EMİN OLMADAN MÜ'MİN OLUNMUYOR
Reklam
Dr. Burhan İŞLİYEN

Dr. Burhan İŞLİYEN

EMİN OLMADAN MÜ'MİN OLUNMUYOR

24 Haziran 2020 - 00:58

Peygamber Efendimiz (a.s)’in risalet ile görevlendirilmeden önceki ‘’el-emin’’ ünvanını bilmeyenimiz yoktur.

Yalan söylemez, emanete ihanet etmez, verdiği sözde durur, kötü konuşmaz, kalp kırmaz, elinden ve dilinden zarar gelmez vb  vasıfları da hepimizin bildiği vasıflardandır.

Cenab-ı Hakkın ‘’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’’ fermanına muhatap olan ve bu fermanın ihtiva ettiği mananın karşısında ihtiyarladığını ifade eden Efendimiz (a.s), olması gereken bütün vasıfları üzerinde taşıyordu. Taşıdığı vasıfların ümmeti tarafından da taşınmasını tavsiye ediyordu.
  
Hiç şüphesiz ‘’emanete sadakat, güvenilir olma’’ vasıfları onun ölümsüz davasının başarıyla neticelenmesinde en önemli amillerden olmuştur.
           
"Rasule itaat eden Allah’a itaat etmiştir," ilahi düsturuna göre yaşayan ya da yaşaması gereken müminlerin, o yüce Nebinin ümmetinin yani bizlerin işlerinde, yaşayışımızda, alış-verişimizde, sosyal ilişkilerimizde "emanete riayet, emin olma" vasfıyla bezenmemiz gerekmektedir.

İnsanda (Müslümanda) hiç olmaması gereken iki özelliğin yalan ve hıyanet olduğunu kutlu Nebimizin mübarek ifadelerinden öğreniyoruz.

Allah’ın, "mümin; emniyet veren, vaadine güvenilen" isminin tecelligahı olan Müslüman; "Allah’ın ahlakıyla ahlaklanın" emrine muhatap olan müslüman, elbette yalandan, hileden, ikiyüzlülükten velhasıl güven zedeleyecek her türlü söz ve eylemden uzak durmak zorundadır.

 "Mümin, insanların emin olduğu kimsedir."
             
"Bir kimsenin  kalbi diliyle, dili de kalbiyle beraber olmadıkça; sözü işine aykırı olduğu müddetçe; komşusu iyiliğinden emin olmadıkça mümin olmaz."

"Müminde her kötü haslet bulunsa bile yalancılık ve hıyanet bulunmaz." gibi nebevi ölçü ve uyarılara rağmen emin olma konusundaki duyarsızlığımız dikkat çekicidir.

Kendi mantık dünyamızda yalanı, gıybeti, suizannı, sözde durmamayı ve daha nice "emin vasfına" aykırı söz ve eylemi mazur ve masum gösterecek bahaneler bulmuşuz.

Mesela yalanı sınıflandırmışız;
- Durumu kurtarmak için söylenen yalanlar
- Zarara uğramamak için söylenen yalanlar
- İş icabı söylenen yalanlar vs.

Atı eliyle çağırıp da yanına geldiğinde ona bir şey vermeyen kişiden "atı kandıran bizi de kandırır" diyerek hadis öğrenmeyi terk eden anlayışın takipçileri olmak durumunda kalan bizler, çok şey kaybettik değerlerimizden.

Bir gün bir hanım çocuğunu yanına çağırıyor. Gel sana bir şey vereceğim diyerek. Efendimiz (a.s) "Ne vereceksin?" buyurunca "Bir hurma vereceğim ya Rasulallah" cevabını veriyor. Efendimiz "Dikkat et şayet bir şey vermezsen sana tam bir yalan yazılır"

Söylenen sözlerin tesirsiz olmasını, güneş gibi parlayan hakikatler bile ifade edilse ciddiye alınmamasını bir de bu gözle değerlendirmeliyiz...

Koşturuyoruz , çalışıyoruz hamdolsun.
"Emin" vasfımızın yıpranmasına , zarar görmesine fırsat vermeden...

Anlattığımız değerleri temsil ettiğimiz görüldükçe tebliğimiz kolaylaşacak ve Rabbimizin inayeti bizimle olacaktır...


diyanethaber

YORUMLAR

  • 0 Yorum