ŞAHİDİZ, AMA NASIL?..
Reklam
Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

yazıyor...

ŞAHİDİZ, AMA NASIL?..

02 Eylül 2019 - 16:19

I-

Geçen hafta Emine Bulut’un eski eşi tarafından cani bir şekilde kızının feryatları arasında öldürülmesini bütün Türkiye seyretti.

Önce olay yerindekiler seyretti. Caniyi durdurmak, saldırıya uğramış kadını hayatta tutmak yerine orada durdular ve seyrettiler. Sonra Türkiye seyretti. Çünkü orada durup seyredenlerin arasında birisi boş durmamış şiddet ve dehşet sahnesini “ebedileştirmek için” kaydını almış sonra kaydı servis etmişti. Beklediği kanlı bir takdir idi. Kendisini, henüz çekilmemiş filmlerin muhteşem yönetmeni olarak hissetmesini sağladı ihtimal o “çekim anı”.

Çekim yapan “iş” yapıyordu. Diğerleri “seyirci”.

Yaralı kadına yardım etmek yerine görüntü kaydı almasını eleştirenlere karşılık “İyi ki bütün Türkiye gördü en azından ses getirdi” diyenler var.

Emine Bulut’un eski eşi tarafından katledilmesinin üzerinden birkaç saat geçmeden Türkiye’nin dört bir tarafından eski eşi ya da “erkek arkadaşı” tarafından öldürülen kadınların haberi gelmeye devam etti.

Ama o cinayetler Emine Bulut cinayeti kadar “ses” getirmedi. Halk arasında Allah bu acıyı unutturmasın diye bir dua/temenni vardır. Acıyı unutturan daha büyük acıdır.

Güne cinayet haberleri ile başlıyor, cinayet haberleri ile bitiriyoruz. Acıyı unutturan acılarla, her birimiz giderek daha fazla SEYİRCİ oluyoruz.

Siyasetçisinden bilim insanına, sanatçısından iş insanına, medyacıdan eğitimcisine hepimiz, toplumsal sorumluluğumuzu terk ederek hızla seyircileşiyoruz.

Bir tivit atıyoruz, uzatılan mikrofona tepkimizi dile getiriyoruz ya da ben devlet memuruyum diyerek tek bir cümle kurmaktan bile uzak duruyoruz.

Mikrofona konuşanlar eğitim eğitim eğitim diyor. Ya da ekonomi, ekonomi, ekonomi diyor.

Sadece bir kadın kucağında bir kaç aylık bebeğini tutan kadın, merhamet diyor.

İşgal altındaki bir ülke gibiyiz. Haberlerde sadece üçüncü sayfa var. Üçüncü sayfa haberler ile hayat enerjisi elinden alınan yaratıklara dönüşüyoruz. Herkes kendi meşrebine göre yaratıklaşıyor. Kimisi şiddet haberlerine en şiddetli tepkiyi gösteriyor kimisi eli ayağı tutmaz bir şekilde dibe çöküyor.

II-

Cinayetlerin ses getirmesinin nasıl bir “katkı sağladığı” konusunda araştırma yapılması gerekiyor. Bu konuda araştırma yapmak da Sosyal Politikalar ve Aile Bakanlığının görevi diye düşünüyorum.

Emine Bulut cinayeti “ses getirdi”. Toplumun önemli bir kesimi olayı kınadı. Ama Emine Bulut cinayetinde aynı zamanda pek çok duyarsızlık sahnesi de kaldı zihinlerde. Haberlerin getirdiği ses vicdanın sesi olmuyor sadece. Hoyratlığın sesi de oluyor. Nitekim Emine Bulut cinayetinden sonra ,“Öldürdüyse kim bilir o noktaya gelinceye kadar adam neler yaşadı” diyerek katile empati besleyenler seslerini daha güçlü ve kedinden emin bir şekilde çıkarmaya başladı.

Maktule değil katile empati besleyenlerin sayısının artığı bir durum mu söz konusu?

Hadi maktule empati beslemeyecek kadar nefret dolusunuz. Henüz on yaşındaki kız çocuğunun feryadı hiç mi kalbinize dokunmuyor!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ne yapıyor? Kamuoyu ne yaptığını giderek daha çok merak ediyor.

Öncelikle eski eşleri, eşleri ya da aile bireyleri tarafından öldürülmüş kadın cinayetlerinin kategorik olarak ayırılması gerekiyor.

Kategorik ayırımın izinde, toplumsal suçlardan sorumlu olan üç Bakanlık; İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kendi görev alanlarını netleştirerek toplumu bilgilendirmeli. Suçun engellenmesi, işlenen suçun cezalandırılması ve cezanın yaptırım gücü yeniden gözden geçirilmeli.

Sadece eşlerini ya da eski eşlerini değil; kayınpederlerini, kayınlarını, oğullarını katleden erkeklerin de davranış kodları, uyuşturucu kullanma alışkanlıkları, ekonomik sıkıntıları, psikolojik sorunları, sosyal çevresi gibi pek çok faktör üzerinde derinlemesine durularak toplumsal yapının, suç sosyolojisi açısından değerlendirilmesi gerekiyor.

III-

Merak edenler için söylemiş olayım. Bu satırların yazarı cinayet görüntülerini seyretmedi. Görüntülerin kelimelerle ifade edilen tasvirinden haberdar. Şiddetin seyirlik bir malzeme haline gelmemesi için bireysel olarak haberlerden haberdar olmaya ama haberlerin “seyirli tanığı” olmamaya azami dikkat sarf ediyorum.

Görüntü üzerinden şahitliğin, insanın en önemli özelliği olan merhameti imha ettiğine, olmakta olanı kanıksamamıza sebep olduğunu düşünüyorum.

IV-

Başlığa gelince ...Emine Bulut’un katledilmesinin haberlerde yer aldığı günlerde uyuşturucu satıcısı tarafından bıçaklanan Bursalı genç bir adamın, Mehmet Muhittin S’nin şahitliği vardı. Pek dikkatimizi çekmedi. Kamuoyu olarak o olayı analiz etme sorumluluğumuzu hiç ciddiye almadık. Haber şöyleydi:

Olay Yeşilyayla Mahallesi Teyyareci Mehmet Ali Caddesinde meydana geldi. Alınan bilgiye göre M.A. isimli şahıs uyuşturucu satmak için mahalleye geldi. Bunun üzerine mahallede bulunan Mehmet Muhittin S. (25), uyuşturucu satmaya gelen M.A.’nın uyuşturucu satmaması için tartışmaya başladı. Kısa sürede büyüyen tartışma kavgaya dönüşünce M.A. isimli uyuşturucu taciri belinden çıkardığı tabanca ile Mehmet Muhittin S.’ye ateş açtı.

Haberin diline bakar mısınız? Yaralıyı isim olarak biliyor ama saldırganın ismini “sakınıyor”, niye?

Emniyet güçleri bunu saldırganı yakalamak için bir tedbir olarak yapıyorsa haberin altında bu tedbir kamuoyu ile paylaşılmalı. Aksi takdirde suçlunun “şerefini” koruyan bir sakınım gibi algılanır.

Yaralı genç adam, şahitliğini, tıpkı hadis-i şerifin işaret ettiği gibi sorumluluk bilinci ile yerine getirmişti. Hadis-i şerifi hatırlayalım, “Bir kötülüğü elinizle, dilinizle engellemeye çalışın. Gücünüz yetmiyorsa kalben buğz edin.”

Şimdi bu habere tanıklığımızı gözden geçirelim.

Haberi ilk duyduğumuzda hangi soruyu sorduk?

Seyrettiğiniz haberler size bir soru olarak dönmüyorsa siz haberi idrak etmiyorsunuz, tüketiyorsunuz.

Benim sorum şu: Mahalledeki uyuşturucu taciri emniyete şikayet edilmiş miydi? Emniyet nasıl bir işlem yapmıştı?

Toplumsal asayiş açısından üç bakanlık – İçişleri Bakanlığı-Adalet Bakanlığı-Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı-birbiri ile ne kadar iletişim ve etkileşim içinde?

Her birinin sorumluluk alanı dışında kalan kör bir alan var mı?


28 Ağustos 2019 / YENİ ŞAFAK

YORUMLAR

  • 0 Yorum