Reklam
Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

yazıyor...
[email protected]

Ev kira ama memleket bizim!..

12 Ocak 2021 - 14:39

15 Temmuz gecesini, sağlıklı bir şekilde hafızamıza yerleştirebilmek için yaşadıklarımızdan ibret çıkarmamız gerekiyor.

 

Modern zamanlarda ibret bahsi müşkül bir bahis. Yaşadıklarımızdan ibret çıkarabilmek için olanı biteni bütün boyutları ile kavramak elzem.

Fakat şu an bunu imkansız kılan bir atmosferle ve hikayenin başını çoktan unutmuş, sonunu korkuyla bekleyen bir haber dili ile karşı karşıyayız.

Hikaye nasıl başlamıştı?

Hikaye 1980'lerde kasetlerde ağlayarak vaaz eden “bir lokma bir hırka ile yaşayan” bir vaizin hikayesi olarak başlamış; hikayenin gelişme bölümünde ise, 28 Şubat'ın genleşip, genişleyen sürecinin idraksiz tanıkları olmuştuk.

Bu gün siyasi öznelerden, aydınlara; halktan bürokratlara kadar hepimizin cevap vermesi gereken soru şu: PDY/FETÖ örgütlenmesi konusunda TSK ve laik çevreler tehlikeye dikkat çektiği halde, onlara “tehlikeli” gelen durum bize niye tehlikeli gelmemişti?

Bunun cevabı yakın tarihimizde gizli. Türkiye'de laik çevreler laikçi bir yapılanma ile dindar olan herkesi “takunyalı” sıfatıyla fişlemeseydi, 28 Şubat sürecinin acı tanıklığını yaşamamış olsa idik tekinsiz iklimin içindeki en güvenilir sığınak olduğuna inandırılan PDY mekanlarına bir şekilde yolu düşmüşlerin sayısı bu kadar yüksek olmazdı.

(28 Şubatçı zihniyet olandan biten pek ders alacağa benzemiyor. Hâlâ daha analiz adı altında, inanan insanları din dışı bir söyleme mahkum etmeye çalışıyor.)

Alnı secdeye değen pek çok insan çocuğunu; 15 Temmuz gecesini yaşatanların ocağına, “dini bütün” kalması için göndermişti.

Kaybetmeye başladığımız süreç esasında çocuklarımızı “güvenilir mekanlara” teslim ettikten sonra sokak ile bağımızı kesişimizle başladı.

Yiğit düştüğü yerden kalkıyor.15 Temmuz ile yeniden sokaklara çıkmaya başladık.

15 Temmuz şehitleri bize “Ev kira, ama memleket bizim!” demeyi öğretti.

Yeni Türkiye 15 Temmuz'dan itibaren kuruluyor.

İdeolojimiz ne olursa olsun hepimizin ortak paydası “memleket bizim” söylemidir.
Bu söylemi sağlıklı bir şekilde hayata geçirebilmek için hayatın içinde doğal karşılaşma mekanlarına ihtiyacımız var.

Keşke yeniden hepimiz devlet okullarında buluşabilsek. Üniversitelerimiz, filan ideolojinin üssü olarak değil de bilimsel başarıları ile gündemimize girebilse.

Keşke diye başladığıma bakmayın. Umutluyum esasında.

Nitekim, yeni Türkiye'nin kurulma sürecinde on gündür ekranlar iyi bir sınav verdi. Mesela Habertürk 15 Temmuz şehitlerine hakaret eden üniversite hocasını canlı yayından derhal uğurlayarak üzerine düşen görevi itina ile gerçekleştirdi. (Kovuldu tabirini lütfen, medya dilinden uzaklaştıralım. Kullandığımız dil olabildiğince nötr bir dil olduğunda, toplumsal mesafeyi saygı üzerinden inşa etmemiz daha kolay olur.)

Aynı olay 15 Temmuz öncesi gerçekleşseydi, o söylemin sahibi, muhtemelen reyting uğruna olabildiğince ekranda tutulurdu.

15 Temmuz sonrası önce ikiye ayrıldık: Memleket bizim diyerek canını feda edenler ve her şey bir pasaporta bakar diyenler olarak. Sonra memleket bizim diyenler olarak birledik, bütünledik kendimizi.

Bundan sonra aynı acıları tekrar tekrar yaşamamak için her birimiz öncelikle içinde bulunduğumuz gruba/ideolojiye eleştirel bakmayı başarabilmeliyiz.


29 Temmuz 2016 / Yeni Şafak

YORUMLAR

  • 0 Yorum