HOCAM SİZ KAÇ PARA MAAŞ ALIYORSUNUZ?
Reklam
Mürşide AYHAN

Mürşide AYHAN

HAYATA DOKUNANLAR

HOCAM SİZ KAÇ PARA MAAŞ ALIYORSUNUZ?

03 Şubat 2019 - 23:48

 
Okullar açıldı! İki haftalık dinlenme tatilinden sonra İlk ve Orta dereceli okullar ders başı yaptılar. Öğretmen ve öğrencilere başarılar diliyorum.
 
Karne notlarına göre başarılı, başarısız olan öğrenciler bu tatil süresince dinlenmeye fırsat bulmuşlardır umarım.

Emekli bir öğretmen olarak her yıl okulların açılışında, milli bayramlarında,  dönem tatillerinde, kapanışında buruk, özlem dolu duygular içinde eski günlerime dönerim. İlk tayin oluşumdan tutunda emekli oluncaya kadar geçen yıllar peş peşe sıralanıp gözümün önünden resmigeçit yaparlar.

Her öğrencimin bir anısı saklıdır içimde. Bademdere Ortaokulundayım, pırıl pırıl çocuklar öğrenmeye aç, bilgiye muhtaç öğrencilerim var. Şimdilik iki öğretmeniz, bütün dersleri paylaştık arkadaşımla. Ben Matematik derslerinin yanı sıra; Türkçe, İngilizce, Müzik derslerine giriyorum. Sevgi Öğretmen, Fen bilgisi öğretmeni;  o da diğer derslere giriyor. Zaten üç sınıf var, 1 A, 2 A, 3 A mevcutları az 20- 25 kişilik sınıflar.

Hiç unutmuyorum öğrencimin biri, kendi halinde derslerde sakin dinliyor görünüyor, sürekli ders notlarını defterine geçiriyor ama derse katılmıyor. Derse kardırdığım zaman diğer öğrenciler gülüyor, sorularıma cevap veremiyor. Yazılılardan hep düşük notlar alıyor. Sınıf arkadaşlarının neden güldüğünü anlamaya çalışıyorum. Meğer arkadaşları ‘’kepçe kulak’’ diye teneffüslerde ya da dışarıda kendisi ile alay ediyorlarmış. Saf çocukluk işte... Şu çocuklar, hem masum, hem acımasız. Sık sık derslerde uyarmaya çalıştım.  Birinci dönem sonunda karnelerini alıyorlar. Bu öğrencimin baştan aşağı bütün notları zayıf. ‘’İkinci dönem çok çalışın!’’ diye öğütler vererek tatile girdik.

Tatil dönüşü öğrencilerim sanki biraz daha büyümüş geliyor gözüme. On beş günde özlemişim hepsini. Tek tek gözlerine bakıyorum hasretle. Karnesi baştanbaşa zayıf olan öğrencimi gördüğümde çok şaşırıyorum. Dudakları patlamış, gözünün biri kapalı, yüzü yara içinde ve mosmor. Çocuğun şekli kaymış nerdeyse. ‘’Ne oldu oğlum?  Kaza filan mıgeçirdin?’’ diye sorduğumda diğer arkadaşları: ‘’Öğretmenim abisi dövdü’’ dediler. İstanbul’da çalışan ağabeyi gelince karnesindeki zayıfları görüyor ve ‘’nedençalışmadın?’’ diye dövüyor.

Yılsonunakadar, yaraları iyileşiyor,notlarını düzeltiyor, üstelik ikinci dönem için takdirname alıyor. ‘’A çocuğum illa dayak yemen mi gerekiyordu?’’ demekten kendimi alıkoyamıyorum. 

Yılsonunda tarım dersinden bütünlemeye kalan bir kız öğrencimiz var. Komisyon olarak soruları hazırlıyoruz, cevap anahtarını düzenliyoruz, öğrencimizi bekliyoruz. Zaman geçiyor, gelen giden yok.  Merak ediyoruz, bir çocuk bulup evine haber gönderiyoruz ‘’sınava girecek gelsin’’ diye. Sabah bahçeye gitmiş çapa yapmak için. Acele çağırtıyoruz bahçelerinden. Ayağında şalvar, başında yemenisi çıkıp geliyor, toz toprak içinde. Tarım dersinin bütünleme sınavına giriyor köylü kızı. Sevgi’ye soruyorum, tarım dersine giren öğretmeni; ‘’Öğrenci bahçeden geliyor, tarım dersinden nasıl kalıyor? ’’ diye, cevap veriyor ‘’ders teorik, uygulama pratik. Ders kitabına işliyoruz konularımızı…‘’

Bu kez Gülveren Lisesindeyim, ikinci dönem okulu bırakan bir öğrencimle yolda karşılaşıyorum. Lise ikinci sınıfta iken gelmiyor okula. Okulu neden bıraktığını soruyorum. En azından liseyi bitirseydin diyorum. Boş vermiş bir çalımla ‘’Hocam sizkaç para maaş alıyorsunuz?’’ Beklemediğim bu soru karşısında şaşırıyorum. Ben kafamdan ek dersimi, maaşımı toplayıncaya kadar kendi cevap veriyor. ‘’Bir öğretmenin aldığı maaşın iki katından fazla para alıyorum. O kadar okudunuz,  akşama kadar nefes tüketerek, öğrencilerin kafasına bilgi sokmaya uğraşarak çabalıyorsunuz. Ben yeni işe girdim, okumadan uğraşmadan sizden fazla alıyorum.  Çalıştıkça artacak maaşım. Niye okuyayım?’’

Üzüldüm, maaşımın onun kazandığından az olmasına değil, öğretmenlik mesleğinin saygınlığını kaybetmesine, eğitim görmeden kolay yoldan para kazanma hevesine, öğretmenin düştüğü duruma üzüldüm.

‘’Görevimin kutsallığını,  okuyup bilmediklerinizi öğrenmek, insanlara faydalı olmak iyiyi, doğruyu, gerçeği görmelerine yardımcı olmak ve bu uğurda emek sarf etmek, ibadet kapsamında değerlendirmek gerekir öğretmenliği, öyle bir meslektir ki;  kişinin dünyasını ve geleceğini huzurlu kılar. Öğretmen, cehaletin yerine ilmi, bilgiyi, kültürü yerleştiren insandır. Öğretmenler toplumun manevi mimarlarıdır… Fedakârlık isteyen bir görevdir. ‘’ diye kimse anlatmamış, duymamış bilmiyor. Okumanın faziletini önemini anlatmama gerek kalmamış, parayla dönen dünyada… Öğrencileri bu düşüncelere sevk edenler utansın. Yazık…

Ve bir şiirim döküldü dudaklarımdan kâğıda…
 
NE OLACAKSIN?

Bir gün öğrencilere sordum,
‘’İleride ne olmayı düşünüyorsunuz?’’
 
Birisinin cevabı; Figüran olacağım,
Mafya dizilerinde rol alacağım’’
 
Ne diyorsun sen öyle?
‘’Öğretmenim bu zamanda böyle…
 
‘’Garipleri koruyacağım,
Haksızlığa karşı duracağım.’’
 
‘’Kumarhane işleteceğim ‘’dedi biri,
Sözleri çok içten samimi idi.
 
İyi para var kirli işte,
Hayata atılmalıyım tez vakitte.
 
Genç kız dedi manken olurum,
Güzelim, yerinde boyum posum.
 
Din satacağım cahillere,
Cennetin tapusu bende diye…
 
Topçu, popçu uzadı sohbet,
Kimse düşünmüyordu doğru dürüst meslek,
 
Eskiden özenilirdi, 
Hepsi de çok güzel ideallerdi,
 
Avukat, mühendis, mimar, doktorluğa,
Şimdi ne oldu bu çocuklara…

 
Mürşide AYHAN
 
 
 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Ayhan
    6 ay önce
    Harika olmuş her yazınız gibi
  • Tekin
    6 ay önce
    Bir an bende gittim o günlere. Kendimi bir yokladım anılar içerisinde. Elinize sağlık öğretmenim.