HÜR TEFEKKÜRÜN KALESİ: 'NOTLAR'


 
   Yılda üç sayı çıkaran ve dört yıldır yayın hayatında olan Notlar dergisi kendisini “düşünce ve kuram dergisi” olarak tanımlıyor. Cemil Meriç; “dergi, hür tefekkürün kalesi” diyor. Olması gereken bu! Ama günümüzde dergilerin hür tefekkürün kalesi olmadığını, bu metin başlığının Notlar dergisine has olduğunu canlı bir örnekle sizlere nakledeceğim.
 
   Bütün yazdıklarıma dikkat çekebilmek için yazdığım, “Türkçeyi Kurtarma Bildirisi” başlıklı bir sayfalık “hitabeyi”, yirmi ulusal TV, onlarca gazete, dergi ve düşünce kuruluşu olmak üzere Türkiye’nin tamamına gönderdim. Birkaç ay geçti hiç ses yok. İlerleyen zamanda Notlar dergisi “bu yazıyı inceleyip, yayınlamayı düşünüyoruz” dediler ve yayınladılar. Notlar’ın bu “hitabeyi” içeren 10. sayısını Afyon kitap kulübü başkanı değerli arkadaşım Kadir Altınkaya’ya, saygı değer arkadaşımız Sezer Küçükkurt’un ofisinde, derin sohbet esnasında hediye ederek, kimsenin yayınlamadığı hitabeyi neden Notların yayınladığını sordum… Kadir bey o her zamanki bilgece hali ile “bak Ramazan hocam” dedi; “falanca yazar (adını da vermişti), önce hiç ilgi görmüyor, kitaplarını basan falan olmuyor. Ama gün geliyor Pulitzer ödülü veriliyor” dedi. Yorum sizin; sohbet sürdü gitti…
 
     İlgili hitabenin Türkçeyi temsil kabiliyeti olduğuna göre, Notlar dergisi bu hakikati keşfeden tek adrestir. Temsil kabiliyeti var çünkü bu hitabeyi gölgede bırakacak bir hitabe yazılamamıştır. Halep orada ise yazmak isteyene işte meydan! İdeoloji kavramını tevhidi filtreden geçiren bir metni hiçbir yerde, kimsede bulamazsınız; ama Notlar 12’de var. Size ulaşan hakikati keşfetmek, onu telif etmekten daha zordur. Çünkü “bir şey üzerine konuşmak onu yapmaktan daha zordur.” (Oscar Wilde) Notlar; hakikate açık bir dergi. Böyle bir derginin ilk işi türedi dile kapısını kapatmaktır. Gençliğe hitabede ilgili kesimin, “marka Müslüman’ı” olduğunu söyleyen N. Fazıl bugünü görseydi, “marka yani Müslüman tanımı da elden gitmiş; insanlar kendine ‘Muhafazakâr’ vs. diyor” derdi. Öncekilerin başına ne geldi ise türedi dilin üzerini çizmez isek bizim de başımıza aynısı gelir; geliyor. Sorgulama aidiyet kavramı ve amel üzerinden yapılır. Çünkü bu din, çuval, poşet, paket içinde gelmedi; kelimelerin içine yüklenerek geldi.
 
      Bugün dergiden söz açtık. Derginin adı; “Yetkin Düşünce”! Kim yetkilendirdi?  Beyaz eşyada “yetkili bakım servisi” tanımı var ya! O aklımıza geliyor. O zaman “Yetkin Düşünce Bayii” demek daha doğru olur. Düşünmenin yetkisi, ihalesi olmaz. Düşünmek vekâlet kabul etmez. Bir kişiyi, şeyi, yeri; düşünmekle yetkilendiremeyiz; düşünmeyi bir yere irca edemez ve hasredemeyiz. Ama vekâlet kavramları (kültür, aydın, entel, tevhide yamalı kavramlar vs.)  ile konuşanlar, düşüncenin değil; konuşmanın yetkili servisi olabilirler. Vekâlet kavramları ile konuşanların müktesebatında, kavramları tevhidi filtreye tabi tutan bir metin yok! Konuşmak, düşünmek değildir. Kavramları açık eden 7T; tevhit, teslis, tayin, teşhis, tanım, tasnif, tasfiye konusunda adım atan yok; o halde cümle kurabilen yok. Bu iddia ispat edebildiğim bir durumdur. “Kavramlar silahlardan önce kuşanılır.” (Hakikatin Yasaları)
 
    ÇOBAN ÇEŞMESİ; 1, 2, 3
    Ortaokul kitaplarında okuduğumuz “Çoban Çeşmesi” başlıklı şiiri hatırlıyorum. Afyon merkezde, park Afyon’un denginden başlayıp, özdilek istikametine seyreden altgeçitlerden geçerken, hiç düşünmeden, “Çoban çeşmesinden geçiyoruz” deyivermişim. Unutulmayan bir şiiri, bu altgeçitlere vaziyet eden Sn. Burhaneddin Çoban’a atfen, bu altgeçitlere isim yaptım. Çeşme ve altgeçit, ikisi de müthiş ferahlık veriyor. Ben bu geçitlere sırası ile Çoban Çeşmesi-1 (2,3) diyorum. Sn. Çoban’a teşekkür ediyoruz. Sn. Mehmet Zeybek kanaatimce elini çabuk tutmalı. Bu şehirde, daha nereye ve kaç çeşme lazım, kendileri daha iyi bilir. Baki kalan bu Afyon’da bir Çoban Çeşmesi imiş!