NİTELİKLİ DOLANDIRICILAR İŞ BAŞINDA
Reklam
Mürşide AYHAN

Mürşide AYHAN

HAYATA DOKUNANLAR

NİTELİKLİ DOLANDIRICILAR İŞ BAŞINDA

24 Haziran 2019 - 11:17

 
         Ne güzel!  Teknoloji ilerledi. Artık çoğumuzun evinde,  iş yerinde, kısacası her yerde bilgisayar var, internet var, ellerimizde akıllı telefonlar var.
 
       Aç internetini, ister diz üstü bilgisayardan,  ister tabletten, ister telefonundan dünya elinin altında. Gördüğün her şeyin fotoğrafını çek, videoya al, görüntülü konuş, her türlü işlemlerini yap.
 
       Ayranı yok içmeye toplumumuzun,  bebeğinden tutunda yaşlısına varana dek,  internete olan bağımlılığımız göz yaşartır. Hani kolaylıkları da yok değil. Sosyal medya üzerinden yıllarca görmediğin arkadaşını bulmak, akraba eş dostlarla mesajlaşmak, şimdiye kadar doğum günü nedir bilmediğin halde;  o gün kutlama mesajlarına boğul. Bayramlar da kandillerde, Cuma günlerinde ‘’Âmin!’’ yazmakla ibadet ettiğini san, sağlık köşelerinde; şu hastalığa şu, bu hastalığa bu iyi gelir denilen her otu kaynat iç. Bir tuşla tarihini, coğrafyanı araştır öğren. Bilim adamlarının,  Köşe yazarlarının düşüncelerini oku ufkunu aç. Bazen siyasetin içine gir, eşinin dostunun kalbini kır. Kirli bilgileri, gerçeği ile karıştır. Ufkunun açmaktan ziyade kafanı allak bullak et.
 
       Yerinde kullanınca çok yararlı olacağı kesin olan bu teknolojik buluşta; ne kadar sahtekâr, dolandırıcı, düzenbaz varsa onlar da çağ atladı. Hemen her gün bir dolandırıcılık haberini duyuyoruz. Ağzı yanan dostlar, arkadaşlar hemen sosyal medyadan  ‘’Sakın şu numarayı açmayın, şöyle mesaj gelirse kanmayın’’ diye uyarıyorlar. Sadece eş dost mu? Tanınmış ünlü kişiler, savcılar, polisler dolandırılıyor. Çoluk çocuk çiftlik bankası kuruyor, fazla para kazanmak derdine düşen saf insanlar paralarını kaptırıyor.
 
       Hal böyle olunca Selim Bey de gözünü açıyor… Evde eşine çocuklarına özellikle de yaşlı anne babasına sıkı sıkı tembihliyor. ‘’ Aman ha! Telefondan bilmediğiniz numaraları açmayın, ev telefonu var evde, ‘’Kimlik numarasını sorarlarsa bilmiyoruz deyin, Annenizin kızlık soyadını isterlerse sakın söylemeyin, karşınızdaki evet deyin derse demeyin’’
 
       Yaşlı anne babası, nedense annelerinin kızlık soyadlarına takılıyor. ‘’ Sahi ya, benim annemin kızlık soyadı neydi?’’ Dayılarını, onların oğlanlarını hatırlamaya çalışıyorlar. Unutmuşlar. Hiç akıllarına gelip te sormamışlar, annelerinin kızlık soyadını.  Babası gözlerini kısarak 60- 70 yıl öncesine dönüyor. ‘’Bak hele, benim anam zarplı anaydı, kapının önüne oturur, geleni gideni çağırır,  yemek yedirmeden yollamazdı. Sözü lafı dinlenir.’’
 
Annesi; ‘’ Benim babam köyün ağasıydı, yediler içtiler bırakıp gittiler. Nurlarda yatsınlar…’’ Dedelerinin dedesi nerden geldiğini,  kendilerine kimler dendiğini uzun uzun anlatıyorlar, bilseler neredeyse Kavimler Göçüne kadar uzanacaklar. Ama dedesinin baba adını bile çıkaramadılar. Konuyu bambaşka anılarının içine karıştırıp uzattılar. . . Unuttukları pek çok şeyi birbirine hatırlatarak hararetli hararetli tartıştılar.  Annelerinin kızlık soyadları havada kalıyor. İyi ki kalıyor, soran olursa söyleyecekler hani. Neyse ki, soy ağacı hizmete girdi de bu sıkıntıdan da kurtuldu, dolandırıcılar.
 
        Zaten dolandırıcılar, bütün kimlik bilgilerini banka numaralarını sana ait tüm bilgileri senden iyi biliyor. Buna rağmen tedbirli olmak gerek diye tekrarlayıp duruyor Selim Bey.   ‘’Biz yokken kapıyı sakın kimseye açmayın.’’  Satıcı kılığında hırsızlar, dilenciler cirit atıyor ortalıkta. Hemen her akşam vuku bulan hırsızlık olayını, dolandırılma hikâyelerini anlatıyor. ‘’Adamlar artık nitelikli dolandırıyor’’ diye de kaygılarını dile getiriyor Selim Bey…
 
       Selim Beyin annesi ve babası; birkaç yıldır kışlarını Selim Beylerde geçiriyorlar. Artık çok yaşlandılar. Gerçi köylerinden gelip apartman dairesinde tıkılıp kalmaktan hiç memnun değiller. Köyün kışı çetin geçer, soba yanacak, merdivenli evlerinden odun kömür çıkacak. Yaşlılıkta zor işler bunlar zaten kışın köyde kimse kalmaz. O yüzden gönülsüz zorla da olsa oğullarının evinde geçirirler kışı.
 
       Selim Beyin annesi ve babası katıksız saf köylüler. Her denene kolay inanan, kanan iyi niyetli insanlar. Oğulları her gün işine giderken öğütlüyor. ‘’ Sakın Kapıyı kimseye açmayın. Arkasını sürgüleyin, burası büyük şehir dikkatli olun!’’
 
        Akşam işten geldiğinde denemek için zile basar; ‘’ Bakalım açacaklar mı?’’ diye.  Kapı anında açılır. Annesi koşa koşa gelir kapıyı bir hamlede açıverir.  Selim Bey kızar tabi ‘’Ben size ne diyorum? Kapıyı kim gelirse gelsin açmayın !’’ kime deniyor. Her zil çalınışında anne kapıyı açar. Her telefona koşar, arayan yanlış numara da olsa saatlerce konuşur.
 
       Babası arada çıkar camiye gider, markete gider, biraz parkta oturur dolanır gelir. Elinde anahtarı var. Buna rağmen zile basar, kapıyı karısı açar.
 
       Babası uzun boylu, sert yapılı heybetli bir adam görünümünde... Böyle göründüğüne bakmayın. Elinden ekmeğini al niye alıyorsunuz demez. Yaşlandı da böyle oldu sanmayın. Gençliğinde de böyleydi. Hep kandırılmış, hep zarara uğratılmış. Kardeşleri; babadan miras kalan bağ bahçeleri hakkına düşen payını allem edip kalem edip; ‘’Sana şurayı veriyoruz’’ diyerek küçük bir bahçe ile köyün en uzağındaki tarlayı vermişler. Büyük ağabeyi desen, tapuların verildiği sıralarda kardeşine ‘’Bir teneke tereyağı hazırla da tapu masraflarını görelim’’ deyip bütün tarlaları kendi üzerine yaptırmış, hem yağdan oldu, hem tarladan.
 
       Köylüsünden biri ‘’ Gel Ankara’da ortak bakkal açalım, buralarda ne sürüneceğiz’’ değince, ne kadar koyunu kuzusu varsa satıp, düşmüş Ankara yollarına. ‘’Etme, gitme diyen ‘’ karısını dinlemeden, en büyüğü on yaşında altı çocuğu ve karısını köyde bırakıp açmışlar dükkânı.
 
Çok sürmemiş, ortağı ile anlaşamayınca çıkmış gelmiş gerisin geri köye. Elinde de veresiye yazdırılmış isimlerin defteri ile… ‘’Dükkândaki mallar benim olsun, veresiye yazdıranların paralarını al o da senin olsun’’ diyen köylüsünün kazığını da yedi böylece.  O kalın defterleri yıllarca sakladı. En sonunda kayboldu gitti defter.
 
        Babasının kandırıldığı pek çok olay var.  Selim Bey;  iyi niyetli,  kötülük düşünmeyen babasının bu huyunu bildiği için,  bir çocuğu tembihler gibi her fırsatta uyarır. Dolandırıcıları, nasıl dolandırdıklarını anlatır da anlatır…
 
       Babası, havanın güneşli olduğu bir gün parkta otururken, (dışarı çıkarken mutlaka yeleği, ceketi ile takım elbisesini giyer. Kasketi başından hiç çıkartmaz.)  birinin ağzı hasta maskesi ile bağlı, kılığı kıyafeti düzgün üç genç yaklaşır. Yanına otururlar, halini hatırını sorarlar yaşlı babaya. Baba da kim olduğunu, nerden geldiğini, oğlunun adını çalıştığı iş yerini ne varsa anlatır. Baba kalkıp eve gitmek üzereyken; ‘’Gel amca seninle şöyle bir dolaşalım, seni çok sevdik. ‘’ diyerek koluna girerler. Biraz yürüyüp, ondan şundan konuşurlar,  derken gençlerden biri, ‘’Dur amca ceketinin yakasına kuş pislemiş temizleyelim ‘’diyerek, kâğıt mendille ceketini temizlerler. Sonra eyvallah deyip çeker giderler…
 
       Önce ne olduğunu pek anlamadı. Eve doğru yürürken, ceketinin iç cebini, ceketinin üzerinden yokladı. Bu kontrolü her zaman yapardı. Emekli parasını daima iç cebinde taşır, arada eliyle yoklardı. Eline kabarıklık gelmedi, aceleyle cebinin içine soktu elini bomboştu cebi. Bütün parasını almışlardı demin ki gençler. Sağa bakındı sola bakındı, göremedi onları. Oturdu bankın birine. Gelene geçene bakıyor, o gençleri göreceğini umuyordu. Eve gitmek istemedi, şimdi nasıl anlatacaktı parasını çaldırdığını. Uzun süre öylece oturdu. Yüzünde acı ızdırap vardı.
 
       Selim bey eve geldi babasının olmadığını görünce meraklandı çıktı dışarı, site içindeki daireleri parklarla çevrilmişti. Babasını bulması zor olmadı. Başını öne eğmiş düşünceli bir halde tek başına otururken buldu babasını. Olanı biteni üzgün üzgün anlattı baba. ‘’Yahu bunlar nitelikli dolandırıcılarmış, bilemedim. ‘’ Selim bey ‘’Baba bunların neresi nitelikli, düpedüz hırsızlar işte’’ dediyse de babası ‘’Üstleri başları nitelikli;  hiç hırsız gibi değiller çok efendi gibi duruyorlardı’’ Sonrada Oğluna dönerek, yalvaran gözlerle ‘’Sakın annene söyleme, Annenin haberi olmasın’’ diyerek karısının gözünde itibarının bir kez daha sarsılmasını istemedi.
 
       O akşam yemek yemedi, bütün keyfi kaçtı. Sessizliğe gömülerek kendi iç dünyasına yöneldi. Nitelikli! Dolandırılmayı hazmedemedi. Sabaha kadar uyumadı. Selim bey de üzüldü babasına, bu kadar kahrolmasına.
 
       Ertesi akşam Selim Bey, babasıyla dışarı çıkarak, sitenin güvenlik görevlisinin yanına götürdü. Görevli;  ‘’Paranı çalan çocukları yakalandı,  paranın büyük bir kısmını harcamışlar’’ diyerek beş yüz lirayı teslim etti. Yakalandıklarına sevinen babanın içi biraz olsun rahatladı.
 
        Selim beyin güvenlik ile anlaşarak verdiği beş yüz liradan babasının hiç haberi olmadı. Parasını çaldırdığından da karısının…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum