görecek kadar savaşın içinde olan küçük kadındır.
 
         Minik, ama vatan sevgisiyle dolu yürek cephe gerisine kaçmaya çalışan askerlerin karşısına duvar gibi dikilir ve ağzından şu sözler dökülür "Ben babamın yanına ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?"
 
        Atın üstündeki küçük kız, askerlerin yüzüne tokat gibi bir gerçeği, ‘'Vatan sevgisini ve şehadeti'’ haykırınca hepsini geri döndürendir. Çoğu cephede şehit düşer, ancak Gediz muharebesi kaybedilse de Yunan askerinin Anadolu'nun içlerine kolay sızması geciktirilir. Küçük Nezahet, sınavı kazanmıştır. Artık o elinde oyuncaklarıyla askerin arasında gezen bir kız çocuğu değil, 70. Alay'ın Nezahet Onbaşısıdır.
 
‘’ İLK İSTİKLAL MADALYASI’NI BU ÇOCUĞA VERELİM ‘’ denilse de alamadan 84 yaşında vefat eden kadındır…
 
      Mermi taşıyan kadın; Şerife Bacı’dır 1921 yılı Kasım ayında İnebolu'ya önemli miktarda gelen savaş malzemesinin bir an önce Kastamonu'ya iletilmesi gerekir. Cepheye gidemeyip de köylerinde kalan yaşlılar sakatlar, kadınlar, Menzil komutanlığının malzeme taşınması haberi üzerine kağnılarla yola çıkarlar. İnebolu'dan kağnılara yüklenen cephaneler Kastamonu'ya doğru yol alır. Bu cephane kollarında hep kadınlar vardır. Bunlardan biri de Şerife Bacıdır. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağını mermilerin üzerine örtmüş, yavrusu ölmesin diye üzerine abanmış ve soğuktan ölmüştür, ama ölene kadar vücut sıcaklığını yavrusuna veren kadındır.
 
       Mermi taşıyan kadın; Fatma Seher’dir. Kara Fatma, Balkan Savaşına kocası ile katılan, Birinci Dünya Savaş’ında ailesinden 9-10 kadınla Kafkas Cephesine giden, Mondros Mütarekesinden sonra eşleri Ermeniler tarafından şehit edilen kadınları toplayarak, Ermenilerle çarpışan. Mustafa Kemal’den görev isteyerek kurduğu milis kuvvet ile Bursa ve İzmit’in işgalden kurtarılması için mücadele eden, Sakarya ve Başkumandanlık Savaşlarına katılarak üsteğmen olan Kara Fatma’dır.
 
            Mermi taşıyan kadın; Halime Çavuş’tur. Kastamonulu, anne-babasının “Kızım gitme” şeklinde yalvarışlarını dinlemeden mücadeleye katılan Halime Çavuş, Halim Çavuş zannedildi. Kurtuluş Savaşı’na giderken erkek kılığına girdi, erkek gibi traş oldu, saçını kazıttı ve kimseye kadın olduğunu söylemeden Türk askerinin arasına karıştı. Mühimmat taşımada birçok görev yaptı. Bir Düşmanın açtığı ateş sonucu bir ayağı sakat kalan kadındır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Hafız Selma İzbeli’dir. Kurtuluş savaşı sırasında Kastamonulu kadınları toplayarak, askerlere çorap, fanila ördürüp cepheye gönderen diğer kadın kahramanımızdır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Gördesli Makbule’dir Kocası ile çete kurarak dağlara çıkan, 17 Mart 1922’de Akhisar- Sungurlu üzerinde bulunan Kocayayla’da ki çatışmada çete arkadaşlarını kınayarak cesaret verici konuşması sonrasında düşmana saldıran ve orada şehit düşen kadındır. Silah arkadaşları düşmanı yenmiştir
 
       Mermi taşıyan kadın; Çete Emir Ayşe’dir. Eşi Mustafa, Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale'de şehit düşer, 1919 yılında Yunanlılar, Aydın'ı işgal edince kocasından kalan tek hatıra olan küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alan ve Yörük Ali Efe'ye katılan,  Aydın'ın kurtuluşu 7 Eylül 1922 tarihine kadar Yunanlılara karşı savaşan kadındır. Çete Emir Ayşe'ye milli mücadeledeki başarılarından dolayı Gazi Mustafa Kemal’in önerisi ile TBMM tarafından İstiklal Madalyasına layık görüldü. “Savaştım Yunana karşı, elimde kalan en değerli şey Atatürk’ün göğsüme taktığı İstiklal Madalyasıdır” diyen kadındır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Rahmiye Hanım’dır 1920 yılında Türklerle Fransızlar arasında yapılan Kurtuluş Savaşına katılan, önce cephe gerisinde iken daha sonra savaşta çarpışmalarda yer alan kadındır. Türk askerlerinde yorgunluk sebebiyle duraksama olunca, ‘’ Ben kadın olduğum halde ayakta duruyorum da siz erkek olarak yerlerde sürünmeye utanmıyor musunuz? ‘’ diyerek askerlerin toparlanmasını sağlayan, aynı savaşta ateş hattında kalan iki arkadaşını korumak için ileriye atıldığında şehit olan kahramandır.
 
       Mermi taşıyan kadın; Adile Onbaşı’dır Adile haladır, Adile Onbaşı diye bilinen kahraman silah arkadaşları arasında “Kara Fatma” olarak anılan, 8-10 kişilik milis kuvvetiyle Yunanlıların işgal ettiği Afyon’da Savaşa katılan, Tarsus’un kurtarılmasında da büyük yararlılıklar gösteren kadındır. 
 
        Mermi taşıyan kadın; Kılavuz Hatice’dir Adana ve yöresinde Fransızlara karşı verilen mücadelede yer alan milis kuvvetlerine katıldı. Kılavuzluk yaptığı Fransızlara yanlış yol göstererek Kurtboğazı’na sokan, boğazda sıkışan Fransızları, Türk askerlerine esir düşüren kadındır.
 
         Mermi taşıyan kadın; Saime Hanım’dır Milli Mücadele döneminde 15 Mayıs 1919’da Kadıköy’de düzenlenen mitinge katılmış mitingden sonra tutuklandıysa da kaçarak mücadeleye katılmış, yaralanmış ve İstiklal Madalyası almıştır. Savaştan sonra İstanbul Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapan kadındır.
 
         Mermi taşıyan kadın; Yirik Fatma’dır. Gaziantep’te Fransızlara karşı verilen savaşta (1 Nisan 1920-8 Şubat 1921) çete teşkilatına katılmak isteyen Yirik Fatma gelmesini istemeyenlere karşı «Benim kanım, sizinkinden daha mı şirindir?» cevabını vermiş ve çetecilerle birlikte yola çıkan kadındır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Naciye Hanım’dır 20 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul Üsküdar’da düzenlenen mitinge katılan ve söz alan kahramanımız bu mücadelede kadınların da erkeklere yardım edeceği konusunda güvence veren kadındır.
 
      Mermi taşıyan kadın; Faika Hakkı’dır. Erzurum’da toplanan “Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti”nin (Temmuz- Ağustos, 1919) de etkisiyle kadınlar da protesto hareketine giriştiler. 1919’un Kasım ayında Erzurum Kız Lisesi Müdiresi Faika Hakkı, Muradiye Camii’nde toplanan kadınlara hitaben yaptığı konuşmada, onları etkin protestolarda bulunmaya çağıran kadındır.  Onun teklifi ile İstanbul’u işgal etmiş olan İtilaf kuvvetleri temsilcilerine ve ABD Senatörlerine tepki telgrafları çekilmişti.  
 
     Mermi taşıyan kadın; Sultan Hanım’dır Adana bölgesinde çarpışan partizan müfrezesi geçici olarak Toros Dağlarından geri çekilirken, Sultan Hanım da inekleriyle beraber onlara katılmış, çete dağda kaldıkça ineklerinin sütüyle onları beslemişti. Müfrezedekiler onu sevgiyle “anne” diye çağırdıkları kadındır.
 
     Mermi taşıyan kadın; Süreyya Sülün Hanım’dır. Van doğumlu Süreyya Hanım, Erek kasabasında 500 kişilik bir çeteye katılmış, 1,5 aylık bir çatışmadan sonra yaralanınca Erzurum’a dönmüştü.
 
     Mermi taşıyan kadın; Nazife Kadın’dır. 9 Mart 1922’de Çanakkale Bigadiç civarını kuşatan Yunan ordusu Komutanı Nazife Kadın’dan bilgi istemiş, ancak o bilmediğini, bilse bile asla söylemeyeceğini ifade etmiş, bunun üzerine Yunanlılarca fırına atılarak şehit edilen kadındır.
 
     Mermi taşıyan kadın; Domaniç’li Habibe’dır.  Kurtuluş Savaşı sırasında cahil evladının düşmana yol gösterdiğini duyunca İnegöl’e inmiş, bir kurşunla oğlunu yere serip ardına bakmadan geldiği dağlara geri dönen kadındır..
 
     Mermi taşıyan kadın; Satı Çırpan’dır.  Millet mekteplerinde okuma yazmayı öğrenen Satı Hanım, Kurtuluş Savaşında cepheye sırtında mermi taşımıştı. 1934 yılında Atatürk’ün kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermesiyle meclise giren ilk 18 kadın milletvekilinden biri olan kadındır.
 
    Mermi taşıyan kadın; Bitlis defterdarının Hanımı’dır.  Kahramanmaraş’ta düşmana karşı verilen mücadelede en fazla yararlılık gösterenlerin arasında bulunmaktaydı. Kayabaşı Mahallesi’nde 8 düşmanı öldüren daha sonra erkek elbisesi giyerek milis kuvvetlerine katılan kadındır.
 
Mermi taşıyan kadın;  İnönü Savaşlarına Katılan ve Madalya Alan 12 Kadından İsimleri tespit edilenlerdir. Ali kızı Alime, Hacı Osman kızı Fatma, Besim kızı Şükriye, Musa kızı Fatma, Veli Onbaşı kızı Ayşe, Molla İbrahim kızı Fatma, Ali kızı Ayşe, Molla Hasan kızı Fatma… VE... Belgelerde adına rastlanmayan daha binlerce eli öpülesi, kahraman Türk kadınlarıdır… HEPSİNİ SAYGIYLA ANIYORUM
 
 “Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışmasını zikretmeye imkân yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını "Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar himmet gösterdim" diyemez.” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
 
Birden şahlanıyor Sakarya Atıyla Atatürk, en önde, yolu yokuş aşağı, eski meclise doğru, yanında silah arkadaşları. Türk ordusu peşinde, sırtında mermi taşıyan kadınlar, onlarda yürüyor hem de koşarak. Toz bulutu kalkıyor, Ankara Kalesine yükselerek bir kızıllık kaplıyor Ankara’yı, yayılıyor bütün yurda.   Ay yıldızlı bayrak dalgalanıyor dorukta. Cumhuriyet doğuyor 29 Ekim 1923 de. Sesi bütün dünyayı sarıyor, yankılanıyor ‘’ EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!’’ diyerek
 
Kolay kurulmamış Cumhuriyet, o günleri unutmamak adına bu Vatan için canını veren Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitlerimizi, kadınlarımızı, çocuklarımızı rahmet ve minnetle anıyorum.
 
  ’’ Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” K. ATATÜRK.
 
 
 
Mürşide AYHAN
 
 
 
 
 
 
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum