İTİBAR SUİKASTİ


28 Şubat süreci gibi kasvetli siyaset dönemlerinde toplumsal algı oluşturmak için aynı merkezden yönetilen operasyonlar vardır. Bu dönemlerin belirgin özelliği, en ciddi konuların sulandırılarak itibar suikastine maruz bırakılmasıdır. Hali hazırda sanki bu ülkenin hiç düşmanı yokmuş, her şey güllük gülistanlıkmış, Alplerde yaşıyormuşuz gibi bir hava estirenler var... Yirmi yıldır neyin hazırlığı yapılıyor sanıyorsunuz... Savunma bütçemiz neden bu kadar arttı... Gezi olayları, öylesine masum bir çevreci eylem miydi... Gezi olayları esnasında Türkiye Suriye’ye dönük operasyon planları yaparken güneyimiz nasıl elden çıktı. Yine aynı dönemde gezi olayları nedeniyle Türkiye içe kapanmışken Mısır’da kim adına darbe yapıldı. Akdeniz’de onca devletin ne işi var. Neden hepsinin ortak hedefi bu ülke… En önemlisi 15 Temmuz neydi... Bunların hepsi bilgisayar oyunu, çizgi film ya da rüya mıydı...

Bu kadar mı gayri ciddi bu işler... Basit bir siyasi bekaa meselesi mi konu... Eğer bu konularda çıkarımlarda bulunup hazırlıklı olmak ve toplumu teyakkuzda tutmak paranoya ise, herkes oyunda eğlencede iken 15 Temmuz nasıl zuhur etti. İnanmamız için düşmanın kapımıza mı dayanması lazım. Dayandı da bir taraftan zaten… Artık savaşlar öyle sahada yapılmıyor hemencecik… Bir sürü yıpratma operasyonu yürütülüyor. Kimisi ekonomik, kimisi siyasi, kimisi sosyal…

Yirmi yıl önce adı-sanı ortada olmayan terör örgütleri nasıl öyle birden peydah oldu… Üstelik içimizden devşirilerek… Her biri bir global ya da bölgesel güç adına sahadalar… Nasıl bir gaflettir, nasıl bir körlüktür, nasıl bir kindir bu böyle… Gezi olayı olur; üzerine atlarsın… 15 Temmuz olur kurgu dersin… Ekonomik operasyon yapılır; önüne konan domatesin-patatesin fiyatıyla ilgilenirsin… Hiç geçmişi yaşamammış gibi ekonomi duvara tosladı dedikodusu yaparsın… Seçimde hile iddialarını hilebazların saikleriyle değerlendirirsin… Ne zamana kadar devam edecek bu böyle…

Bu devletin 20. yüzyılın ilk çeyreğinde hangi şartlarda kurulduğu ve yaklaşık yüz yıllık misyonu çok mu bilinmedik... Yedi düvelin üzerimize hücum ettiği kaç saldırı önlendi. Kaç terör örgütü salındı üzerimize... Cumhurbaşkanına yönelik kim bilir kaç suikast girişimi atlatıldı. Daha nice örnekler verilebilir. Bunların hepsi mi paranoya... Yoksa farkında olmadan gaflet içerisinde alet mi oluyoruz bütün bunlara... Veya siyaseten bulunduğumuz yer kör mü etti bizi...

Kurulan tezgahın değirmenine su taşımaya gerek yok... Sermaye piyasaları öylesine birbirine bağlıdır ki, günümüz koşullarında bunun tamamen dışında ayakta kalamazsınız. Bu şer güçlerin kiminle uğraştığına, kimin de sırtını sıvazladığına bakmak gerek... Olay basit bir politik çıkarın çok ötesinde... Şer güçlerin ağzıyla konuşmak bize değil, onlara hizmet eder. Yaşananların tesadüf olduğunu mu sanıyorsunuz. Küçük siyasi hesaplar peşinde koşuşturan gafiller kime ve neye hizmet ettiklerinin farkında bile değil… Kin onları öylesine kör etmiş ki; adeta katillerine âşık olmuşlar.

Balığı ikna eden oltanın ucundaki solucandır. Oltanın arkasındaki tuzağı göremediğinde, balığın sudan çıktıktan sonraki pişmanlığı fayda etmez. Hadisenin iç tarafına vukufiyet olmadan, hangi stratejiye binaen adım atıldığını bilmeden önüne konan fotoğrafa bakarak hüküm vermek hazırlanan tuzağa yem olmaktan başka hangi anlamı taşır ki…

FETÖ süreci bize gösterdi ki; çevreciler gibi, kadın örgütleri gibi, sivil toplum faaliyeti gibi pek çok 'masum' örgüt ve politika, müstemlekeci güçlerin Türkiye'deki uzantısı... Bir başka deyişle oltanın ucundaki yem... Eğer bir örgüt öyle ya da böyle bu odaklarla ilişkili ise; insan hakları da, hukuk devleti de, azınlık hakları da sadece bir tuzak... Bana hemen evrensel değerlerden bahsetmeyin... Evrensel filan değil, egemen güçlerin değerleri bunlar... Bunları kendi değişkenlerimizle çerçeveleyemediğimiz sürece, bu uzantılara göz yummak stratejik zamanlarda kullanmak üzere içimize adam sokmaktan başka bir anlam taşımıyor. Hala bu kavramları yüceltip masumiyeti üzerinden açıklama yapanlar kusura bakmasınlar ama budalalıktan başka bir şey değil bu...