Reklam

'' NEDEN TEDBİR ALINMIYOR?''

Sakarya’daki fabrikada meydana gelen patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyor, aile ve dostlarına sabırlar diliyorum.

'' NEDEN TEDBİR ALINMIYOR?''
08 Temmuz 2020 - 13:04
Sakarya’daki fabrikada meydana gelen
patlamada hayatını kaybeden vatandaşlarımıza da Allah’tan rahmet diliyor, aile
ve dostlarına sabırlar diliyorum. Yaralılara acil şifalar diliyorum. Ölüm bir
hakikat ve geleceği muhakkak. Ancak aynı fabrikada 13 yıl içerisinde 7. patlama
olmuş. Aynı yerde 7 patlama. 2009 yılında 3 patlama meydana gelmiş. İnsan
hayret ediyor. Tedbir alınamıyor mu? Yoksa bir takım tedbirler alınmıyor mu?
Devlet gerekli denetimleri yapıyor muydu? Bu soruların cevapları açık ve net
bir biçimde verilmesi gerekir.
   KIDEM TAZMİNATI İŞÇİNİN HAKKIDIR.Ülkemizde çalışanlarımızın hayatlarını
kaybettiği haberlerini ne yazık ki sıkça alıyoruz. Çalışanın aldığı ücretin
düşüklüğü ve yeterli tedbirlerin alınmadığı bir ortamda, çalışma hayatının en
önemli gündem maddelerinden birini kapsayan kıdem tazminatı tartışmaları
işçileri ve ailelerini endişeye sevk etmiştir. Ayrıca bu salgın döneminde ülkemizin
yaşadığı ekonomik ve sosyal zorluklar içerisinde kıdem tazminatı konusunun
tartışılması yerinde ve uygun değildir. yapılması düşünülen düzenleme  işçinin hak kaybına uğramasına neden
olacaktır. Kıdem tazminatının temel unsurlarına zarar verecek bir girişimde
bulunulmamalıdır. Çalışma hayatının huzurunu bozacak, kıdem tazminatına darbe
vuracak bir düzenlemeden uzak durulmalıdır. Kazanılmış haklar korunmalıdır.
Mevcut kıdem tazminatı sistemi içerisinde, işçilerin kıdem tazminatı hakkına
ulaşmasında bazı yasal boşluklar ile işverenlerin birtakım olumsuz uygulamaları
nedeniyle çeşitli zorluklar bulunmaktadır. Bu zorlukları aşmak için kapsayıcı
düzenleme yapılmalıdır.   GELİR DAĞILIMINDAKİ ADALETSİZLİK YOKSULLUĞU
ARTIRMAKTADIR.İktidar işçinin elindeki parayı almayı
değil, yoksulluğu nasıl bitireceğini düşünmelidir. Ak parti Kasım 2002’de
iktidara geldiğinde yoksulluğu bitireceğini söylemesine rağmen, Türkiye’de 20
yıllık süreçte yoksulluk artmıştır. Mevcut hükümet tarafından benimsenen piyasa
yanlısı ekonomik anlayış ile hak temelli sosyal politika anlayışından
uzaklaşılması, yoksullukla mücadele açısından başarısızlığı da beraberinde
getirmiştir. Türkiye’de 2018 yılı itibarıyla toplam gelirden en yüksek payı
alan yüzde 20’lik kesim toplam gelirin yüzde 48,5’ini almaktadır. Gelir
dağılımındaki adaletsizliğin en büyük göstergesi olan bu veride Türkiye bu
konuda veri bulunan 164 ülke içerisinde 47. sıradadır. Türkiye gelir
dağılımının adaletsizliği bakımından maalesef Afrika ülkeleri ile aynı ligde
yer almaktadır. OECD verileri de Türkiye’deki gelir dağılımı adaletsizliğini
açıkça ortaya koymaktadır. Gelir adaletsizliğini ortaya koymakta kullanılan
Gini Katsayısı bakımından Türkiye’nin OECD ülkeleri içerisindeki konumu ne
yazık ki çok kötüdür. Türkiye bu noktada veriye ulaşılabilen 35 OECD ülkesi
içerisinde 33. sıradadır. Ülkemizde insanlar çalıştıkları halde yoksullukla
karşı karşıyadırlar. Bu noktada, özellikle ekonomik büyümenin yoksulluk
sorununu tek başına çözebileceği yaklaşımı, yoksulluk sorununun sosyal adalet
temelinde ele alınması gereklidir. Yoksulluktan kurtulmak için sadece maddi
ihtiyaçları karşılamaya yönelik parasal yardımların yeterli değildir.  Dolayısıyla, devlet tarafından yoksul
kişilerin kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik sosyal politika önlemlerinin
uygulanması gerekmektedir.   AK PARTİ İKTİDARINDA 3Y DAHA DA ARTTI.Hatırlanacağı üzere Ak parti iktidara
geldiğinde 3Y ile mücadele edeceklerini söylemişlerdi. Yoksulluk, yolsuzluk ve
yasaklar. Ancak 20 yıllık süreçte yoksulluğun, yolsuzluğun ve yasakların arttı.
Yolsuzluğu engelleyemediler. Bilakis daha da arttı. Şimdi kaliteli yolsuzluk
yapılıyor. Yoksulluk ise hem kaliteli yolsuzluklar, hem de liyakatsiz
kadroların beceriksiz yönetimi marifetiyle kat be kat arttı. Yasaklar ortadan kaldırılmak
yerine her şeyin çözümü haline geldi. Her halde bundan sonra milleti ikna etmek
için kısa süre içinde “yoksulluk” kelimesini de yasaklarlar.    BEN KÜSTÜM OYNAMIYORUM.Şimdi sosyal medya yasağını konuşuyorlar.
Geleneksel medyada kurdukları hakimiyeti kaybetmek istemiyorlar. İşlerine
gelince sosyal medyada hastag çalışması yapıp, yeşil top kullanıyorlar, top
ellerinde patlayınca sosyal medyanın fişini çekmeye hevesleniyorlar. Herkes
aynı kanalları izlesin, basında tek ses hakim olsun istiyorlar. Aynı anda 40
kanal birden kendilerini canlı yayınlasın istiyorlar. Alkışa ve pohpohlanmaya
alıştılar dislike görünce hazmedemiyorlar. Biz Saadet Partisi olarak, her türlü
ahlâksızlığa, trollere ve trolleşmiş zihniyetlere karşıyız ve bu konuda
atılacak adımları her zaman destekleriz. Fakat birkaç kişinin densizliği bahane
edilerek, sosyal medyanın ve özgürlüklerin kısıtlanmasına da sonuna kadar
karşıyız.    ASIL DÜŞMAN GERÇEKLERİ GİZLEYİP YALAKALIK
YAPANLARDIR. İktidar her alanda kendisi gibi düşünmeyen
veya kendisini eleştirenleri susturmaya, yok etmeye çalışıyor. Bunun en son
örneği Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kapatılan Şehir Üniversitesi’dir. Böyle bir
üniversite anlayışı da, ilim de olmaz. Üniversitenin açılış resimleri
yayınlanıyor bakıyoruz ki Sn. Cumhurbaşkanı, sn. Abdullah Gül, Sn. Davutoğlu
orada kurdelayı beraber kesiyorlar. Ama ne zaman ki aralarında siyasi ayrışma
oluyor o halde hainsin damgasını vurmaktan çekinmiyorlar. Bir ülke böyle
kalkınmaz bir ülke problemlerini böyle çözemez. İlim böyle gelişmez.  28 Şubat’ın hatalarını bugün biz yaşıyoruz.
Bu hataları bir başka açıdan şimdi birileri yeniden tesis etmeye gayret ediyor.
28 Şubat’ta başka bir fikre müsamaha yoktu, baskı vardı, konuşturmayın vurun tepesine
mantığı vardı. Aynı mantık şimdi bir başka açıdan geldi başımıza çöktü.  Cenab-ı Hak insana akıl nimetini vermiş ancak
bu nimeti verdikten sonra insanı serbest bırakmış. Dinde zorlama yoktur emrini
vermiş. Cenab-ı Hakkın bile zorlamadığı dünyada siz toplumu kendiniz gibi
düşünmeye zorlarsanız, bundan hem toplum zarar görür hem de siz zarar
görürsünüz. Buradan kendilerine sesleniyorum sizin asıl hasmınız emin olun
gerçekleri gizleyip size yalakalık yapanlardır. Asıl dost ise ne pahasına
olursa olsun size hakikati hatırlatanlardır. Zulmediyorsunuz etmeyin.    ÇOKLU BARO ADALETE OLAN GÜVENİ DAHA DA
DÜŞÜRÜR.Ülkemizin gündeminde olan bir diğer konu ise
çoklu baro tartışmalarıdır. Öncelikle şu hususu belirtmek istiyorum, Türkiye’de
zedelenen adalet mefhumu bu adımla daha da zarar görecektir. Biz baroların
hangi fikir ve ideoloji olursa olsun siyasallaşmasına tamamen karşıyız. Barolar
adalet mekanizmasının bir temsilcisi olarak bağımsız olmalıdırlar. Hiçbir
partinin fiilen ya da dolaylı yönden uzantısı görüntüsünü vermemelidirler.  Çoklu baro adımı ise, Türkiye’de artan
kamplaşma ve kutuplaşmayı arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Avukatlar
arasında oluşacak bu kutuplaşma bu ülkenin tamamına zarar verecektir.
Avukatların yaşadığı problemler ortada dururken, siyasi dengeler gözetilerek meslek
saygınlığının örselenmesi yanlış olup, meslek birliğinin ıslah edilmek yerine
bu şekilde yıpratılmasının telafisi imkânsız olumsuzluklar oluşturabilir.
Yapılacak değişikliklerin Baroların çağrısında belirttiği gibi müzakere
yöntemiyle ortak bir aklın ürünü olarak kanunlaştırılması hayati önem arz
etmektedir.   LAF DEĞİL İCRAAT BEKLİYORUZ.   Ülkemizin bir diğer gündemi ise İstanbul
Sözleşmesi. AK Parti Genel Başkanvekili Numan Kurtulmuş “Nasıl İstanbul
Sözleşmesi bir hukuki süreç takip edilerek, icabı yerine getirilerek kabul
edildiyse gerekirse yine usulüne uyarak bu sözleşmeden çıkılır” ifadesini
kullanmıştır. İfadesine bizde aynen katılıyoruz. Ancak kendisinden beklediğimiz
söz değil icraattır. Ya bu aileyi yok etmeyi amaçlayan sözleşmeyi kaldırın, ya
da susun. Şunu bir kere daha belirtelim ki, bu sözleşmenin asıl amacı aileyi
yok etmektir. ‘Kadına şiddeti engellemek’ bu amacı gizlemek için seçilmiş süslü
bir cümledir. Ülkemizde yaşanan kadına karşı şiddeti engellemek için, batının
kanunlarına ihtiyacımız yoktur. Biz kendi medeniyetimizle bu işleri
çözebiliriz.   DOĞU TÜRKİSTAN’A SESSİZ KALAMAYIZ.Son olarak
Doğu Türkistan meselesi bütün İslam aleminin kanayan yarasıdır. Bugün Çin'in
uygulamış olduğu politikalara dair bölgeden gelen haberler son derece endişe
vericidir.  Özellikle de toplama
kamplarının akıbeti zihinlerde soru işaretidir. İnsanların inançlarını
değiştirmeye kalkışmak, aile mefhumunu ortadan kaldıracak adımlar atmak
zulümdür. Bunun için de uluslararası bağımsız bir komisyonun kurulmasına izin
vermelidir. İktidar maalesef Çin ile olan münasebetleri devam ettirme aşkına bu
konuda gerekli girişimlerde bulunamıyor. Biz Çin ile kavga içinde bulunmayı
arzu etmeyiz.  Lakin Çin hükümeti bu
tavrından bir an önce vazgeçmelidir. Bugünkü politikalarını devam ettirmesi
Çin’e fayda sağlamaz. Çünkü yaptıkları zulümdür.
Şu hususu tekrar vurgulamak istiyorum
yeryüzünün bütün mazlumlarının destekçisi olmaya devam edeceğiz, zulüm kimden
gelirse gelsin sessiz kalmayacağız. Doğu Türkistan konusunun sonuna kadar
takipçisi olacağız.

YORUMLAR

  • 0 Yorum