HATIRALARLA YÜRÜMEK
Reklam
Hayrettin DURMUŞ

Hayrettin DURMUŞ

yazıyor...

HATIRALARLA YÜRÜMEK

05 Eylül 2019 - 13:57

HATIRALARLA YÜRÜMEK
 
Hayrettin DURMUŞ
 
Gecenin karanlığını bölerken ay, içinizde yıldızlar ışır. Gönlünüz yıldızları görmeden de kamaşır. İnsanın yüreği ne ağır yükler taşır. Öyle zamanlar vardır ki, hayallerimiz sevgiliye bizden önce ulaşır. Bir yolculuk başlar içinizde, bir de merak. “Kimler geçti bu yolun üzerinden salınarak? Hangi cihangirlerin atlarının nalları değdi? Kaç sevdalı mavi sulara bıraktı yüreğini kim bilir?” dersiniz canlanır hatıralar…
 
Gökyüzüne bakarsınız; semanın direksiz nasıl durduğuna hayret ederken, uçsuz bucaksız uzanan masmavi göğün katlarıyla hemhâl olur içinizin gökleri. Bir yıldızın ışığı uyandırır sizi daldığınız uykudan…
 
Nefesinizi rüzgâra verip yalnız başınıza adımlamaya başlarsınız kaldırımları ama yalnız değilsiniz. Bazen bir dostunuzun verdiği selâmı alırken irkilir, bazen de hatıralarla yürüdüğünüzü bilmem kaç adım attıktan sonra anlarsınız. Katarlanmış turnalar geçer yüreğinizden. Ay yüzlü, kara gözlü ceylanlar koşar önünüzde. Kaf dağı yol mu size? Simurgsa yol arkadaşınız dağlar taşlar gelir dize. Bulunduğunuz yerden fersah fersah uzaklara gider, bir çırpıda asırlar ötesine uzanırsınız hatıralarınızla.
 
Yürüyorsunuz sendeleyerek. Bazen ellerinizi sıkıp, dudağınızı ısırıyorsunuz. Zaferleriniz geçiyor aklınızdan. Destanlar burcunda bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Malazgirt’e, Kosova’ya, İstanbul surlarına, Mohaç ovasına, Kanije Kalesi’ne, Belgrat’a, Budin’e, Sakarya’ya, Dumlupınar’a, Söğüt ve Domaniç’in sarp yaylalarına uzanıyorsunuz bir anda. Bazen de donuk gözlerle, kıpırdamadan, heykel gibi durup düşünüyorsunuz. Sanki Viyana önlerindesiniz. Kös seslerini işitemiyorsunuz. Agememnon zırhlısındasınız adeta. Eliniz gitmiyor imzaya. Yemen çöllerinden yükselen ağıdı siz yakıyorsunuz. Derken bir yıldızın ışığı açıyor gözlerinizi. Şimşek balkıyor yüreğinizde ve umudunuz diriliyor yeniden.
 
Söz veriyorsunuz kendi kendinize “bu ışık sönmeyecek” diye. Geçmişte onu gölgeleyen kara bulutlar geçiyor kafanızdan. “Ne pahasına olursa olsun dağılmalı tepemde dolanan bu kara bulutlar, az kaldı şafağın sökmesine, ufuklar al al selama durdu aydınlık yarınlar için” diyorsunuz. Gece rüyalarınızı süsleyen, umudunuzu diri tutup besleyen, sofrada katığınız, sevgiliniz, aşkınız oluyor yıldız.
 
Ara sıra bekçinin düdük sesi geliyor uzaktan. “Gideyim şu bekçinin yanına. ‘Geceyi sen mi bekledin, ben mi?’ diye sorayım” diye geçiriyorsunuz içinizden ama hatıralarla yürümenin zevkini tattıktan sonra çarçabuk sıyrılıyorsunuz bu düşünceden.
 
İçinizde deli taylar koşuyor çılgınca. Afyonkarahisar’dan yükselen top sesleri çınlıyor kulaklarınızda. Demek ki zafer çiçeklerinin açmasına az kaldı. Yiğitler Sakarya önlerinde toplandı. Kutlu bir yürüyüş bu topraklarda başladı.
 
Gökyüzü genişledikçe genişliyor, içiniz açılıyor ve küme küme yıldızların altında yürümeye devam ediyorsunuz. Ayaklarınızın değmediği yerleri hayal edebiliyor, üç kıta yedi iklimi seyran ediyorsunuz. Gönül diyor ki; “Sabah yaklaştı git yüzünü Tuna’da yıka…”
 
Bakışlarınız uzanıyor gökyüzüne ve bir kartal havalanıyor gözbebeklerinizden…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum