SULTANDAĞI TREN İSTASYONUNDAKİ KULÜBE
Hayrettin DURMUŞ

Hayrettin DURMUŞ

yazıyor...

SULTANDAĞI TREN İSTASYONUNDAKİ KULÜBE

28 Ocak 2019 - 14:26

SULTANDAĞI TREN İSTASYONUNDAKİ KULÜBE

Hayrettin DURMUŞ

Teknolojinin nimeti yığınla elektronik alet hayatımızdaki yerini çoktan aldı almasına ama yüzlerimizdeki tebessüm de her geçen gün kaybolup gitti. Binlerce melodi, yüzlerce film, televizyon, oyun salonları, internet kafeler derken; çıtır çıtır yanan ocaklar sönmeye, patlayan mısır taneleri kaybolmaya, hedikler kurumaya başladı. Daha da önemlisi masalını emmeden, ninnisini dinlemeden uyumayan çocuklarımızın dünyası değişti. Kendimize ait özelliklerimiz teker teker yok olmaya, hayat pınarlarımız kurumaya başladı. Bilgisayar fareleri, televizyon kumandaları yavrularımızın emziği gibi. Ne yapsak da çocuklarımızı hasret kaldıkları pınara yeniden götürsek, masallarla tanıştırsak onları…

Uzun kış gecelerinin vazgeçilmezi olan, ninelerimizin ağzından bal akıtırcasına anlattıkları masallarımız neredesiniz? Nereye gizlendiniz? Zümrüd-ü Anka’nın kanadına binip ne zaman geleceksiniz? Sizi bekleyenleri hasretten ne zaman kurtaracaksınız?

Çocukluğumda annemden çok masal dinledim. Masalın sonunda anneme, “Anne, o aksakallı ihtiyar nerede?” diye sorardık. O da bizim hayalimizi yıkmamak için olacak ki “Sultandağı tren istasyonunda bir kulübe yaptırmış, orada oturup duruyor yavrum” derdi. Hatta biz Sultandağı’na gittiğimiz zaman hemen istasyona koşar aksakallı ihtiyarın kulübesini arardık. Çocukluk işte…

Her masalda farklı bir konu ve farklı kahramanlar yer alsa da masallarımızda hiç değişmeyen, son derece açık bir şekilde görülebilen bir özellik vardır ki, o da iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, haklı ile haksızın amansız mücadelesidir.

Masallarda cinler, periler, şeytanlar, büyücüler, devler, yedi başlı ejderhalar genellikle kötüyü ve kötülüğü simgeler. Asıl kahramanlar ise insanlardır. İnsanlar ve beraberindeki yardımcı unsurlar ise iyinin ve iyiliğin temsilcileridir.

Bu iki taraf arasında sürüp giden mücadele her halükârda iyilerin kesin zaferi ile sonuçlanır. Aslında gerçek dünyada da durum pek farklı değildir. İyi ile kötünün insanlık tarihi kadar eski olan kavgası hatırlanacak olursa aslında masalların insanlara gerçek dünya ile ilgili mesajlar sunduğu da çok kolay anlaşılmış olacaktır.

Masal deyip geçmeyelim. Masal anlatırken bütün aile bir arada olur. Konuşmayı öğreniriz, dinlemeyi öğreniriz. Soru sorma edebini belleriz. Kısacası toplumda nasıl hareket edeceğimizin küçük alıştırmalarıdır masal âlemleri. “Ses bayrağımız” dalgalanmaz mı her masalda? Görgü kurallarının bir kısmı böylesi zamanlarda öğrenilmez mi? Ya kendi kültürümüze sahip çıkıp Zümrüd-ü Anka’yla birlikte kanat çırpacağız, ya da kimimiz çizgi film tutsağı, kimimiz kulağında yabancı bir melodiyle yalnızlaşıp aynı odanın içinde farklı ufuklara bakan biçareler haline geleceğiz…

Masallarımızı nostaljik bir hatıra olmaktan kurtaralım. İyinin, güzelin ortaya çıkmasına, haklıyı savunma, haksızlığa karşı çıkma bilincinin oluşmasına yardım edelim. Aman dostlar masallarımıza kıymayalım. Geçmişle gelecek arasına bir köprü kuralım. Sıradağlar gibi dimdik duralım. Kendimizi bilelim. Kültür ve medeniyetimizle insanlığa yeni müjdeler sunalım. Selâmımızı Simurg’la salalım. Otağımızı Kaf Dağına kuralım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum