İYİMSER YA DA KÖTÜMSER OLMANIZLA İLGİLİ DEĞİLİM...
Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

yazıyor...

İYİMSER YA DA KÖTÜMSER OLMANIZLA İLGİLİ DEĞİLİM...

20 Şubat 2019 - 16:19

Son yıllarda giderek artan bir şekilde birbirine taban tabana zıt iki tepki ile karşılaşıyorum. “Çok kötümsersiniz Fatma Hanım” ya da “Pardon siz ne kadar iyimsersiniz böyle, hayat size güzel tabii!”

Şaşırtıcı olan şu: Bu iki farklı tepki, aynı yazıya geliyor.

Nasıl oluyor da aynı kelimeler, aynı cümleler, bazı insanlarda kötümserliğe maya çalıyor da bazı insanlarda “Bunun tuzu kuru” yargısına meydan veriyor.

Yukarıda okumuş olduğunuz cümleleri kuranlar, içindekini sızdırarak okuyor metinleri. O kimlere kızıyorsa sizin de onlara kızmanız, o hangi olayları gündemine alıyorsa sizin de o olayları gündeminize almanız gerekiyor.

Olayları gündeminize almanız yeterli değil, o şahsın istediği gibi, onun bakış açısı ile ve nihayet ona “Ben düşündüm, yazmak size düştü elbet” yargısını verdirecek şekilde YAZMANIZ gerekiyor.

Gazeteler ve dergiler matbu olarak okunurken, okuyucu ile yazarın paylaştığı ortak bir atmosfer vardı. Metinlerin dijital ortama taşınması ile birlikte yazar ile “beğenici”nin buluştuğu atmosfer, yağmuru, fırtınayı, kızgın güneşi içeri alan delikli, yamalı bir çadıra dönüştü. Kimin nereden ses vereceği meçhul. Artık yazar okuyucusunun eleştirilerine değil, “okumayıcı”nın/“beğenici”nin hakaretlerine dayanmak zorunda.

Bendenize kötümser diye hakaret edenlere “iyimser”, “hayat sana güzel” diyenlere de “kötümser” diyecek olursak...

Önce kötümsersiniz diyenlerin söylemine bakalım:

Gelecek öngörüsünü; pembe bulutlarla şenlendirilmiş kırmızı bir güneş, kelebekler, çiçekler ve böcekler eşliğinde tasvir etmeyen herkesi bekleyen ifade bu: Aaa ama siz çok kötümsersiniz!

“Çok kötümsersiniz” ifadesini bazıları hakaret olarak dile getiriyor, bazıları, “Ay bir sus içimi daralttın!” ikazının girişi niyetine... Bazıları da “Ben umutluyum” diye gürül gürül bağırmak için... Umudunu bütün ekranlara duyurmak istiyor, çünkü en umutlu olana en büyük payın verileceğini UMUYOR.

Muhatabını iyimserlikle suçlayanların ilk cümlesi “Hayat sana güzel” diye başlıyor. Karşısındakini, haksızlıkları görmeyen, sorumluluk almayan biri olarak imlemek için hakaret üzerine hakaretle devam ediyor.

Kim/kimler? Görünmez insangiller.

Bendeniz kişilerin iyimser ya da kötümser olmasıyla ilgili değilim. Bu biraz da meşrep işidir. Bazı insanlar “Ye iç, eğlen, güzel sev, var ise aklı şuurun/ Dünya var imiş yoksa yoğ imiş ne umurun” cümlesini bir nasihat olarak anlayıp “He ya yarın öleceğiz nasılsa” diye vur patlasın çal oynasın tempo tutar. Ancak nadir şahsiyetler “Sayılı nefes tükeniyor, ben dünyaya gömlek giymeye gelmedim” diye dertlene dertlene yaşarlar. Bilirsiniz merhum Neyzen Tevfik kendisini derbederlik ile suçlayanlara “Ben dünyaya gömlek giymeye gelmedim” diye cevap verirmiş.

Kötümser olduğumu söyleyenlere ve bu “söylem”e bir şekilde tanık olanlara şunu söylüyorum: Benim meselem iyimser ya da kötümser olmak değil. Ben insanların kendi meşrebinin sınırları içinde de olsa sorumluluğunu yerine getirmesinin peşindeyim.

Kendi meşrebimiz içinde sorumluluğumuzu nasıl yerine getireceğiz?

Dünya kötüye gidiyor diyenler herkesten daha çok çalışacak. Gördüğümüzden mesulüz. O halde mesuliyetimizi yerine getireceğiz. Bana düşen nedir? Yıkılanı doğrultmak, çökenin enkazından can kurtarmak, birbirine uzak düşenleri hal diliyle birbirine yakın eylemek.

Fakat ne acıdır ki “Dünya kötüye gidiyor” diyenlerin çoğu, “Herkesin bu kadar kötü olduğu dünyada ben niye insan kalmaya çalışayım ki!” diyerek gidişatı daha da hızlandırmak için canla başla gayret sarf ediyor.

“Her şey çok güzel!” diyenlerin mesuliyeti ise saadetlerinden pay vermekle başlıyor. Her şey çok güzel, o halde yaşadığın, idrak ettiğin güzelliklerin zekatını, payını, ikramını yapmak durumundasın. Sen herkesten daha saygılı, daha sevgili, daha rikkatli bir kalp sahibi olmak zorundasın.

Hayatı bütünlemek, dün ile gün, gün ile yarın arasındaki sürekliliği ve kopuş noktalarını tespit etmek, kopuş kaçınılmaz ise olabildiğince geç kopması/hasarsız kopması için tedbir almakla mükellef olan, herkesten ziyade sensin.

Fakat iyimserler ve kötümserler, aldıkları onca farklı sıfata rağmen aynı yerde eyleşirler. Her iki grup da sorumluluklarından azad olmak için bulundukları yere kök salarlar. Yapraklarının gölgesini herkesten esirgemenin derdiyle dertlidirler iki grup da. Kötümserler “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” eşliğinde sağa sola savrula savrula, herkesi yargılaya yargılaya, bağırma, öfkelenme, küfretme hakkını sadece kendilerinde göre göre yoldan çıkarlar.

İyimserler, “Her şey çok güzel, daha da güzel olacak, çünkü her şey sadece benim olacak” şarkısı eşliğinde ormanda gezintiye çıkarlar.

Dünya, aramızda bazıları pek iyimser olduğu için iyiye gitmeyecek.

Hepimizin sorumluluğu ve gayreti ile dünya daha kötüye gitme noktasında ancak bir duraksama yaşayabilir.

Velhasıl bazılarına kötümserlik gibi gelen çıkarımlarım, bendenizin sorumluluk anlayışıyla ilgili.

Niyetim, sorumluluk sahibi olan herkes ile, alınıp verilen bir selamı sürdürmektir.


YENİ ŞAFAK / 20 Şubat 2019

YORUMLAR

  • 0 Yorum