SIĞ DÜŞÜNCE


Malum; İngilizler üzerine güneş batmayan imparatorluk olarak dünyanın 2/3’ü üzerinde değişik zamanlarda hâkimiyet kurmuş ya da etkili olmuştur. Kuzey de (ABD-Kanada) onların, Güney de (Avustralya, Yeni Zelanda), Ortadoğu da, Uzakdoğu da Yakındoğu da… Bakmayın siz İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kabuğuna çekilmiş gibi gözüktüğüne… Evet, savaştan ağır yaralı olarak çıktığı, neredeyse bin yıl sonra adanın işgalinden ABD’nin yardımıyla kurtulduğu ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında küresel rolünü bu ülkeye devrettiği doğrudur.

O büyük imparatorluğu (sömürge imparatorluğunu) kurarken elbette sadece silahlı gücündeki üstünlükten yararlanmadı. Bir Kızılderili atasözü vardır bilirsiniz; ‘eğer derede iki balık kavga ediyorsa, biliniz ki oradan İngilizler geçmiştir…’ Adamlar(ı) her yerde… Ama hiçbir yerde göremiyorsunuz… Adamları(nı) tanımanız bilmeniz mümkün değil... Kimi zaman bir milli kahraman, kimi zaman bir dini lider, kimi zaman da kendilerine karşı zafer kazanmış bir komutan…

Oyun öylesine büyük ki… Zihinler öylesine kontrol altına alınmış, öylesine iğdiş edilmiş ki; düşmanın şuracıkta; sana-bana, malımıza-canımıza, ırzımıza namusumuza… saldıracak olması bile ikna edici olmuyor…

Sabırla beklerler kendilerine verilecek kritik rol için… Onlar demedikçe hiçbir adım atmazlar adamları… Bir roman da okumuştum; “ajanlar ‘aksanlı’ konuşmazlar diye…” Lawrensi düşünsenize… Rolünü ne kadar da profesyonel oynadı… Görevini yaptı ve gitti… Hiç farkettirmeden FETÖ’yü düşünün mesela… Ne kadar içimizden birisi (!) idi değil mi…

Osmanlı’nın yıkılışının bir çok nedeni vardır ama, asıl neden Jön Türklerin, ki bunlar batıda eğitim almışlardı, ateşlediği fitilin yayılması ve buradan neşvü nema bulan İttihat ve Terakkinin güç kazanarak darbe yapacak güce ulaşmasıdır. İttihatçılar iktidara geldikten 10 yıl sonra Yunanlılar İzmir’e çıkmıştı hatırlarsanız…

Burada kritik bilgi; yurt dışında eğitim almak… Ya da yurt dışı eğitimi almak…Eğer herhangi bir ‘Ortadoğulu’ yurt dışında eğitim almış ve de ülkesinde bir sorumluluk üslenmişse, o kişi hakkında bir değil, birkaç kez düşünmek gerekir. Zira görevini öylesine profesyonel bir şekilde icra eder ki; yapacağı kritik hamleye kadar, hatta bu hamleyi yaptıktan sonra bile durumu farkedemeyebilirsiniz…

Bir de ‘içimizde’ olup deşifre olmayanlar var… Son sür’at toplumsal değerleri dejenere etmeye devam ediyor bunlar... Kur’an İslam’ı diyor mesela… Binlerce insan takılıyor peşine… Veya kedicikleri ile fütursuzca toplumsal değerlere saldırabiliyor bir başkası… ‘İstanbul’u fetheden Yunanlı’ (http://en.protothema.gr/ekrem-imamoglu-the-greek-who-conquered-istanbul/) payitahta ‘şehremini’ seçilebiliyor veya (laik düşünceye alternatif olarak) “İngiliz sekülerizm mantığını daha doğru buluyoruz" demekte beis görmeyen bir başkası, son derece muhafazakar refleksleri olan bir partinin başında olabiliyor. Bir başkası ‘vaadedilmiş topraklar’dan bahsederken kalabalıklardan alkış alabiliyor.

Peki bu sığlıktan kurtulmanın yolu yok mu derseniz; üç şeye sahip olmak, yani üç şeye talip olmak gerek; vizyon, feraset ve furkan… Selametle kalın…