VEDA VAKTİ YAKLAŞTI
Reklam
Hayrettin DURMUŞ

Hayrettin DURMUŞ

yazıyor...

VEDA VAKTİ YAKLAŞTI

21 Mayıs 2019 - 14:20

VEDA VAKTİ YAKLAŞTI
 
Hayrettin DURMUŞ
 
Çocukluğumuzdaki ramazanların tadı yok ya da biz o tadı bulamıyoruz desem pek çoğunuz “Evet eskiden böyle miydi?” diye bir fasıl açarsınız biliyorum. Gerçekten de çocukluğumuzda ramazanların tadı, coşkusu bir başka olurdu. Yaşımız küçük diye sahura kaldırmazlar düşüncesiyle (bu arada köyümüz Karapınar’da sahur için “ere kalmak” ifadesi kullanılırdı. Belki de ibadette gecikmememiz gerektiğini ihtar ediyorlardı böylece.) yatmaz, uyumazdık. İftar sevinci bir başka, teravih coşkusu bir başka olurdu. Teravih kılınırken aralarda hocalarımız ilahi söyler, şevkimize şevk katarlardı. Salâvatlar yükselirken dilimizden, unuturduk dünyayı. Bolvadin Kemerkayalı Mahmut hocamızın sesi yankılanırdı her yerde…
 
Ramazan-ı şerifin ilk günlerinde “On bir aylık yoldan geldin/ Hoş geldin şehr-i ramazan” ilahileri sevinçle okunurken, bu ayın son günlerine doğru “Elveda ey şehr-i ramazan” ilahileri hüzünle okunur, ayrılığın haberi verilirdi. Kadir gecesinde komşular bir evde toplanır Kuran okunur, mevlit söylenir, hatim duaları yapılırdı. Önceden hazırlanan yemekler, tatlılar yenirdi arada. Kandil aydınlığının her köşeyi ışıttığı o saatlerde sabah namazını kıldıktan sonra dağılırdık evlere. Bir yanımız sevinç, bir yanımız hüzün dolardı.
 
Bu yazımda sizlere mübarek ay Ramazan-ı şeriften ayrılığın hiç de kolay olmadığını anlatmaya gayret edeceğim.
 
Yolunu gözlersiniz hasretle. Geleceği günü sabırsızlıkla bekler hazırlık yaparsınız onun için. Sanki hiç gelmeyecekmiş gibi ağırdan alır yolculuğunu, taşıdığı yükün bahasından mıdır, getirdiği haberin ağırlığından mıdır bir yıllık çileli yolculuğu bilmem ki, ama onu karşınızda görünce şaşırıp kalırsınız. Her ay, her mevsim çalar kapınızı. Gelişine bakıp da hiç gitmeyecek sanırsınız. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelir onunla arkadaşlığınız ama tıpkı geldiği gibi birden bire gidiverir. Gideceği günü bildiğiniz halde bir türlü vedalaşmaya razı olmaz gönlünüz. Ayrılık saati gelip çattı mı düşer içinize hasret ateşi. Demek zamanın su gibi aktığı doğruymuş. Demek sayılı gün tez geçermiş. Demek ayrılık saati bu kadar yakınmış. Bir hüzün sarar içinizi. Kolay değildir sevgiliden ayrılmak. O sizi teselli eder giderken, “yine geleceğim” der. Geleceği gün bellidir ama sizin onu karşılayacağınız, yeniden buluşacağınız belli değildir. İşte bu yüzden buruk bir elvedası vardır onun.
 
“Ağla sana oy muhannet gözlerim / Sağ olup yârimi görecek miyim?” diyen âşığın melali düşer içinize. O sözünde durur, söz verdiği saatte gelir mutlaka. Sen gözü yaşlı beklersin sevdiğini ama onu göremezsen hüzün çöreklenir içine. Onun için bu gelişinde iyi ağırlamalı, incitmemeli onu. Ne istiyorsa vermeli. Ne diyorsa yapmalı. Sözünden çıkmamalı. Candan geçmeli, tenden geçmeli. Yemeden içmeden kesilmeli, göz ona bakmalı, dil onu söylemeli, nazına, cilvesine sabırla karşılık vermeli. Hatta ondan izinsiz konuşmamalı, nefes almamalı, kalbini kazanmalı, gönlüne girmeli. Bir daha ki gelişinde bizi yurdumuzda, yuvamızda bulamazsa aramalı, sormalı, “nerde can arkadaşım?” demeli?
 
Bahtiyar Vahapzade’nin dediği gibi insan gün gelir bahara, yaza, düze elveda der, çünkü göze duman çökmüş, başa kar yağmıştır artık. Belki başımıza kar yağacak kadar da kalmamıştır vaktimiz. Onun içindir ki vedalaşırken bir daha kavuşamayabileceğimizi hesaba katmalı ama yeniden vuslata erecekmiş gibi onu karşılamak için de sabırsızlıkla hazırlanmalı, süslenmeli, ona acıkmalı, ona susamalıyız. Güle, nergise, sevdiğin kıza veda ederken, toprak kayarken ayaklarının altından, dağ yıkılırken üstüne, titrerken bulutlar, dönerken başın, başlarken kışın; belki o çıkar gelir sana yoldaş olmak, kederini bölmek için. Tutar seni, bu sefer vedalaşmaz hep yanında kalır, “artık ayrılmak yok” der ve adı “Reyyan” olan bir kapı aralanır ve birlikte çıkarsınız bahçeye…
 
Yolunu gözlediğin bir sevgili olmasa çekilir mi bu dünyanın kahrı?
 
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum